16 Temmuz 2015 Perşembe

İSLAMDA CİN



56 -İSLAMDA CİN

İSLAMDA CİN Muhterem müminler aşağıda görüleceği gibi cinler hakkında Kuranı kerimde birçok ayeti vardır. Hatta Cin suresi vardır. Bu ayetlerden anlıyoruz ki

CİN: Gizlenmek, gizli kalmak, gözle görülmeyen gizli kuvvetler. Anlamlarına gelir.

CİNLERİN VARLIĞI KURAN VE SÜNNETLE SABİTTİR

AYET: (Ahkaf 29-32)’’ Şu vakti de hatırla ki cinlerden bir kısmını Kuran dinlesinler diye sana sevk etmiştik. Onlar Kuran dinlemeye hazır olunca birbirlerine susun dinleyin dediler.''

AYET:(Zariyat-56)’’ Ben cinleri insanları bana ibadet etsinler diye yarattım. ''CİNLER YERYÜZÜNDE BULUNURLAR

AYET:( Cin- 7)’’ Doğrusu bir takım insanlar. Cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını arttırırlardı.

CİNLERİN MÜMİN VE KAFİRLERİ VARDIR

AYET:(Cin- 13) ‘’ Doğrusu biz cinler o hidayet rehberi olan Allah’ın peygamberini dinlediğimizde hemen ona inandık. Her kim bu suretle Rabbine iman ederse o ne hakkı eksiltmekten ne de zulme uğramaktan korkmaz.

CİNLERİ İNKAR ETMEK KURANIN AYETLERİNİ İNKAR ETMEKTİR

AYET: ( Cin 1- 2 )‘’ Ey Muhammet de ki cinlerden bir topluluğun Kuranı dinlediği bana vahyedildi. Onlar şöyle demişlerdir. Doğrusu biz doğru yola götüren, hayrete düşüren, bir Kuran dinledikte ona inandık. Biz Rabbimize ortak koşmayacağız.

PEYGAMBERİMİZ CİNLEREDE PEYGAMBER OLARAK GELMİŞTİR

AYET:(Enam- 130)’’ Ey cin ve insan topluluğu size içinizden ayetlerimi anlatan ve şu kıyamet gününün geleceğini haber verip sizi korkutan peygamber gelmedi mi?

CİNLER GAYBI (GELECEĞİ)BİLMEZLER

AYET:( Sebe-14)’’ Cinler gaybı bilemezler’’

AYET:(Şuara- 212)’’ Şüphe yok ki onlar meleklerin sözünü işitmekten kati surette yasaklanmışlardır.

CİNLER TOPRAKTAN DEĞİL ATEŞTEN YARATILMIŞTIR

AYET:(Hicr-27)’’ Cinleri daha önce çok zehirli ateşten yarattık.

CİNLERİN İNSANLARDAN FARKI

1- Cinler insanlardan önce yaratılmıştır.

2- Cinler zehirli ateş(ateşin alevi) den yaratılmıştır.

3- Cinler gözle görülmez varlıklardır.

4- Cinler ışık hızıyla hareket etme kabiliyetine sahiptirler.

5- Cinler olayları hemen öğrenir. Habere anında ulaşır.

6- Cinler bir şeyi bir yerden bir yere anında ulaştırır(ışık hızıyla)

7- Cinler çok ağır işleri, çok kısa zamanda bitirebilme kabiliyetine sahiptirler.

8- Cinlerin gecesi gündüz gündüzü ise gecedir. Gece ayaktadırlar, gündüz dinlenirler,

9- Cinler için Kaybolan bir şeyi bulmak çok kolaydır.

10- Cinler binlerce yıl yaşayabilirler.

11- Cinlerin yiyeceği her şeydir. Katı, sıvı, gaz, ne olursa yiyebilirler.

CİNLERLE İNSANLARIN BENZER ÖZELLİKLERİ

1- Cinlerinde insanlar gibi inananı ve kafiri vardır.

2- Cinlerde insanlar gibi yemek yer.

3- Cinlerde insanlar gibi giyinirler.

4- Cinlerde insanlar gibi evlenirler.

5- Cinlerde insanlar gibi çocuk sahibi olurlar.

6- Cinlerde insanlar gibi yaşlanırlar.

7- Cinlerde insanlar gibi erkek ve dişiden oluşurlar.

8- Cinlerde insanlar gibi duygulanır, ağlar, güler, sevinir, üzülür.

9- Cinlerin amirleri, memurları, kanunları, sosyal yaşamları, evleri, köyleri vardır.

10- Cinlerin insanlar gibi zengini, fakiri, sağlıklısı, hastası, engellisi vardır.

11- Cinlerde insanlar gibi doğar, büyür ve ölürler.

12- Cinlerde insanlar gibi kendilerine ve insanlara zarar verebilirler

CİNLERİN İNSANLARDAN EN ÖNEMLİ FARKI GÖRÜNMEMELERİ VE IŞIK HIZIYLA HAREKET EDEBİLMELERİDİR.

CİNLERLE KARŞILAŞMAM

Arkadaşlar cinlerin varlığı Ayeti kerime ve hadisi şeriflerle sabittir. Cini inkar eden küfre girer, dinden çıkar. Videodaki olayları izledim bir iki tanesi hariç çoğu doğru. Cinlerle ilgili benim de hatıram var. Bu anlatmış olduğumun gerçek olduğuna Allaha yemin ederim. Bazı kardeşlerimiz cin lafını bile telaffuz etmiyorlar. Üç harfli diyorlar. Halbuki sakınılan göze çöp batarmış kendi başıma gelen olayı anlattıktan sonra cinlerden hala korkmadığımı sizlerin de korkmamanız gerektiğini anlatacağım olay doğduğum büyüdüğüm yerde meydana geldi. Facebook Profilime bakarsanız neresi olduğunu kolayca anlarsınız. 17 yaşındayım İmam hatip son sınıfa gidiyorum. Cumartesi- pazar günleri bir akrabamızın fabrikasında fırın bekçiliği yapıyorum. Gündüz 3 gece 3 evimizle fabrikanın arası 2 km yayan gidip geliyorum. Gece eve dönerken birileri çok uzaktan beni çağırıyor gibi geliyor bana hemen hemen her gece oluyor bu. Sağıma soluma bakıyorum arkama bakıyorum, hiç kimseyi göremiyorum. Kafama da takmıyorum. Herhalde bana öyle geliyor diye düşünüyorum. Bir gece yine fabrikadan çıktım eve geliyorum. Fabrikadan epeyce uzaklaştım. Canım sigara içmek istedi. Elimi cebime daldım baktım sigara var ama çakmak yok sigarayı elime aldım. Geri dönmeye üşendim. Bizim evle fabrikanın tam ortasında karakol var. Karakola yaklaşmıştım zaten nöbetçi askerden alırım diye düşündüm. Karakolun önüne geldim baktım nöbetçi yok. Eve de yaklaşık 1 km kamıştı neyse eve kadar sabretmeye karar verdim. Yoluma devam ettim. Bir baktım önümde iki adam gidiyor. Onları görünce hızlandım. İllaki birinde ateş vardır diye düşündüm. Arkalarından iyice yaklaştım. Sokak lambasının altına gelmişlerdi. Tam onlara sesleneceğim sırada bir de ne göreyim. İkisinin ayakları da ters Allah Allah dedim bunlar ayaklarını nasıl böyle ters çeviriyor. Bende çevireyim bari dedim, ama ayağımın biri dönüyor öteki dönmüyordu. O zaman kafamda şimşek çaktı hemen Bismillahirrahmanirrahim dedim . Adamlar önümden aniden kayboldu. İşte o zaman çok korktum eve nasıl geldiğimi hatırlamıyorum nefes nefese eve geldim. Rahmetli annem ne oldu neden kaçıyorsun dedi. Ona durumu anlattım. Oda oğlum onlar cindi eğer onlarla konuşsaydın seni çarpacaklardı cinlenecektin dedi. O zaman bana seslenenlerde onlar mı dedim evet dedi ne var kimsin desen seni çarparlardı dedi. Ama korkmana gerek yok senin elinde besmele gibi silah oldukça sana bir şey yapamazlar dedi. Ben o günden bu güne yani 40 senedir hiç korkmadım o zamanda devam ettim gece bekçiliğine bugünde asla korkmam. Çünkü silahım işe yaramıştı. Yine karşıma çıksalar o silahla onları gene yok edeceğimi biliyorum. Bir daha da böyle bir olayla karşılaşmadım.

14 Mart 2015 Cumartesi

BAŞKALARINA KÜFRETMEK KENDİNE KÜFRETMEKTİR



BAŞKALARINA KÜFRETMEK KENDİNE KÜFRETMEKTİR EMPATİ YAPALIM KENDİMİZİ KARŞIMIZDAKİNİN YERİNE KOYALIM LÜTFEN

Sayın okurlarım paylaşımlara baktığımızda görüyoruz ki kardeşlerimiz kendi partisinden olmayanı, kendi tarikatinden olmayanı, kendi cemaatinden olmayanı, kendisinin sevdiği alimi sevmeyeni kısaca kendisi gibi düşünmeyenleri acımasızca eleştiriyor, iftira atıyor, hakaret ediyor, aşağılıyor, alay ediyor, dalga geçiyorlar. Peki elimize ne geçiyor ego tatmininden başka hiçbir şey elimize çok şey geçiyor da lehimize değil aleyhimize geçiyor. Bakınız Kuran-ı Kerim bu hususta ne buyuruyor.

AYET: (Enbiya-108)’’ Allah'tan başkasına tapanlara (ve putlarına) sövmeyin; sonra onlar da bilgisizce, düşmanca Allah'a söverler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini câzip gösterdik. Sonunda dönüşleri Rablerinedir. Artık O ne yaptıklarını kendilerine bildirecektir.’’

Bu ayeti kerimede açıkça görüldüğü gibi Rabbimiz bırakın Müslümanı kafire bile sövmeyi yasaklamıştır. Sebebini de açıklıyor. Siz onun inandıklarına küfrederseniz oda sizin inandıklarınıza küfreder. Dolayısıyla siz ona değil kendinize küfretmiş olursunuz. Sayın okurlarım konuyu biraz daha açmak istiyorum. Mesela bakıyorum bizim sağ kesimdeki arkadaşlar chp genel başkanı sayın Kemal Kılıçdaroğlunu küçümseyen, hakaret eden bir sürü paylaşımlar yapıyorlar. Ne oluyor chp ye gönül veren arkadaşlar chpden vaz mı geçiyor aksine başkanlarına saldırıldığı için saflarını sıklaştırıyor. Karşı atağa geçerek bizim inancımıza, sevdiklerimize iftira atıyorlar. Ne oldu kim kazandı bu işte hiç kimse aksine zarar gördük değil mi? Elbette eleştireceğiz, elbette doğruları söyleyeceğiz elbette tebliğ yapacağız ama uslubumuz Rabbimin Peygamberimize ve dolayısıyla hepimize öğrettiği uslup olmalıdır. İşte bu konudaki ayeti kerimeler

AYET: (Nahl-125)’’(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.’’

AYET: (Ali İmran- 159)’’Allah'ın rahmetinden dolayı, sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalbli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onlara mağfiret dile, iş hakkında onlara danış, fakat karar verdin mi Allah'a güven, doğrusu Allah güvenenleri sever.’’ Sayın okurlarım ayeti kerimelerden de anlaşılacağı gibi rabbimiz karşımızdaki kafir bile olsa ona güzel şekilde anlatmamızı, tebliğ yaparken gayet yumuşak davranmamızı eğer böyle yapmazsak hiç kimseyi ikana edemeyeceğimizi aksine düşmanlığın artacağını bildiriyor. Ama biz ne yapıyoruz bu ve bunun gibi birçok ayet ve onlarca hadisi şerif varken nefsimize uyuyor. Bırakın kafiri kendi din kardeşimize olmadık hakaretler, ediyoruz. Böylece hem günah kazanmış hem de kendi davamıza hakaret edilme yolunu açmış oluyoruz. Yani kendimize ve davamıza zarar vermiş oluyoruz. Sayın okurlarım uzun yazıları okumadığınızı elimden geldiğince kısa yazmaya çalışıyorum ama bu konu son derece önemli lütfen sabırla okuyunuz. A tarikatından kardeşlerim B tarikatından kardeşlerimi kafirlikle, şirkle suçluyor. İftiralar atıyor, hakaret ediyor alay ediyor. Bu sefer bakıyorsunuz B tarikatinden olan kardeşlerim karşı saldırıya geçiyor aynısını A tarikatine yapıyor. Ne oldu şimdi burada kim kazançlı çıktı hiç kimse çok sevdiğin tarikatine ve şeyhine küfrettin, kafirlikle, müşriklikle itham ettin. Olur mu hocam ben öteki tarikata küfrettim. Hayır kardeşim sen öteki tarikata küfretmekle o tarikat mensuplarının senin tarikatına sövmesinin yolunu açtın. Sebep oldun.

Sayın okurlarım diyeceksiniz ki peki ne yapalım. Allahın emrettiğini yapacağız. Eleştirilerimizi hakaret şeklinde değil. Uslubuna göre yapacağız, faydasız, gereksiz tartışmalara girmeyeceğiz. Kendi görüşümüzü kabul ettirmek istiyorsak önce karşımızdakinin görüşünü dinlemeli ve anlamalıyız acaba hangi maksatla söylüyor. Kastı nedir belki onun anlatmak istediğini biz anlamıyoruzdur. Benim başıma çok geliyor adam bana başka şey anlatıyor ben başka şey anlıyorum. Daha sonra adamın maksadını anladığımda çoğu kez ona hak veriyorum. Karşımızdakini ikna etmenin yolu karşımızdakinin doğru söylediklerini kabul etmektir. Hangi konu olursa olsun bir kişi bir şeyi savunuyorsa mutlaka ona göre bir doğrusu vardır. İşte o doğruya evet haklısın bu konuda doğru söylüyorsun dediğinizde ve devamında ama diye söze başladığınızda sizi can kulağı ile dinleyecek ya o anda size hak verecek ya da kalbine acaba haklı mı? sorusu girecektir. Yok adamın her dediğini toptan reddederseniz karşınızdakini asla ikna edemediğiniz gibi kendinize ve davanıza düşman etmiş olursunuz. İkna etmenin bir yolu da karşınızdakine değer vermektir. Her canlı övülmekten, ilgiden ve sevgiden hoşlanır. Bunlardan hoşlanmayan hiçbir canlı yoktur. Peygamberimiz(sav) in köpek leşini kötüleyen sahabiye öyle söylüyorsunuz ama ne güzel dişleri var buyurması gibi. İkna edeceğiniz insana iltifat ediniz. Mesela çok kültürlüsün, çok bilgilisin .v.s bu onu sizin söylediklerinizi dinlemeye hazır hale getirir. Ama asla kendinizi övmeyin aksine çok mütevazi olun. Ben sizden bilgili değilim. Siz daha iyisini bilirsiniz ama işte ayet şöyle diyor hadis böyle diyor alimin biri böyle diyor derseniz karşınızdakini daha kolay ikna etmiş olursunuz. Çünkü sizin söylediklerinizin kendi fikriniz değil. Nakil olduğunu anlar daha kolay ikna olur. İkna etmenin bir yolu da karşındakine soru sormaktır. Asla karşınızdakinin ne düşündüğünü öğrenmeden kendi görüşünüzü söylemeyiniz. Ona senin bu konuda görüşün nedir diye sorunuz. Görüşünü söylediğinde de ben şurayı anlamadım ayrıntı verir misiniz diye sorunuz. Çünkü ayrıntıya girdiğinde onun asıl düşüncesini anlamış ona karşı vereceğiniz cevabın anahtarını ele geçirmiş olursunuz. Asla ama asla iyi bilmediğiniz konuda görüş beyan etmeyeniz. Bilmiyorum deyiniz bilmiyorum demek sizi küçültmez aksine yüceltir, karşınızdakine güven vermiş olursunuz, demek ki bu kişinin görüş beyan ettikleri doğru, diye düşünür beyan ettiğiniz görüşleri daha kolay kabullenir. Kardeşlerim ikna etmenin en kestirme ve kolay yolu karşındakine sorumluluk vermektir. Mesela benim bu konudaki görüşüm ve delillerim bunlardır. Elbette bende yanılabilirim nihayetinde beşeriz sende bir araştır istersen birlikte istişare edelim. Derseniz onun güvenini kazanmış olursunuz. Kafasında acaba sorusu oluşur. Önyargı ile sizin görüşünüzü reddetmesini önlemiş olursunuz. Büyüklerimiz der ki bazen evet demek en kuvvetli hayır demekten daha etkilidir. Mesela birisi bir görüş beyan ettiğinde hayır olmaz deme yerine sen bilirsin olabilir demek ona sorumluluk yüklemektir. İnsanlar genelde sorumluluğu karşındakine yüklemek ister. Her konuda bu böyledir. Mesela bir yakınınız veya arkadaşınız dostunuz size ben şunu yapmak istiyorum ne dersin diye sorduğunda aslında sorumluluğu size yüklemek istemektedir. Ona hayır veya evet demeyiniz bana göre bu işin avantajı şu şu mahzuru şu şudur. Karar senin diyerek kararı ona bırakınız. Maalesef bu yanlışı başta ana babalar olarak çok yapıyoruz. Mesela çocuğumuz ben şu işi yapmak istiyorum dediğinde aslında sizden izin istemiyor. Onun verdiği kararı onaylamanızı sorumluluğu sizin üzerinize atmak istiyor. Ona hayır veya evet dediğiniz de ister o işi yapsın ister yapmasın sorumluluğu üzerinden atmış oluyor. Ona yavrum bu işi yapmanın şu şu iyi yönleri, şu şu mahzurları var deyiniz kararı ona bırakınız. Her konuda ve her kişiye aynı taktiği uygulayınız. Göreceksiniz karşınızdaki sizin istediğiniz gibi davranacak öyle olmasa bile yaptığı yanlıştan sizi sorumlu tutamayacaktır. Kardeşlerim hakkınızı helal ediniz yine çok uzattım cahilliğime veriniz. Alimler gibi bir cümleye ciltler dolusu kitap sığdıracak ne bilgimiz ne haddimizdir. Selam ve dua ile.

21 Şubat 2015 Cumartesi

SİZİN HAYIR SANDIĞINIZ ŞER; ŞER SANDIĞINIZ ŞEYDE HAYIR VARDIR ALAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ.



104- HAYIR VE ŞER

SİZİN HAYIR SANDIĞINIZ ŞER; ŞER SANDIĞINIZ ŞEYDE HAYIR VARDIR ALAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ. اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Kıymetli okucularım bizler olayların sadece görünen kısmını görür anlar ve ona göre yorum yaparız. Halbuki olayların bizim bilmediğimiz nice hikmetleri vardır. Bunu ancak Allah(cc) bilir. Bize düşen ye’se kapılmadan, Vardır bunda da bir hayır diyerek Allaha teslim olmaktır. Böyle yapmazsak ne olur. Hem Allaha isyan etmiş hem de kendimize zarar vermiş oluruz. Başınıza bir musibet geldiğinde. İsyan etseniz, bağırsanız, çağırsanız, ortalığı katıp karıştırsanız ne faydası var. Hiç o belayı savamadığınız gibi. İmanınıza, kendinize, çevrenize zarar vermiş olursunuz. Daima Rabbimizden hakkımızda hayırlı olanı dilemeli sabretmeli Allah(cc) teslim olmalıyız.

AYET: (Bakara-216)’’ Sizin için daha hayırlı olduğu halde bir şeyi sevmemeniz mümkündür. Sizin için daha kötü olduğu halde bir şeyi sevmeniz de mümkündür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.'' Bu ayeti kerimede açıkca neyin hakkımızda hayırlı neyin hayırsız olacağını bilemeyeceğimiz bildiriliyor.

AYET: (Bakara -156). ‘’Onlar; başlarına bir musibet gelince, “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allaha aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz” derler.’’ Bu ayeti kerimede takva sahibi müminin başına musibet geldiğinde إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعونَ (İnna lillahi veinna ilyhi raciun)’’Allahtan geldik ona döneceğiz’’ dediklerini bizimde dememiz gerektiği bildiriliyor. Bizler sadece ölüm haberi aldığımızda bunu söylüyoruz. Halbuki her sıkıntı yaşandığında söylenmelidir.

AYET: (Enbiya -35). Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.’’ Bu ayeti kerime Rabbimizin bizi imtihan ettiğini, belalara sabr, nimetlere şükür yapıp yapmadığımızı denediğini bildiriyor.

AYET: (Ali İmran -141). Bir de Allah, iman edenleri arındırmak ve küfre sapanları mahvetmek için böyle yapar.’’ Bu ayette imtihanın amacının müminin imanını arttırmak, kafirin ise azabını arttırmak olduğu bildiriliyor. AYET: (Ali İmran -142). Yoksa siz; Allah , içinizden cihad edenleri (sınayıp) ayırt etmeden ve yine sabredenleri (sınayıp) ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? ‘’ Bu ayette cennete girmenin ancak cihat etmek ve sabırla mümkün olduğu açıkca anlaşılmıştır.

AYET: (Ali imran -186). Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah ’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.’’

AYET:( Ahzab -11) İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar’’ Bu ayeti kerimelerde eşimiz, akrabamız, sevenlerimizin ölüm acısını çekeceğimizi, kendimizin ve sevdiklerimizin hastalık, sakatlık v.b imtihanlardan geçeceğimizi, yangın, deprem v.b doğal felaketlerle veya başka nedenlerle malımızın mülkümüzün kaybolabileceğini ve bunun bizi çok sarsacağını bildirmektedir.

AYET: (Zümer -49). İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler’’

Bu ayeti kerimede de insanoğlunun nankör olduğunu nimet verilince Allahı unuttuğunu bela ve musibet geldiğinde de Allahı hatırladığını ve ona yalvardığı bildiriliyor.

Kıymetli okurlarım Aşağıdaki (Kehf-60-82) ayetlerdeki kıssada almamız gereken ders; Allah(cc) sonsuz akıl sahibidir ve dünya hayatında meydana gelen her olayı özel bir plan ve kader doğrultusunda, hayır ve hikmetle yaratmıştır. İnsan ancak olayların dıştan görünen kısmı ile muhatap olabilmekte ve ancak kendi anlayışı ile bu olayları değerlendirebilmektedir. Sınırlı bilgi ve anlayışı ile kimi zaman hayır ve güzellik olan bir olayı olumsuz, kötülük ile dolu olan bir olayı ise olumlu ve hayırlı olarak nitelendirebilmektedir. Bu durumda doğruları görebilmek için iman eden bir insanın yapması gereken, Yüce Allah'ın sonsuz akıl ve bilgisine teslim olarak, her olaya hayır gözüyle bakmak gerektiği dersi vardır.

BİZİM HAYIR SANDIĞIMIZ ŞER, ŞER SANDIĞIMIZ HAYIR OLABİLİR İŞTE KURAN-I KERİMDE BUNA ÇOK GÜZEL BİR ÖRNEK

KEHF SURESİ(60-82)

AYET: 60. Hani Mûsâ beraberindeki gence şöyle demişti: "İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayacağım, ya da uzun zaman gideceğim."

AYET: 61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.

AYET: 62. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence "Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük" dedi.

AYET: 63. Genç "Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti" dedi.

AYET: 64. Mûsâ: "İşte aradığımız bu idi" dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.

AYET: 65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

AYET: 66. Mûsâ ona, "Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?" dedi.

AYET: 67. Adam şöyle dedi: "Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin."

AYET: 68. "İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?"

AYET: 69. Mûsâ, "İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim" dedi.

AYET: 70. O da şöyle dedi: "O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın."

AYET: 71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, "Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın." dedi.

AYET: 72. Adam, "Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?" dedi.

AYET: 73. Mûsâ, "Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!" dedi.

AYET: 74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, "Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!" dedi.

AYET: 75. Adam, "Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?" dedi.

AYET: 76. Mûsâ, "Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)" dedi.

AYET: 77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, "İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın" dedi.

AYET: 78. Adam, "İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir" dedi. "Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım."

AYET: 79. "O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı."

AYET: 80. "Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk."

AYET: 81. "Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik."

AYET: 82. "Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur."

AYET: HAKKIMIZDA NEYİN HAYIRLI OLDUĞUNU ANCAK ALLAH(CC) BİLİR وَاللّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ (Bakara-216)(ALLAH(CC) BİLİR SİZ BİLMEZSİNİZ)