Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

10 Eylül 2013 Salı

IRKÇILIK ŞEYTANIN YOLUDUR


                             IRKÇILIK ŞEYTANIN YOLUDUR
 Kıymetli okuyucular hiç kimse ana babasını, sülalesini,ırkını, ten rengini,doğum yerini,doğum tarihini,memleketini seçme hakkına sahip değildir. Tarih boyunca insanlığın başına gelen felaketlerin tamamı ırkcılık yüzündendir. Buna son vermenin tek çaresi Allahın kitabı Kuran-ı kerimin ve Allahın peygamberi Muhammet Mustafa(sav) in yolundan gitmektir. Irkçılığı ilk başlatan şeytandır. Kendisinin ateşten yaratıldığını ademin çamurdan yaratıldığını öne sürerek hz. Ademi küçük görmüştür. Irkçı olan kişi şeytanın yolundadır. Ve sonu ebedi cehennemdir. İnsanlık tarihinde diğer tefrika sebepleri arasında en ziyade görülen ve dünya durdukça görülmeye devam edeceğe benzeyeni ırkçılıktır. İnsanlık bu yüzden pek çok istilâ, sürgün, savaş, zulüm ve katliâmlara, yani her çeşidiyle fitnelere sahne olmuştur. Gittikçe daralan ve tek cem'iyyet, tek âile hâlini almaya yüz tutan insanlığın terakkisinde bir engel olabilecek bu ırkî ayırımın kesin bir dille yasaklanması gerekiyordu. Bu sebeple Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) ırkçılığı, unsuriyyet düşüncesinden kaynaklanan ayırımı, mükerrer ifadelerle kesin olarak yasaklamıştır. Kur'ân-ı Kerim şu âyette insan kardeşliğini tesbit eder: "Ey insanlar, hakikat biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Sizi, sırf birbirinizle tanışmanız için büyük büyük cem'iyyetlerle, küçük küçük kabilelere ayırdık. Şüphesiz ki, sizin Allah nezdinde en şerefliniz, takvaca en ileri olanınızdır..." (Hucurât, 13). Şu âyet de Müslümanların kardeşliğini beyan eder: "Mü'minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını (bulup) barıştırın. Allah'tan korkun, tâ ki esirgenesiniz." Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de: "Müslümanlar kardeştirler, birinin diğerine (hâricî sebepden gelen) bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sâdece takvâ iledir" der. Yine Kur'ân-ı Kerim'de, ırkçılığı reddeden mühim âyetlerden biri olarak şu âyet de burada kayda değer: "De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, KABİLENİZ, elinize geçirdiğiniz mallar, kesad(a uğramasın)dan korkageldiğiniz bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan meskenler size Allah'tan, O'nun peygamberinden ve O'nun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah fâsıklar gürûhunu hidâyete erdirmez" (Tevbe, 24). Burada, kişiye en yakın olan anne, baba, mal vs. sevgisinden üstün tutulması emredilen Allah ve Resûlü'nün sevgisiyle, dinî ahkâm ve emirlere bağlılık ve meselâ iman kardeşliğinin kastedildiği açıktır. Zira emirlere uymadan Allah'ı sevdiğini iddia etmek boş bir lâf olur. Kur'ân-ı Kerim kan bağından çok iman bağının esas alınması fikrini pek çok âyetlerde işler. Bunlardan biri, Tûfan sırasında babasının risâletini inkâr ederek gemiye binmekten imtina eden Hz. Nuh'un oğlu ile alâkalıdır. Nuh (aleyhisselam) Cenâb-ı Hakk'a: "Ey Rabbim, benim oğlum da şübhesiz benim âilemdendir..." diyerek oğlunun kurtulmasını taleb edince, Cenâb-ı Hakk kendisine: "Ey Nûh, o kat'iyyen senin âilenden değildir. Çünkü o(nun işlediği), sâlih olmayan (kötü) bir iştir" (Hud, 45-46) cevâbını vererek, "kötü iş üzere olanların" mü'minlerce bağra basılmaması dersini verir. Nitekim Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de Selmân-ı Fârisî, Cerir İbnu Abdillâh gibi muayyen bâzı şahısları ve hatta "her müttaki kimseyi" Âl-i Beyt'ten (yâni kendi âilesinden) sayarken, istikbâlde vukua gelecek bir fitneyi -ki fitnetü'sserrâ (refah fitnesi) diye vasıflar- çıkaracak kimsenin (kan itibâriyle) ehl-i beytinden olmasına ve bu sebeple kendisini Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'den zannedecek olmasına rağmen, kendisinden olmadığını, "zira hakiki dostlarını muttakilerin teşkil ettiğini" beyân eder. Bu temâyı te'yiden, Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'den "güzel bir örnek verilir" "İbrahim'de ve onun maiyyetinde bulunanlarda sizin için hakikaten GÜZEL BİR ÖRNEK vardı. Hani onlar kavimlerine: "Biz, sizden ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduğunuz nesnelerden kat'iyyen uzağız. Sizi inkâr ettik. Siz Allah'a bir olarak imân edinceye kadar bizimle aranızda ebedî düşmanlık ve buğz belirmiştir" demişlerdi..." (Mümtehine, 4). Kur'an-ı Kerim, bir başka ayette Hz. İbrahim ve maiyyetinde olanların bu "örnek" davranışlarının bütün Müslümanlarca benimsenmesini, müşterek bir prensip yapılmasını emreder: "Ey iman edenler, babalarınızı, kardeşlerinizi -eğer küfrü sevip imân üzerine tercih ediyorlarsa- veliler edinmeyin, içinizden kim onların velilikleri altına girerse onlar zâlimlerin tâ kendileridir" (Tevbe, 23). Ebû Zerr'e bir vesile ile: "İyi bak, sen Allah'a olan takvân ile üstünlük elde etmedikçe ne kırmızı, ne de siyahtan (acem ve Arabtan) daha hayırlı değilsin" diyen Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de kavim ve kabilecilik ile, gerek filleriyle ve gerekse sözleriyle mücâdele etmiştir. O'nun (aleyhissalâtu vesselâm) dilinde "cahiliyye da'vası", "asabiyyet da'vası", "cahiliyye asabiyyeti" vs. gibi değişik tâbirlerle ifadesini bulan kavmiyetçilik kesin olarak yasaklanmıştır: "..Allah indinden en şerefliniz takvaca en ileri olanınızdır. Arabın Arap olmayan (acem) üzerine bir üstünlüğü yoktur. Arap olmayanın da Arap üzerine bir üstünlüğü yoktur. Siyah derili olanın beyaz derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Beyazın da siyah derili üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük sâdece takva iledir." "Kim hevâsına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyyetciliğe (asabiyyet) çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa, cahiliyye ölümü üzere ölür." "Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir: 1- Kaderiyye (ilahî takdiri inkâr ederek, "kişi yaptığının yaratıcısıdır" demek), 2- Unsuriyet da'vası, 3- Dinî mes'eleleri rivayet ederken titiz davranmayıp, gevşek olmak, lâubali olmak." "Asabiyyet (kavmiyyetçilik) davasına kalkan, onu yaymaya çalışan, bu dava yolunda mücadeleye girişen bizden değildir." [(Ebu Davud, Edeb, 121, 5121. H. Münavi, a.g.e., 5, 386).] "Kim câhiliyye davasında (kavmiyetçilikde) bulunursa cehenneme iki dizi üzerine çökmüş demektir. Dediler ki: "Ey Allah'ın Resûlü, oruç tutsa, namaz kılsa da mı?" "Evet," cevabını verdi; "oruç tutsa da, namaz kılsa da." [(Hakim, Müstedrek, 4, 298).] Hz. Âişe, Hz.Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bu mevzûdaki tutumunu belirtme sadedinde şöyle der: "Dünyada takva sahibi kimse kadar ne bir kimse, ne de bir başka şey Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın hoşuna gitmemiştir." Ama asabiyyet davası hepsini sıfıra ircâ ediyor. İslâm alimleri, yaratıldığı asla bakarak gurur ve tekebbürde bulunmayı, iblisin Allah'ın lânetine uğramasına ve cennetten kovulmasına sebep olan ameline benzetirler. Zira o, âyet-i kerimede ifade edildiği üzere, Cenab-ı Hakk tarafından Âdem'e secde etmesi emredilince, kendi hevasından gelen şahsî re'yine uyarak: "Ben ondan (Âdem'den) hayırlıyım. (Çünkü) beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın" (A'raf, 12) der ve emre itaat etmez. Şu halde bu ayet-i kerime de asla tekebbüre kapılma veya başkasını istiskal etme duygusunun -diğer birçok menfi duygular gibi- fıtrattan gelen ve pek ciddi vartalara atabilecek mahiyette olan bir duygu olduğunu, her an bu şeytanî duyguya karşı dikkatli davranarak Allah'ın lânetine kadar gidebilecek durumlara düşülmemesini ders vermektedir

6 Eylül 2013 Cuma

İSLAMDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

 İÇGÜVEYSİ:     Sayın okurlar ne yazık ki birçok konuda olduğu gibi doğru bildiğimiz yanlışlarımız var. Bunlardan birisi de içgüvey meselesi. Toplumumuzda iç güveysi olmak ayıp sayılıyor. Her konuda Peygamberimizi örnek aldığını iddia edenler; Peygamberimizin sünnetlerinden işlerine geleni ön plana çıkarıp işlerine gelmiyeni görmezden gelirler. Peygamberimiz(sav)in sakalı sünnettir. Ama uzun saçları sünnet kabul etmeyip uzun saçlı insanları ayıplarlar. Niçin sakal sünnette, uzun saç ayıp. Peygamberimiz(sav)in sakalı vardı ama saçları da uzundu. Sarık sarmak sünnettir ama entari giymek ayıptır. Peygamberimiz(sav) sarık sardığı gibi entari de giyerdi. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bildiğiniz gibi içgüveysi damadın gelinin evine yerleşmesi anlamındadır. Kız çocukları Allahın bir lutfu olarak ana babaya erkek çocuklardan daha düşkündür. Kız çocukları evlenmek ve bir yuva kurmak ister yuvasını kurduktan sonra da kendi ana babası ile yaşamak isterler. Bunu sağlamak için de her türlü çareye baş vururlar. Eğer gelin kaynana kavgasının bitmesini istiyorsak Peygamberimiz(sav)in ve Hz. Ali(ra)nin yaptığını yapmalıyız. Peygamberimiz(sav) Mekkeden Medineye hicret edinceye kadar Hz Hatice(ra)nin evinde kaldığını biliyor muydunuz.? Sanmam. Araştırırsanız doğru olduğunu görürsünüz. .Peygamberimiz(sav)in damadı Hz Ali(ra)nin hicrete kadar peygamberimizin eşi Hz. Esmaya ait evde kaldığını biliyor muydunuz.? Sanmam. Araştırırsanız doğru olduğunu görürsünüz Sahabilerin çoğunluğunun hanımlarının evinde kaldıklarını araştırırsanız göreceksiniz. Yanlışlarımızdan bir başkası da kız babalarının ve dul kadınların evlenme teklifi yapmalarının ayıp sayılmasıdır. Halbuki bu sünnettir. Dul bir kadın olan Hz. Hatice(ra) annemiz arkadaşı Münye kızı Nefiseyi Peygamberimiz(sav)e elçi olarak gönderip kendisine evlenme teklifi göndermiş. Peygamberimiz(sav) kabul etmesi ile evlilik gerçekleşmiş; Hz. Haticenin evine yerleşmişlerdir. Kız babası olarak Peygamberimiz(sav) Hz Ömer(ra) ve Hz Ebubekir(ra) i Hz Ali(ra)ye kızı Hz. Fadime(ra) ile evlenmesi için teklif yapmıştır. Hz. Ali(ra) nin kabul etmesi ile evlilik gerçekleşmiştir. Sahabilerin çoğuda bu şekilde hareket etmiştir. Sayın okurlarım Peygamberimiz(sav) in şahsına ait evliliği,yaşamı,giyim kuşamı v.b sünnetlere sünneti zevait denir. Biz Müslümanlar sünneti zevait olan sünnetlere uymak zorunda değiliz. Peygamberimiz(sav) entari giymiş bizde entari giymek zorunda değiliz. Buna çok güzel bir örnek vermek istiyorum. Erzurumlu alimin birisi Mekke imamını Erzuruma davet eder. Uçakta ona Erzurumun soğuk olduğunu kalın elbise giymesi gerektiğini söyler. İmam ben Peygamberin giydiği elbiseden başka elbise giymem diye kabul etmez. Uçaktan inince dondurucu soğuğu gören imam hani nerde getirin bana bir palto eminim ki Peygamberimiz(sav) de buraya gelse palto giyerdi der. Evet sayın okurlarım. içgüveysi sünneti zevaittendir yani ona uymak zorunda değiliz ama lütfen sünneti zevaidi de ayıp saymayalım.