27 Ocak 2018 Cumartesi

İSLAMDA HİCRET



2- PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN MEKKEDEN MEDİNEYE HİCRETİ


HİCRET: Bir yerden başka bir yere göç etmek.


Hz. Peygamber (s.a.v) ve ashabının İslâm devletini kurmak üzere Mekke’den Medine’ye göç etmeleri.


Rasûlullah(sav) Mekke’de tebliğ görevini sürdürürken Kureyşliler de inkârlarında diretiyorlardı. Peygamberimiz tebliğ görevini Mekke’nin dışına taşırmak istiyordu. Bu nedenle Taif’e gitti. Tâifliler de Kureyşliler gibi inkârcılıkta direnmişler ve Peygamberimizi taşa tutmuşlardı. Peygamberimiz onların bu cahilce hareketleri karşısında yılmamıştır. Özellikle hac mevsiminde Mekke dışından gelen insanlarla görüşüyor onlara İslâm’ı anlatıyordu. Peygamberimiz bir gün Akâbe mevkiinde Medineli altı kişi ile karşılaştı. Onlara Kur’ân okudu ve İslâm’a davet etti. Medineliler Peygamberimizle konuştuktan sonra durumu kendi aralarında değerlendirdiler.


“Yahudilerin geleceğini bildikleri ve kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olmasın” dediler. Yahudilerden önce Müslüman olmanın gereğine inanıp Müslüman oldular.


Medine’de bulunan Yahudiler bir Peygamber’in geleceğini biliyorlardı. Medinelilerle aralan açılan Yahudiler onlara “Bir Peygamber gönderilmek üzeredir. O Peygamber gelince biz ona tabi olacağız, İrem ve Âd kavimleri gibi sizin kökünüzü kazıyacağız” diyorlardı.


Akabe’de Müslüman olan Medineliler memleketlerine gittiklerinde bu durumu yakınlarına aktardıktan bir yıl sonra, daha önceki Müslümanlarla birlikte on iki kişilik bir topluluk Hac için Mekke’ye geldi. Bunlar Peygamberimizle görüştü ve “hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocukları öldürmemek, iftira etmemek, Allah ve Rasulune muhalefette bulunmamak hususunda” peygamberimize söz verip beyat ettiler.


Peygamberliğin on üçüncü yılında Medineli Müslümanlardan yetmiş iki kişilik bir grup hac için Mekke’ye geldiler. Peygamberimizle Akabe mevkiinde görüşmek üzere toplandılar.


Hz. Peygamber (s.a.v), amcası Abbas’la birlikte Akabe’ye geldi. Abbas henüz Müslüman olmamıştı. Ebu Talibin vefatından sonra peygamberimizle daha çok ilgilenmeye başlamıştı. Bu ilgi kabile bağından ileriye gitmiyordu. Toplantıda ilk konuşmayı Abbâs yaptı; “Ey Hazrec topluluğu, bu benim kardeşimin oğludur. Benim yanımda insanların en sevgilisidir. Siz onu tasdik ediyor onun getirdiklerine inanıyor ve kendisini alıp götürmek istiyorsanız, sizden bu hususta beni tatmin edici bir söz almak isterim. Siz ona vereceğiniz sözü yerine getirebilecek ve kendisini muhaliflerinden koruyabilecek misiniz? Bunu gereği gibi yaparsanız ne iyi; yok eğer Mekke’den çıktıktan sonra kendisini yardımsız bırakacak rusvay edecekseniz şimdiden bu işten vazgeçiniz, onu bırakımı. Yine kavmi arasında ve yurdunda izzet ve şerefiyle korunmuş olarak yaşasın.”


Hz. Abbas’tan sonra Hz. Peygamber (s.a.v) konuştu. Bundan sonra Medineli Muslumanlar düşüncelerini şöylece açıkladılar: “Allah’tan getirdiklerine bilerek ve inanarak sana bey’at ediyoruz. Biz, Rabbımıza bey’at ediyoruz Allah’ın kudret eli ellerimizin üzerindedir. Kendimizi, oğullarımızı, kadınlarımızı esirgeyip koruduğumuz şeylerden seni de, esirgeyip koruyacağız. Eğer bu ahdimizi bozarsak, Allah’ın ahdini bozan, yaramaz, bedbaht insanlar olalım. Ya Rasulallah! Biz ahdimizde sadıkız”.


Peygamberimiz iki şart ileri sürdü, “Rabbim için şartım: O’na hiç bir şeyi ortak koşmamanız yalnız O’na ibadet etmeniz, kendinizi, çocuklarınızı, kadınlarınızı esirgeyip koruduğunuz şeylerden, beni de esirgeyip korumanızdır” buyurdu. Medineliler: “Böyle yaptığımız zaman bizim için ne var” dediler. Allah Rasûlü de: “Cennet var” buyurdular. Medineliler “bu kârlı alış veriştir” deyip Allah Rasûlüne bey’at ettiler.


Mekke müşrikleri Akabe bey’atlarıyla ilgili haberi alınca Allah Rasûlünü Mekke dışına çıkarmamak için önlemler almaya başladılar. Bir müddet sonra peygamberimiz Müslümanların Medine’ye hicret etmelerine izin verdi. İlk olarak Cahşoğulları hicret ettiler. Bunlardan sonra Hz. Ömer hicret için önce silahını kuşandı, Kâbe’yi tavaf etti. Çevrede bulunan müşriklere de hicret etmekte olduğunu bildirdi. “Anasını ağlatmak karısını dul bırakmak isteyen varsa beni izlesin” diyerek büyük bir grup sahabe ile birlikte hicret etti.”


Hz. Ömer’den sonra Hz. Hamza ve diğer Müslümanlar hicret ettiler.


Hz. Ebû Bekir de hicret etmek istiyordu ancak, Peygamberimiz ona “acele etme, belki Allah sana bir arkadaş bulur” diyerek beklemesini söyledi. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir iki deve satın alıp, hicret edeceği günü beklemeye başladı.


Kureyşliler Müslümanların Medine’de tutunduklarını görünce telaşa düştüler. Peygamberimizin hicretine engel olabilmek için Darü’n-Nedve adı verilen meclis binasında toplandılar. Çeşitli fikirler ve düşünceler ileri sürerek sonuçta Ebû Cehil’in düşüncesinde karar kıldılar.


Ebu Cehil, her kabileden bir delikanlının seçilmesini, bunların hep birlikte Peygamberimizi öldürmelerini teklif etti. Böylece Abdi Menaçoğullarının bütün kabilelerle çarpışamayacağını, kan davasından vazgeçeceklerini bildirdi.


Onlar bu tip hileler düşünürlerken Peygamberimiz Hz. Ebu Bekir’in evine vardı. Allah’ın kendilerine hicret iznini verdiğini bildirerek yol hazırlıklarına başlanıldı. Mekkelilere ait bazı emanetlerin sahiplerine teslim edilmesi ve müşrikleri yanıltmak amacıyla Hz. Ali’ye Peygamberimizin evinde kalması emredildi.


Gecenin geç vaktinde müşrikler Peygamberimizin evini kuşattılar. Allah Rasulu Kur’an okuyarak Allah’a sığınmış böylece müşriklerin arasından görünmeden geçmiştir. Bir müddet sonra müşrikler Peygamberimizin yatağında yatanın Hz. Ali olduğunu görünce hayrete düşmüş ve tuzaklarının boşa gittiğini anlamışlardır.


Rasûlullah (s.a.v) Hz. Ebu Bekir’le birlikte Sevr Dağı’na doğru yol alıp Hıra mağarasına gizlendiler. Bu dağ Medine tarafında değil, Cidde tarafında Mekke’nin kuzey batısında yer alıyordu. Müşrikleri şaşırtmak için de böyle bir yola başvurulmuştu.


Müşrikler hz. Ali’yi ve Hz. Ebû Bekir’in kızı Esma’yı sıkıştırmış fakat bir şey öğrenememişlerdir. İz sürenleri yanlarına aldılar; dağ, tepe demeden her tarafı aradılar. Bir ara mağaranın ağzına kadar geldiler, mağaranın önüne bir güvercinin hemen Rasûlullah’ın oraya girmesinden sonra yuva yaptığını, örümceğin ağ örttüğünü görünce Allah Rasülünün mağarada gizlenmesinin mümkün olabileceğini düşünemediler. Elleri boş olarak geri döndüler.


Hz. Peygamber (s.a.v) ile Hz. Ebu Bekir bu mağarada üç gün kaldılar. Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdullah ve kızı Esma onlara yemek taşıdılar. Hz. Ebu Bekir’in çobanı da koyunlarını Abdullah’ın geçtiği yerlere sürerek izlerini silmeye çalıştı. Yol Kılavuzu Uraykıt Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir’in bineceği develeri getirdi. Peygamberimiz devenin ücretini Ebu Bekir’e ödeyerek yola koyuldular. Yolculukta geceleri yol alıyor, gündüzleri gizleniyorlardı.


Kureyşliler, Peygamberimizi bütün uğraşlarına rağmen bulamayınca şaşkına döndüler. Onu bulana yüz deve vereceklerini vadettiler. Bu ödül herkesi heyecanlandırdı. Yüz deveye sahip olabilme ümidiyle her tarafı aramaya başladılar. Her yöne haberciler gönderildi. Bu habercilerden birisi de Süraka’nın yurduna gelmişti. Onlar da Allah Rasûlünü bulabilmek ve yüz deveye sahip olabilmek için fırsat kolluyorlardı. Bir gün adamın birisi üç kişilik bir yolcu kabilesinin gitmekte olduğunu gördü. Bunu bir toplulukta anlattı. Süraka uyanık bir kimse idi. Adamı yanıltmak ve sözü kesmek için onlar falancalardır dedi. Adam da kesin bir şey bilmediğinden susmak zorunda kaldı. Bunun üzerine Süraka evine geldi. Atını ve oklarını hazırladı. Belirtilen yöne doğru hızla yol almaya başladı. Süraka kısa bir müddet sonra Peygamberimiz ve Hz. Ebû Bekir’e yetişti. Onlara “bugün seni benden kim kurtarabilir” diye bağırdı. Peygamberimizin duasıyla Süraka’nın atının ön ayakları kuma gömüldü. Böylece Allah bu kutsî Medine yolculuğunda Rasûlünü yalnız bırakmamış ve onu tehlikelere karşı bir kez daha korumuştu.


Atının kuma gömülmesi sonucunda gerçeği anlayan Süraka affını rica etti. Peygamberimiz de ona dua ederek affetti. Süraka minnet altında kalmak istemiyordu. Peygamberimize ikramda bulunmak istiyordu. Peygamberimiz de onun hiç bir ikramını kabul etmek istemedi. İkramının kabul edilebilmesi için müslüman olmasının gerektiğini öğrendi ve müslüman oldu.


Kureyş’in vadettiği yüz deveye sahip olmak isteyenlerden birisi de Büreyd idi. O da kendi kabilesinden yetmiş atlı ile yola çıkmış, Peygamberimize yetişmişti. Ancak bütün gayretlerine rağmen muvaffak olamamış sonuçta Büreyd’e İslâm tebliğ edildi. Büreyd ve yanındakiler müslüman oldular. Büreyd, peygamberimizin Medine’ye bayraksız girmesinin uygun olmayacağını düşünerek, başından sarığını çıkardı, mızrağının ucuna bağladı, böylece Medine’ye kadar Peygamberimizin bayraktarlığını yapmış oldu.


Peygamberimizin Mekke’den çıktığını duyan Medine’deki müslümanlar yolları gözlüyorlardı. Her gün güneşin doğumundan önce Harra mevkiine çıkıyorlar, sıcak bastırıncaya kadar bekliyorlardı. Bir gün Yahudi’nin birisi bir işiyle ilgili olarak yüksek bir kuleye çıkıp etrafı gözetlemeye başlamıştı. Peygamberimizin ve arkadaşlarının gelmekte olduğunu gördü. Kendisini tutamayarak heyecanla ” ey Arap topluluğu! İşte nasibiniz, devletliniz, beklediğiniz ulu kişiniz geliyor” diyerek Rasûlullah’ın geldiğini onlara haber verdi.


Medineliler yollara dökülüp Peygamberimizi karşıladılar. Peygamberimiz burada bir müddet kaldı ve Kuba Mescidi’ni inşa ettirdi. Hz. Ali de Kuba’da Rasûlulah’a yetişti.


Süheyb b. Sinan da hicret etmek için yola çıkmıştı. Kureyşliler onun yolunu çevirdiler, göndermek istemediler. Süheyb, biriktirdiği bütün serveti Kureyşlilere bırakmak şartıyla yoluna devam etti.


Peygamberimiz bir kaç gün sonra Medine’ye hareket etti. Hareketinden önce Neccâroğullarına kendisini Medine’ye götürmeleri için haber gönderdiği de rivayet edilmektedir. Abdulmuttalib’in annesi Neccaroğullarının kızıydı. Dolayısıyla Neccaroğulları Abdulmuttalib’in dayıları oluyordu.


Neccaroğulları Peygamberimizi Medine’ye götürdüler. Halk Peygamberimizi ağırlamak için can atıyordu. Allah Rasûlü hiç kimseyi kırmak istemiyordu. ” Devenin yolunu açınız. Nereye çökeceği ona buyrulmuştur” diyordu. Deve boş bir araziye çöktü. Peygamberimiz bu araziye akrabalarından kimin evinin yakın olduğunu sordu. Böylece Neccaroğularından Ebu Eyyûb El-Ensâri’nin evine misafir oldu.


Hz. Peygamber (s.a.s)’in Medine’ye gelişi Medineli mü’minleri büyük bir sevince boğdu.


Bütün mü’minler, evlerinin damına çıkmış; gençler ve hizmetçiler yollara dökülmüşler “Yâ Rasûlallah! Yâ Muhammed! Yâ Rasûlallah!” diyerek bağırıyorlardı. (Müslim, Sahih, VIII, 237). Çocuklar ve hizmetçiler, yollarda ve damlarda “Rasûlullah geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahû ekber! Muhammed geldi! Allahu ekber, Muhammed geldi! diyorlar, Habeşliler de, sevinçlerinden kılıç kalkan oynuyorlardı (Ebû Davud Sünen, II, 579)


Kadınlar ve çocuklar, hep bir ağızdan: “Vedâ tepelerinden dolunay doğdu bize! Allah’a yalvaran oldukça, şükür etmek gerekir halimize, Ey bize gönderilen Peygamber! Sen boyun eğmemiz gereken bir emr ile geldin bize” diye şiirler okuyorlardı (Semhudî, Vefaü’l-Vefa, I,187, Halebi insanü’l-Uyun, II, 58).


Berâ’ b. Âzib: “Peygamber (s.a.s) Medine’ye gelince, Medinelilerin Rasûlullah’a sevindikleri kadar hiç bir şeye sevindiklerini görmedim demiştir.


HADİS:Enes b. Mâlik de: “Ben, Rasûlullah’ın Medine’ye girdiği günden daha güzel, daha parlak bir gün görmedim” der (İbn Sâ’d, Tabakat, I, 233, 234).


Rasûlullah Medine’ye varınca mü’minlerin her biri kendi evinde ağırlamak istediler ve bu konuda yarışırcasına hareket ettiler. Rasûlullah’ı misafir edebilmek için devesinin önüne geçiyorlardı. Efendimiz onlara “Devenin yolunu açınız! Nereye çökeceği ona emir buyurulmuştur” diyordu (Semhûdî-Vefâü’l-Vefâ, I,183).


Mekke-i Mükerreme’ye dönüşün müjdesi de böylece verilmiş oluyordu. Peygamberimizin Medîne’ye gelmekte olduğunu haber alan Medîneliler onu heyecanla bekliyorlardı. Medine halkı her sabah şehir dışına çıkıyor, öğleye kadar rahmet Peygamberinin gelişini gözlüyorlardı. Sonra da üzü-- lerek şehre geri dönüyorlardı. Bir gün halk bekledikten sonra şehre döner-- ken bir kalenin tepesinde duran bir Yahudi kızı uzaktan bir kafile gördü. Hemen halka haber gönderdi, “Beklediğiniz misafir geliyor’’ dedi. Bu haber üzerine şehir baştanbaşa sevinç ile çalkalandı. Medîneliler bayramlıklarını giyerek ve silâhlarını kuşanarak bu aziz misafiri karşıla maya çıktılar. Medîne’ye bir saat mesafede “Kubâ’’ adı verilen bir yer vardı. Medînelilerin bir çok aileleri burada yaşarlardı. Gülsüm b. Hedm’in başkanı olduğu Amr b. Avf ailesi buranın en tanınmış sakinlerindendi. Peygamberimiz buraya ulaştığı zaman bu aileler onu tekbirlerle karşıladılar. Kâinatın efendisini misafir etme şerefi onlara nasip oldu. Peygamberimizin Mekke’den hareketinden üç gün sonra Hz. Ali de Mekke’den ayrılmış ve Kubâ’da Peygamberimize yetişerek o da bu âile tarafından misafir edilmişti. Zaten Ashâb-ı Kirâm’dan pek çoğu bu âilenin yanında misafir olarak bulunuyordu. Peygamberimiz Kubâ ya Milâdî 622 yılı 20 Eylül Pazartesi günü ulaş- tı. Peygamberimiz burada ilk iş olarak Gülsüm b. Hedm’in hurmalarını kuruttuğu yerde bir mescid inşa etmiştir. Bu mescidin inşasında Peygamberimiz herkesle birlikte bir amele gibi çalışmıştır. İslâm’da ilk inşa edilen bu mescid hakkında Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur: AYET: “İlk günden takvâ üzerine kurulan mescid (kubâ mescidi) içinde namaz kılman elbette daha doğrudur. Onda temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.’’ Peygamberimiz burada 14 gün kaldıktan sonra bir Cuma günü Medîneye hareket etti. Beni Salim mahallesinden geçerken Cuma vakti girdiği için burada Cuma namazını kıldı. İlk Cuma namazı burada kılınan namazdır. Namazdan sonra Medîne’ye doğru yola çıktı. Kubâ’dan Medîne’ye kadar halk yolların iki tarafına sıralanmışlardı. İçten gelen bir sevgi ile tezahürât yapıyorlardı. Medîne, böyle bir güne ilk defa şahit olmuş oluyordu. Peygamberimiz geçerken, sağdan soldan, “Buyurun ey Allah’ın Resûlü, işte evlerimiz, işte mallarımız, işte canlarımız, emrinize amâde’’ diyerek davet ediyorlardı. Peygamberimiz bu samimi davetlere nezâketle karşılık veriyor, yoluna devam ediyordu. Peygamberimiz tam şehre gireceği sırada kalabalık o dereceyi bulmuş kadınlar damların üzerine çıkarak şarkılar söylüyorlardı. O gün hep birlikte şu şiiri söylüyorlardı: “Dolunay vedâ dağının sırtlarından bize doğdu. Allah’a yalvaran bulundukça bize de şükretmek düşer. Ey bize gönderilen Peygamber, sen, itaat olunan emirle geldin.’’ Mini mini yavrular da şöyle diyorlardı: “Biz Neccâr zâdelerin kızlarıyız. Muhammed’in komşuluğu ne hoş komşuluktur.’’ Herkes bu büyük misafiri kendi evinde ağırlamak istiyor, devesinin yularına sarılarak, “Buyurun, ey Allah’ın Resûlü” diyordu. Peygamberimiz ise gülümseyerek: Deveyi kendi haline bırakınız, o memurdur, diyor, onların gönüllerini hoş ediyordu. Deve önce Beni Neccar’dan iki yetime ait bir arsaya çöktü ve hemen kalktı. Peygamberimiz daha sonra bu arsayı satın alarak burada mescidini inşa etmiştir. Deve ikinci defa çöktü ve boynunu uzatarak tatlı bir şekilde bağırdı. Bunun üzerine Peygamberimiz, “İnşaallah konağımız burasıdır” diyerek devesinden indi. Burası Neccar oğullarından Halid b. Zeyd’in, yani Ebû Eyyûbi Ensârî hazretlerinin evine en yakındı ve onun misafiri oldu. İşte Hicret Olayı. C. Hicretin Sonuç ve Etkileri Hicret, İslâm Tarihinin en önemli olayıdır. İslâmiyet Mekke şehri hudutları dışına hicretle taşmış ve bu güneş dünyaya Medîne ufuklarından yayılmıştır. Kur’an-ı Kerîm ayetlerinin bir kısmı Mekke’de, bazıları da Medîne’de nâzil olmuştur. Bu büyük olaya ilk Müslümanlar fazlaca önem verdikleri ve diğer olaylardan daha çok anılmaya değer buldukları için Hz. Ömer’in halifeliği zamanında onu tarih başı kabul etmişlerdir. Hicret olayının milletimiz ve ülkemiz için hayırlara vesile olmasını Cenâb-ı Hak’tan diliyorum. Allah, milletimiz ve memleketimizi her türlü felâket ve musîbetlerden muhafaza buyursun. Âmin.

Hiç yorum yok: