Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

16 Temmuz 2015 Perşembe

İSLAMDA CİN

İSLAMDA CİN İSLAMDA CİN Muhterem müminler aşağıda görüleceği gibi cinler hakkında Kuranı kerimde birçok ayeti vardır. Hatta Cin suresi vardır. Bu ayetlerden anlıyoruz ki CİN: Gizlenmek , gizli kalmak, gözle görülmeyen gizli kuvvetler. Anlamlarına gelir. CİNLERİN VARLIĞI KURAN VE SÜNNETLE SABİTTİR AYET:(Ahkaf 29-32)’’ Şu vaktide hatırla ki cinlerden bir kısmını Kuran dinlesinler diye sana sevketmiştik. Onlar Kuran dinlemeye hazır olunca birbirlerine susun dinleyin dediler.'' AYET:(Zariyat-56)’’ Ben cinleri insanları bana ibadet etsinler diye yarattım.''CİNLER YERYÜZÜNDE BULUNURLAR AYET:( Cin- 7)’’ Doğrusu bir takım insanlar. Cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını arttırırlardı. CİNLERİN MÜMİN VE KAFİRLERİ VARDIR AYET:(Cin- 13) ‘’ Doğrusu biz cinler o hidayet rehberi olan Allahın peygamberini dinlediğimizde hemen ona inandık . her kim bu suretle Rabbine iman ederse o ne hakkı eksiltmekten ne de zulme uğramaktan korkmaz. CİNLERİ İNKAR ETMEK KURANIN AYETLERİNİ İNKAR ETMEKTİR AYET: ( Cin 1- 2 )‘’ Ey Muhammet de ki cinlerden bir topluluğun Kuranı dinlediği bana vahyedildi. Onlar şöyle demişlerdir. Doğrusu biz doğru yola götüren , hayrete düşüren, bir Kuran dinledikte ona inandık. Biz Rabbimize ortak koşmayacağız.PEYGAMBERİMİZ CİNLEREDE PEYGAMBER OLARAK GELMİŞTİR AYET:(Enam- 130)’’ Ey cin ve insan topluluğu size içinizden ayetlerimi anlatan ve şu kıyamet gününün geleceğini haber verip sizi korkutan peygamber gelmedi mi? CİNLER GAYBI (GELECEĞİ)BİLMEZLER AYET:( Sebe- 14)’’ Cinler gaybı bilemezler’’ AYET:(Şuara- 212)’’ Şüphe yok ki onlar meleklerin sözünü işitmekten kati surette yasaklanmışlardır. CİNLER TOPRAKTAN DEĞİL ATEŞTEN YARATILMIŞTIR AYET:(Hicr-27)’’ Cinleri daha önce çok zehirli ateşten yarattık. CİNLERİN İNSANLARDAN FARKI 1- Cinler insanlardan önce yaratılmıştır. 2- Cinler zehirli ateş(ateşin alevi) den yaratılmıştır. 3- Cinler gözle görülmez varlıklardır. 4- Cinler ışık hızıyla hareket etme kabiliyetine sahiptirler. 5- Cinler olayları hemen öğrenir. Habere anında ulaşır. 6- Cinler bir şeyi ber yerden bir yere anında ulaştırır(ışık hızıyla) 7- Cinler çok ağır işleri, çok kısa zamanda bitirebilme kabiliyetine sahiptirler. 8- Cinlerin gecesi gündüz gündüzü ise gecedir. Gece ayaktadırlar, gündüz dinlenirler, 9- Cinler için Kaybolan bir şeyi bulmak çok kolaydır. 10- Cinler binlerce yıl yaşayabilirler. 11- Cinlerin yiyeceği her şeydir. Katı, sıvı, gaz, ne olursa yiyebilirler. CİNLERLE İNSANLARIN BENZER ÖZELLİKLERİ 1- Cinlerinde insanlar gibi inananı ve kafiri vardır. 2- Cinlerde insanlar gibi yemek yer. 3- Cinlerde insanlar gibi giyinirler. 4- Cinlerde insanlar gibi evlenirler. 5- Cinlerde insanlar gibi çocuk sahibi olurlar. 6- Cinlerde insanlar gibi yaşlanırlar. 7- Cinlerde insanlar gibi erkek ve dişiden oluşurlar. 8- Cinlerde insanlar gibi duygulanır, ağlar, güler,sevinir,üzülür. 9- Cinlerin amirleri, memurları ,kanunları, sosyal yaşamları, evleri, köyleri vardır. 10- Cinlerin insanlar gibi zengini,fakiri, sağlıklısı,hastası, engellisi vardır. 11- Cinlerde insanlar gibi doğar, büyür ve ölürler. 12- Cinlerde insanlar gibi kendilerine ve insanlara zarar verebilirler CİNLERİN İNSANLARDAN EN ÖNEMLİ FARKI GÖRÜNMEMELERİ VE IŞIK HIZIYLA HAREKET EDEBİLMELERİDİR.

14 Mart 2015 Cumartesi

BAŞKALARINA KÜFRETMEK KENDİNE KÜFRETMEKTİR

BAŞKALARINA KÜFRETMEK KENDİNE KÜFRETMEKTİR EMPATİ YAPALIM KENDİMİZİ KARŞIMIZDAKİNİN YERİNE KOYALIM LÜTFEN Sayın okurlarım paylaşımlara baktığımızda görüyoruz ki kardeşlerimiz kendi partisinden olmayanı, kendi tarikatinden olmayanı,kendi cemaatinden olmayanı,kendisinin sevdiği alimi sevmeyeni kısaca kendisi gibi düşünmeyenleri acımasızca eleştiriyor, iftira atıyor, hakaret ediyor, aşağılıyor,alay ediyor, dalga geçiyorlar. Peki elimize ne geçiyor ego tatmininden başka hiçbir şey elimize çok şey geçiyor da lehimize değil aleyhimize geçiyor. Bakınız Kuran-ı Kerim bu hususta ne buyuruyor. AYET: (Enbiya-108)’’ Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.’’ Bu ayeti kerimede açıkca görüldüğü gibi Rabbimiz bırakın müslümanı kafire bile sövmeyi yasaklamıştır. Sebebini de açıklıyor. Siz onun inandıklarına küfrederseniz oda sizin inandıklarınıza küfreder. Dolayısıyla siz ona değil kendinize küfretmiş olursunuz. Sayın okurlarım konuyu biraz daha açmak istiyorum. Mesela bakıyorum bizim sağ kesimdeki arkadaşlar chp genel başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlunu küçümseyen, hakaret eden bir sürü paylaşımlar yapıyorlar. Ne oluyor chp ye gönül veren arkadaşlar chpden vazmı geçiyor aksine başkanlarına saldırıldığı için saflarını sıklaştırıyor. Karşı atağa geçerek bizim inancımıza, sevdiklerimize iftira atıyorlar. Ne oldu kim kazandı bu işte hiç kimse aksine zarar gördük değil mi? Elbette eleştireceğiz ,elbette doğruları söyleyeceğiz elbette tebliğ yapacağız ama uslubumuz Rabbimin Peygamberimize ve dolayısıyla hepimize öğrettiği uslup olmalıdır. İşte bu konudaki ayeti kerimeler AYET: (Nahl-125)’’(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.’’ AYET: (Ali İmran- 159)’’Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.’’ Sayın okurlarım ayeti kerimelerden de anlaşılacağı gibi rabbimiz karşımızdaki kafir bile olsa ona güzel şekilde anlatmamızı , tebliğ yaparken gayet yumuşak davranmamızı,eğer böyle yapmazsak hiç kimseyi ikana edemiyeceğimizi aksine düşmalığın artacağını bildiriyor. Ama biz ne yapıyoruz bu ve bunun gibi birçok ayet ve onlarca hadisi şerif varken nefsimize uyuyor. Bırakın kafiri kendi din kardeşimize olmadık hakaretler, ediyoruz. Böylece hem günah kazanmış hem de kendi davamıza hakaret edilme yolunu açmış oluyoruz. Yani kendimize ve davamıza zarar vermiş oluyoruz. Sayın okurlarım uzun yazıları okumadığınızı elimden geldiğince kısa yazmaya çalışıyorum ama bu konu son derece önemli lütfen sabırla okuyunuz. A tarikatından kardeşlerim B tarikatından kardeşlerimi kafirlikle,şirkle suçluyor. İftiralar atıyor,hakaret ediyor alay ediyor. Bu sefer bakıyorsunuz B tarikatinden olan kardeşlerim karşı saldırıya geçiyor aynısını A tarikatine yapıyor. Ne oldu şimdi burada kim kazançlı çıktı hiç kimse çok sevdiğin tarikatine ve şeyhine küfrettin, kafirlikle, müşriklikle itham ettin. Olur mu hocam ben öteki tarikata küfrettim. Hayır kardeşim sen öteki tarikata küfretmekle o tarikat mensuplarının senin tarikatına sövmesinin yolunu açtın. Sebep oldun. Sayın okurlarım diyeceksiniz ki peki ne yapalım. Allahın emrettiğini yapacağız. Eleştirilerimizi hakaret şeklinde değil. Uslubuna göre yapacağız, faydasız,gereksiz tartışmalara girmeyeceğiz. Kendi görüşümüzü kabul ettirmek istiyorsak önce karşımızdakinin görüşünü dinlemeli ve anlamalıyız acaba hangi maksatla söylüyor. Kastı nedir belki onun anlatmak istediğini biz anlamıyoruzdur. Benim başıma çok geliyor adam bana başka şey anlatıyor ben başka şey anlıyorum. Daha sonra adamın maksadını anladığımda çoğu kez ona hak veriyorum. Karşımızdakini ikna etmenin yolu karşımızdakinin doğru söylediklerini kabul etmektir. Hangi konu olursa olsun bir kişi bir şeyi savunuyorsa mutlaka ona göre bir doğrusu vardır. İşte o doğruya evet haklısın bu konuda doğru söylüyorsun dediğinizde ve devamında ama diye söze başladığınızda sizi can kulağı ile dinleyecek ya o anda size hak verecek ya da kalbine acaba haklı mı? sorusu girecektir. Yok adamın her dediğini toptan reddederseniz karşınızdakini asla ikna edemediğiniz gibi kendinize ve davanıza düşman etmiş olursunuz. İkna etmenin bir yolu da karşınızdakine değer vermektir. Her canlı övülmekten, ilgiden ve sevgiden hoşlanır. Bunlardan hoşlanmayan hiçbir canlı yoktur. Peygamberimiz(sav) in köpek leşini kötüleyen sahabiye öyle söylüyorsunuz ama ne güzel dişleri var buyurması gibi. İkna edeceğiniz insana iltifat ediniz. Mesela çok kültürlüsün,çok bilgilisin .v.s bu onu sizin söylediklerinizi dinlemeye hazır hale getirir. Ama asla kendinizi övmeyin aksine çok mütevazi olun. Ben sizden bilgili değilim. Siz daha iyisini bilirsiniz ama işte ayet şöyle diyor hadis böyle diyor alimin biri böyle diyor derseniz karşınızdakini daha kolay ikna etmiş olursunuz. Çünkü sizin söylediklerinizin kendi fikriniz değil. Nakil olduğunu anlar daha kolay ikna olur. İkna etmenin bir yolu da karşındakine soru sormaktır. Asla karşınızdakinin ne düşündüğünü öğrenmeden kendi görüşünüzü söylemeyiniz. Ona senin bu konuda görüşün nedir diye sorunuz. Görüşünü söylediğinde de ben şurayı anlamadım ayrıntı verirmisiniz diye sorunuz. Çünkü ayrıntıya girdiğinde onun asıl düşüncesini anlamış ona karşı vereceğiniz cevabın anahtarını ele geçirmiş olursunuz. Asla ama asla iyi bilmediğiniz konuda görüş beyan etmeyeniz. Bilmiyorum deyiniz bilmiyorum demek sizi küçültmez aksine yüceltir,karşınızdakine güven vermiş olursunuz, demek ki bu kişinin görüş beyan ettikleri doğru, diye düşünür beyan ettiğiniz görüşleri daha kolay kabullenir. Kardeşlerim ikna etmenin en kestirme ve kolay yolu karşındakine sorumluluk vermektir. Mesela benim bu konudaki görüşüm ve delillerim bunlardır. Elbette bende yanılabilirim nihayetinde beşeriz sende bir araştır istersen birlikte istişare edelim. Derseniz onun güvenini kazanmış olursunuz. Kafasında acaba sorusu oluşur. Önyargı ile sizin görüşünüzü reddetmesini önlemiş olursunuz. Büyüklerimiz der ki bazen evet demek en kuvvetli hayır demekten daha etkilidir. Mesela birisi bir görüş beyan ettiğinde hayır olmaz deme yerine sen bilirsin olabilir demek ona sorumluluk yüklemektir. İnsanlar genelde sorumluluğu karşındakine yüklemek ister. Her konuda bu böyledir. Mesela bir yakınınız veya arkadaşınız dostunuz size ben şunu yapmak istiyorum ne dersin diye sorduğunda aslında sorumluluğu size yüklemek istemektedir. Ona hayır veya evet demeyiniz bana göre bu işin avantajı şu şu mahzuru şu şudur. Karar senin diyerek kararı ona bırakınız. Maalesef bu yanlışı başta ana babalar olarak çok yapıyoruz. Mesela çocuğumuz ben şu işi yapmak istiyorum dediğinde aslında sizden izin istemiyor. Onun verdiği kararı onaylamanızı sorumluluğu sizin üzerinize atmak istiyor. Ona hayır veya evet dediğiniz de ister o işi yapsın ister yapmasın sorumluluğu üzerinden atmış oluyor. Ona yavrum bu işi yapmanın şu şu iyi yönleri, şu şu mahzurları var deyiniz kararı ona bırakınız. Her konuda ve her kişiye aynı taktiği uygulayınız. Göreceksiniz karşınıdaki sizin istediğiniz gibi davranacak öyle olmasa bile yaptığı yanlıştan sizi sorumlu tutamayacaktır. Kardeşlerim hakkınızı helal ediniz yine çok uzattım cahilliğime veriniz. Alimler gibi bir cümleye ciltler dolusu kitap sığdıracak ne bilgimiz ne haddimizdir. Selam ve dua ile.

21 Şubat 2015 Cumartesi

SİZİN HAYIR SANDIĞINIZ ŞER; ŞER SANDIĞINIZ ŞEYDE HAYIR VARDIR ALAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ.

SİZİN HAYIR SANDIĞINIZ ŞER; ŞER SANDIĞINIZ ŞEYDE HAYIR VARDIR ALAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ. اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kıymetli okucularım bizler olayların sadece görünen kısmını görür anlar ve ona göre yorum yaparız. Halbuki olayların bizim bilmediğimiz nice hikmetleri vardır. Bunu ancak Allah(cc) bilir. Bize düşen ye’se kapılmadan, Vardır bunda da bir hayır diyerek Allaha teslim olmaktır. Böyle yapmazsak ne olur. Hem Allaha isyan etmiş hem de kendimize zarar vermiş oluruz. Başınıza bir musibet geldiğinde. İsyan etseniz,bağırsanız,çağırsanız, ortalığı katıp karıştırsanız ne faydası var. Hiç! o belayı savamadığınız gibi. İmanınıza,kendinize,çevrenize zarar vermiş olursunuz. Daima Rabbimizden hakkımızda hayırlı olanı dilemeli sabretmeli Allah(cc) teslim olmalıyız. AYET: (Bakara-216)’’ Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.'' Bu ayeti kerimede açıkca neyin hakkımızda hayırlı neyin hayırsız olacağını bilemeyeceğimiz bildiriliyor. AYET: (Bakara -156). ‘’Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allaha aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.’’ Bu ayeti kerimede takva sahibi müminin başına musibet geldiğinde إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ (İnna lillahi veinna ilyhi raciun)’’Allahtan geldik ona döneceğiz’’ dediklerini bizimde dememiz gerektiği bildiriliyor. Bizler sadece ölüm haberi aldığımızda bunu söylüyoruz. Halbuki her sıkıntı yaşandığında söylenmelidir. AYET: (Enbiya -35). Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.’’ Bu ayeti kerime Rabbimizin bizi imtihan ettiğini, belalara sabr, nimetlere şükür yapıp yapmadığımızı denediğini bildiriyor. AYET: (Ali İmran -141). Bir de Allah , iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.’’ Bu ayette imtihanın amacının müminin imanını arttırmak, kafirin ise azabını arttırmak olduğu bildiriliyor. AYET: (Ali İmran -142). Yoksa siz; Allah , içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? ‘’ Bu ayette cennete girmenin ancak cihat etmek ve sabırla mümkün olduğu açıkca anlaşılmıştır. AYET: (Ali imran -186). Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah ’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.’’ AYET:( Ahzab -11) İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar’’ Bu ayeti kerimelerde eşimiz,akrabamız,sevenlerimizin ölüm acısını çekeceğimizi,kendimizin ve sevdiklerimizin hastalık,sakatlık v.b imtihanlardan geçeçeğimizi ,yangın,deprem v.b doğal felaketlerle veya başka nedenlerle malımızın mülkümüzün kaybolabileceğini ve bunun bizi çok sarsacağını bildirmektedir. AYET: (Zümer -49). İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler Bu ayeti kerimede de insanoğlunun nankör olduğunu nimet verilince Allahı unuttuğunu bela ve musibet geldiğinde de Allahı hatırladığını ve ona yalvardığı bildiriliyor. Kıymetli okurlarım Aşağıdaki (Kehf-60-82) ayetlerdeki kıssada almamız gereken ders ; Allah(cc) sonsuz akıl sahibidir ve dünya hayatında meydana gelen her olayı özel bir plan ve kader doğrultusunda, hayır ve hikmetle yaratmıştır. İnsan ancak olayların dıştan görünen kısmı ile muhatap olabilmekte ve ancak kendi anlayışı ile bu olayları değerlendirebilmektedir. Sınırlı bilgi ve anlayışı ile kimi zaman hayır ve güzellik olan bir olayı olumsuz, kötülük ile dolu olan bir olayı ise olumlu ve hayırlı olarak nitelendirebilmektedir. Bu durumda doğruları görebilmek için iman eden bir insanın yapması gereken, Yüce Allah'ın sonsuz akıl ve bilgisine teslim olarak, her olaya hayır gözüyle bakmak gerektiği dersi vardır. KEHF SURESİ(60-82) 60. Hani Mûsâ beraberindeki gence şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim." 61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti. 62. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence "Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük" dedi. 63. Genç, "Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti" dedi. 64. Mûsâ: "İşte aradığımız bu idi" dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisin geri döndüler. 65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. 66. Mûsâ ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi. 67. Adam şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin." 68. "İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?" 69. Mûsâ, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi. 70. O da şöyle dedi: "O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın." 71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, "Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın." dedi. 72. Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi. 73. Mûsâ, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!" dedi. 74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, "Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!" dedi. 75. Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?" dedi. 76. Mûsâ, "Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)" dedi. 77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi. 78. Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım." 79. "O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı." 80. "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk." 81. "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik." 82. "Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur." HAKKIMIZDA NEYİN HAYIRLI OLDUĞUNU ANCAK ALLAH(CC) BİLİR وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ (Bakara-216)(ALLAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ)

18 Şubat 2015 Çarşamba

İSLAMDA KISAS

İSLAMDA KISAS YAKILARAK ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ KISAS İSTERSE, ÖLDÜREN CANİ YAKILMAK SURETİYLE KISAS UYGULANIR Kıymetli okurlarım malum vahşetten sonra birçok kardeşim bu caninin şeran dünyevi cezası nedir? Diye merak etmeleri ve bize yoğun soru sormaları üzerine bu makale hazırlanmıştır. Şunu lütfen aklınızdan çıkarmayınız, biz asla alim ve fetva veren değiliz, sadece araştırmacıyız. Ayeti kerimeleri,hadis-i şerifleri,alimlerin görüşlerini bir araya toplar makale haline getiririz. Kul olmamız hasebiyle her an yanlış ve hata yapmamız mümkündür. Değil benim gibi cahil Kur’anın ve onun yorumu,açıklaması olan Peygamberimize ait olan hadis-i şerifler hariç hiç kimsenin söylediği % 100 doğru olamaz. Her zaman hata ihtimali vardır. En doğrusunu daima Allah(cc) bilir. ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ İSTERSE KIYAS İSTER, İSTERSE DİYET İSTER,İSTERSE DE AFFEDER KARAR VE UYGULAMA İSE ADALETE AİTTİR Sayın okurlarım aşağıdaki ayetlerden açıkca anlaşılacağı gibi haksız yere öldürülen kişinin velisine yetki verilmiştir. Ancak velinin adaleti gözetmesi de istenmiştir. AYET:(İsra-33 )’’Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Haksız yere öldürülenin velisine bir yetki tanımışızdır. Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin. Zira kendisi ne de olsa yardım görmüştür.’’ KARAR VERİLDİKTEN SONRA ÖLDÜRÜLENİN YAKINI KARARA RAZI OLMALIDIR Sayın okurlarım aşağıdaki ayette(Bakara-178) karar alındıktan ve uygulandıktan sonra ölenin velisi kararla yetinmeyip mesela kısas kararı verilmesine rağmen hayır bir değil iki veya daha fazla kişiyi öldürmeye kalkarsa, veya diyet kararına razı olup diyeti aldıktan sonra kan davası güdüp öldürenin yakınlarından birini öldürürse cok büyük azaba uğratılacağı yani cehenneme sokulacağı açıkca belirtilmiştir. Haklı iken haksız duruma düşülmemeli. AYET:(Bakara-178 )’’Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.’’ AYET: (Bakara-179 )’’ Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır. Ümit edilir ki, korunursunuz. AYET: (Maide- 45)’’ Ve onlar için Tevrat'ta şöyle hüküm koyduk. Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalarda o yaranın benzeri bir karşılık vardır. Ama kim bu kısas hakkından vazgeçerse, bu geçmiş günahlarının ve kusurlarının yaradan tarafından bağışlanmasına neden olacaktır. Allah'ın vahyettiğine göre hüküm vermeyenler, yaratılış gaye ve maksadına aykırı davranan zalimlerdir.’’ AYET: (Bakara- 194)’’ Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler (dokunulmazlıklar) karşılıklıdır. Kim size saldırırsa siz de ona misilleme olacak kadar saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah müttakilerle beraberdir.’’ AYET: (Nahl- 126)’’ Eğer ceza vermek isterseniz size yapılanın aynıyla mukabele edin. Sabrederseniz and olsun ki bu, sabredenler için daha iyidir.’’ AYET: (Şura-40)’’ Bir kötülüğün karşılığı, aynı şekilde bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barışırsa, onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zulmedenleri sevmez.’’ Sayın okurlarım yukarıdaki ayetlerde (Bakara- 194), (Nahl- 126) (Şura-40) Allah(cc) suçun cezasının aynı olması gerektiği, aşırıya gitmemek gerektiği,sabredilirse,affedilirse,barışılırsa bunu karşılığının Allah(cc) tarafından bizzat verileceği müjdeleniyor. Sayın okurlarım (Nisa-92) ayet yanlışlıkla mümini öldürmenin dünyevi cezasını bildirmektedir. Merak eden kardeşlerim bakabilir. KISAS KONUSUNDAKİ HADİS-İ ŞERİFLER HADİS: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim haksız yere, âmden (bile bile) öldürülürse velisi şu üç şeyden birini tercihte muhayyerdir: - Ya kısas ister. - Ya affeder. - Yahut diyet alır. Eğer dördüncü bir şey istemeye kalkarsa alinden tutun (mâni olun)!" Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, şu âyeti tilavet buyurdu. (Meâlen): "Kim bundan sonra tecâvüz ederse ona elîm bir azab vardır" (Bakara 179) Ebu Dâvud, Diyat 3, (4496), 4, (4504); Tirmizi, Diyât 13, (1406) HADİS: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim mü'min bir kimseyi (âmden) öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur. Kim bu kısasa mâni olursa Allah'ın lânet ve gadabı onun üzerine olsun. Allah onun ne farz ve ne nâfile hiçbir hayrını kabul etmez." Rezin tahric etmiştir. Bu manada rivayet Sünenler'in bir kısmında gelmiştir: Ebu Dâvud, Diyât 17, (4539, 4540, 4541); Nesâi, Kasâme 29, (8, 40). HADİS: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kim kölesini öldürürse, biz de onu öldürürüz. Kim de kölesinin (burnunu, kulağını keserek) sakatlarsa, biz de onun (burnunu, kulağını keserek) sakatlarız." Ebu Dâvud, Diyat 7, (4515, 4516, 4517, 4518); Tirmizi, Diyat 18, (1414); Nesai, Kasame 9, (8, 21). Nesai'nin rivayetinde şu ziyade var: "Kim kölesini iğdiş ederse, biz de onu iğdiş ederiz." 4 MEZHEBE GÖRE KISASIN UYGULANMA DURUMU Ebû hanîfe ve İmam Mâlik’e göre, öldürülenin velisi ya kısas ister, ya da affeder. Veli, suçlu ile diyet üzerine anlaşmazdan önce kısas hakkından vazgeçerse, diyet isteme hakkı da kendiliğinden düşmüş olur. İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise; velî seçimlik hakka sahiptir. Ya kısas uygulanmasını ister, ya da kısası affeder ve diyet alır. HADİS: Affetmenin anlamı kısasın diyete dönüşmesi demektir ve bu, suçu işleyenin rızâsına da bağlı değildir (el-kâsânî, bedâyiu’s sanâyi’, vii, 241; eş-şevkanî, neylü’l-evtâr, vii, 7 vd.; hayreddin karaman, mukayeseli islâm hukuku, istanbul 1986, i, 136, 137 ayrıca diyet için bakınız: ibn âbidîn, reddü’l-muhtâr, mısır 1307, v, 504; el-meydânî, el-lübâb, kahire 1374) Değerli okurlarım görüldüğü gibi islamda bir yanağına vurulursa öbür yanağını çevir mantığı yoktur. Bugün İnsan hakları beyannamesinde olduğu gibi sadece öldürenin değil. Hem öldürenin hem de öldürülenin hakkı korunmaktadır. Karar sadece adalete veya sadece öldürülenin velisine değil. Her ikisine birden bırakılmıştır. Çünkü öldürülenin velisinin acısı, adaletin ise kamu sorumluluğu vardır. Her ikisi de gözetilmezse anarşi olur. Ölenin velisi kararı kendisi uygulayamaz, mutlaka hakime başvurmak zorundadır. Hakim karar verdikten sonra herkes uymak zorundadır. Değerli okurlarım Yukarıdaki kısasla ilgili ayet ve hadis-i şeriflerden şunu anlamak mümkün değil midir.? YAKILARAK ÖLDÜRÜLENİN VELİSİ KISAS İSTERSE, ÖLDÜREN CANİ YAKILMAK SURETİYLE KISAS UYGULANIR EĞER VELİ DİYET İSTERSE DİYET UYGULANIR EĞER VELİ AFFEDERSE ADALET GEREKLİ CEZAYI VERİR ADALET KARARINI VERDİKTEN SONRA HERKES UYMAK ZORUNDADIR

17 Şubat 2015 Salı

FAİZ YİYEN ALLAHA(CC) VE PEYGAMBERE(SAV) SAVAŞ AÇMIŞTIR

FAİZ YİYEN ALLAHA(CC) VE PEYGAMBERE(SAV) SAVAŞ AÇMIŞTIR FAİZ YİYEN ALLAHA(CC) VE PEYGAMBERE(SAV) SAVAŞ AÇMIŞTIR AYET: (Bakara-278)’’ Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz.’’ AYET: (Bakara-279)’’ Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.’’ Kıymetli okuyucularım bu ayetlerde faiz yiyenlerin Allaha ve Resulune savaş açtıklarını açıkca belirtiyor.( F'ezenu biharbin minellahi veresulihi) gayet açık ve net tefsire te'vile bile gerek yok hatta arapça bilmeye de gerek yok. Allah ve resulunu inkar etmek(kafir) değil, ona eş ve ortak koşmak(Müşrik) değil bunlardan daha ağırı savaş açmak; savaş kime açılır. Düşmana açılır değil mi. İşte faiz yiyen Allahı(cc) ve Peygamberimizi(sav) düşman ilan etmiş onlara savaş açmıştır. Aman Allahım ne büyük günah Allah korusun. Amin. FAİZ YİYENLER EBEDİ CEHENNEMDE KALACAKTIR AYET: (Bakara-275)’’ Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır.’’ Bu ayeti kerimede de alışveriş faiz gibidir diyerek faiz yemeye devam edenlerin ebedi olarak cehennemde kalacaklarını bildirmektedir. Kıymetli okuyucularım Faiz (riba) İslam ülkelerini sömürmek için batı emperyalistlerin içimize soktuğu kanser mikrobudur maalesef; 100 yıldır batı emperyalizmi işgal edip sömürdükleri Afrika Ülkelerindeki elmas,altın,gümüş,v.b madenleri ülkelerine taşımışlar, daha sonra bu paraları yüksek faiz karşılığında bizim gibi gelişmekte olan ülkelere vermişler, böylece bu ülkelerin kazancını kendi kasalara aktarmışlardır. Bununla da yetinmeyip o ülkelerde bankalar açarak sadece devletleri değil vatandaşlarında emeklerini sömürüp kasalarına aktarmışlardır. Osmanlı bankası ilk bankadır ve yabancılar kurmuştur. Daha sonra İş bankasını kurdurarak yüksek faizle bankaya para verip daha yüksek faizle bankanın halka para dağıtmasını sağlamışlar. Böylece hem banka hem de kendileri paraya boğulmuşlardır. Daha sonra vatandaştan düşük faizle para alıp yüksek faizle kredi alan vatandaşlara vermişlerdir. Bu çark hala hız kesmeden devam etmektedir. Bugün Türkiye de bankaların yaptığı karı hiçbir kurum yapamamaktadır. Kıymetli kardeşlerim ben faiz alıyorum ama müslümanım diyen kişi yalan söylüyor o kişi Kur’ana göre asla Müslüman değildir. SADAKA MALI ARTTIRIR, FAİZ İSE YOK EDER AYET: (Bakara-276)’’ Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.’’ AYET: (Rum-39)’’ İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah'ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onlar, malları kat kat artmış olanlardır.’’ Kıymetli okurlarım faiz malın bereketini ortadan kaldırır. Bugün devletlerden ve vatandaşlardan bereketin kalkmasının huzur kalmamasının en önemli sebebi faizdir. Faiz bulaştığı her şeyi mahvetmektedir. AYET: (Aliimran-130)’’ Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.’’ AYET: (Nisa-161)’’ Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. Onlardan kâfir olanlara can yakıcı bir azap hazırladık.’’ FAİZ HAKKINDA HADİSİ ŞERİFLER HADİS: (Helak eden yedi şeyden biri faiz almaktır.) [Buhari] HADİS: (Yedi büyük günahtan biri faiz yemektir.) [Bezzar] HADİS: (Faiz alana da verene de lanet olsun!) [Müslim] HADİS: (Vücuduna dövme yapana, yaptırana, faiz alıp verene lanet olsun.) [Buhari] HADİS: (Allahü teâlâ, dört kimseyi Cennete koymaz: Bunlar, devamlı içki içen, faiz alan, yetim malı yiyen ve ana-babasına asi olandır.) [Hakim] HADİS: (Faiz 73 kısımdır. En aşağısı, kişinin anası ile zina etmesi gibidir.) [Hakim] HADİS: (Bir dirhem faiz alıp vermek otuz zinadan günahtır.) [Taberani] HADİS: (Hep faiz yiyen sonunda fakirliğe düşer.) [İbni Mace] HADİS: (Kıyamet yaklaştıkça, faiz, zina, ve içki çoğalır.) [Taberani] HADİS: ‘Dikkat edin, cahiliye faizlerinden her faiz iptal edilmiştir! Size mallarınızın aslını almak vardır, bu şekilde ne zulüm eder ne de zulme uğratılırsınız.’ buyuruyordu.” Ebu Davud 3334, Tirmizi 3087, İbni Mace 3055, Albânî İrva 5/279 (134) HADİS: ‘Cahiliye faizi de kaldırılmıştır. Faizlerimizden ilk kaldırdığım faiz Abdulmuttalib bin Abbas’ın faizidir. O tamamıyla geçersiz kılınmıştır.’ buyurdu.” Müslim 1218/147, Ebu Davud 1905, Nesei 2711, İbnu’l-Carud 465, İbni Mace 3074, İbni Hibban 3944, Ahmed 14447, Albânî 1017 HADİS: ‘Faiz yetmiş üç baptır. Onların günah cihetinden en hafifi, kişinin annesi ile zina etmesi gibidir. Bilin ki, faizin en şiddetlisi Müslüman kişinin ırzıdır!’ buyurdu.” Hakim 2259, İbni Mace 2274, İbnu’l-Carud 647, Albânî Cami 3539 (82) Faiz Yiyene, Yedirene, Katibine ve Şahidine Lanet! (136) Cabir (Radiyallahu Anh) şöyle dedi: HADİS: “Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) faiz yiyene, yedirene, faiz muamelesini yazan kimseye ve bu muamelenin şahitlerine lanet etti! ve: ‘Onlar günahta eşittir!’ buyurdu.” Müslim 1598/106, Ebu Yağla 1849, İbnu’l-Carud 646, Beyhaki 5/275, Begavi 2054, Ahmed 1/393, 3/304, Tayalisi 343, İbni Hibban Mevarid 1112 HADİS: ‘Helak edici yedi şeyden uzak durunuz!’ buyurdu. Sahabeler: −Ya Rasulallah! Onlar nelerdir? dediler. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): 1) ‘Allah’a şirk koşmak, 2) Sihir yapmak, 3) Haklı olmanın dışında Allah’ın haram kıldığı nefsi öldürmek, 4) Faiz yemek, 5) Yetimin malını yemek, 6) Düşmanla karşı karşıya iken savaştan kaçmak ve 7) Zinadan korunmuş saf mü’min kadınlara zina iftirasında bulunmaktır!’ buyurdu.” Buhari 2615, Müslim 89/145, Ebu Davud 2874, Nesei 3673, Albânî İrva 1335 FAİZ ALMAK KADAR OLMASA DA FAİZ VERMEKTE HARAMDIR Değerli müminler faiz almak kadar olmasa da faiz vermekte günahtır. Çünkü faiz sisteminin ayakta kalmasına sebep olunmaktadır. Kredi alan kişiler bankanın kölesi olmakta bütün varlıklarını ipotek ettirmekte 10 yıl sonraki 20 yıl sonraki kazançlarını bile bankalara vermektedirler. Kredi çekme hastalığının en büyük sebebi lüks tüketim alışkanlığının olması, gösteriş, hava atma,kıskandırma, rahat yaşama,gezip tozma merakıdır. İşte bu yüzden nice yuvalar yıkılmakta, nice intiharlar,soygunlar,öldürmeler v.b birçok felaketler yaşanmaktadır. Bundan kurtulmanın tek çaresi devletin faizsiz kurumlar yoluyla faizsiz kredi vermesi , halkın israf ve gösterişten vazgeçmesi ve Allah korkusu ve haramlardan kaçınma bilincinin yerleşmesidir. Bugün toplumun % 90 ı krediye bulaşmış inim inim inlemektedir. Yardımlaşma,insanlık,merhamet,akrabalık,dostluk,kardeşlik,vicdan, acıma gibi İslami ve insani vasıflar tamamen kalkmış PARA, MAL MÜLK ,ŞÖHRET,HEVA,HEVES,NEFS, MAKAM TOPLUMUN ALLAHI(haşa) OLMUŞTUR Rabbim bizlere iman Kur’an nasip etsin. Bizleri harama bulaşmaktan muhafaza eylesin. Amin.