27 Ocak 2018 Cumartesi

İSLAM KÜÇÜK YAŞTA EVLENMEYE MÜSAADE ETMEZ




3- İSLAM KIZLARIN KÜÇÜK YAŞTA EVLENMESİNİ Mİ EMREDİYOR?


Kıymetli arkadaşlar Kafirler ve münafıklar İslam’ın ilk yıllarından itibaren Müslümanları İslam’dan uzaklaştırmak ve İslam’ı aşağılamak için ellerinden gelen her şeyi yapmaktadırlar. Hiristiyanların kitabı İncili ve Yahudilerin kitabı Tevradı kendi heva ve heveslerine göre bozdukları gibi İslam’ın kitabı olan kuran-ı kerimi de tahrif etmeye çalışıyorlar. Kuran-ı kerimin metninin korunması Rabbimizin garantisi altında olduğu için


AYET: (Hicr 9)’’ Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz. Onun koruyucusu da elbette biziz’’


Metine dokunamamışlar ancak noktalama işaretleri ile çeviri oyunları ile Müslümanların kafalarını karıştırmak istemektedirler.


Bu çabalar emevi devletinden itibaren başlamıştır. Mesela asrı saadette hz. Ebubekir,hz Ömer, hz Osman ve hz Ali seçimle halife seçildikleri halde Emeviler bunu değiştirerek babadan oğula geçmesini sağlamışlardır. Daha bunun gibi nice yanlışlar yaparak İslamın yaygınlaşmasının önüne geçmişlerdir.(boşanma,nikah, miras v.b) birçok konuyu saptırmış kendi heva ve heveslerine göre ayeti kerimeleri yorumlamışlar ve uygulamışlardır.


İşte Emevi kafalı bugünkü münafıklar aynı yolu izlemeye devam etmektedirler.


Kuran-ı kerimde galu beladan kıyamete ve sonsuza kadar olanlar ve olacaklar mevcuttur. Bu konuda birçok ayet olduğu gibi sadece bir ayeti vermekle yetineceğim.


16/NAHL-89 (Meâlleri Kıyasla): Ve yevme neb’asu fî kulli ummetin şehîden aleyhim min enfusihim ve ci’nâ bike şehîden alâ hâulâi, ve nezzelnâ aleykel kitâbe tibyânen li kulli şey’in ve huden ve rahmeten ve buşrâ lil muslimîn(muslimîne).
Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab’ı, müslümanlara (Allah’a teslim olanlara) müjde olarak indirdik. Ayrıntılı bilgi için bakınız KURAN-I KERİMDE HERŞEY MEVCUTTUR


Kuran-ı Kerim anayasadır hem öyle bir anayasa ki her çağın, her milletin, her ırkın, herkesin anayasasıdır. 1000 yıl öncesinin 1000 yıl sonrasının kıyamete kadar değişmeyecek anayasadır. Dolayısı ile her kişiye, her topluma, cahile, alime, mazluma, zalime, zengine, fakire, zekiye, aptala, geçmişe ve geleceğe her şeye her devire hitap etmektedir. Umuma şamil olduğu için her türlü problemin, meselenin, davanın çözümü kuran-ı kerimde verilmiştir. Kuran-ı kerimin ele almadığı işlemediği hiçbir sorun yoktur. Kuran-ı kerim yaşayan bir kitaptır. Tarih kitabı değildir. Her kişi her probleminin cevabını kuran-ı kerimde bulabilmektedir. Eğer Kuran-ı kerimde bulmayı beceremezse kanun olan Hadis-i şerifte bulmakta orda da bulmayı beceremeyenler İslam Alimlerine sorup öğrenmektedirler.


BU GİRİŞTEN SONRA AYETİ KERİMELER VE HADİS-İ ŞERİFLER KIZLARIN EVLEDİRİLMELERİ HAKKINDA NE BUYURUYOR BU AYET VE HADİS-İ ŞERİFİLERİ NASIL ANLAMALIYIZ. BUNU GÜCÜMÜZ NİSPETİNDE ANLATMAYA ÇALIŞALIM ELBETTE EN DOĞRUSUNU ALLAH(CC) BİLİR.


KURAN-I KERİMDE BAZI AYETLER EMİR DEĞİL RUHSATTIR (İZİNDİR)


Mesela Nisa suresi 3. Ayette Rabbimiz TEK EŞLE yetinmemizi emrederken savaşta veya kıtlıkta dul kadınların çoğalması ve zinaya düşmemeleri için tedbir olarak 4 eşe kadar evlenmeye ruhsat vermiştir. Yani burada emir tek eştir 4 eş değil 4 eş sadece izindir. İşte ayet.


وَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تُقْسِطُواْ فِي الْيَتَامَى فَانكِحُواْ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلاَّ تَعْدِلُواْ فَوَاحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ ذَلِكَ أَدْنَى أَلاَّ تَعُولُواْ ﴿٣﴾


Ve in hıftum ellâ tuksitû fîl yetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum minen nisâi mesnâ ve sulâse ve rubâa, fe in hıftum ellâ ta’dilû fe vâhideten ev mâ meleket eymânukum. Zâlike ednâ ellâ teûlû.





1.


ve in hıftum


: ve eğer korkarsanız



2.


ellâ


: olmama, olamama



3.


tuksitû


: adaletle davranmanız



4.





: hakkında, konusunda



5.


el yetâmâ


: yetimler



6.


fe inkihû


: o zaman, o taktirde nikâh edin



7.


mâ tâbe


: helâl olanı, hoşunuza gideni



8.


lekum


: sizin



9.


min


: den, dan



10.


en nisâi


: kadınlar



11.


mesnâ


: ikişer



12.


ve sulâse


: üçer



13.


ve rubâa


: dörder



14.


fe


: fakat, artık, öyleyse, o taktirde



15.


in hıftum


: korkarsanız



16.


ellâ


: olmama, olamama



17.


ta'dilû


: adaletle davranırsınız



18.


fe


: fakat, artık, öyleyse, o taktirde



19.


vâhideten


: bir adet, bir (kişi)



20.


ev


: veya



21.


mâ meleket


: sahip olduğu şey



22.


eymânu-kum


: (sizin) elinizin altındaki



23.


zâlike


: işte bu, bu



24.


ednâ


: çok yakın, daha yakın, daha uygun



25.


ellâ


: olmama, olamama



26.


teûlû


: zulmetmeniz, haksızlık etmeniz, adaletten ayrılmanız



Diyanet İşleri : Eğer, velisi olduğunuz mal sahibi yetim kızlarla evlenmekle onlara haksızlık yapmaktan korkarsanız onlarla değil, hoşunuza giden başka kadınlarla iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz; şayet, aralarında adaletsizlik yapmaktan korkarsanız bir tane almalısınız veya sahip olduğunuz ile yetinmelisiniz. Doğru yoldan sapmamanız için en uygunu budur.


GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ BU AYETİ KERİMEDE 4 EŞ ALMAK EMİR DEĞİL RUHSATTIR. Ama emeviler devrinden itibaren erkeklerin keyfi için bu ruhsat sanki Allahın emri imiş gibi kabul edilmiş dahada kötüsü ondan sonra gelen erkek alimlerin işine geldiği için bunu es geçmişler ondan da kötüsü kadınlar da bu konuda sessiz kalmışlardır.


DÜNKÜ VE BUGÜNKÜ ATEİSTLER TALAK SURESİ 4. AYETTE GEÇEN LEM YAHİDNE : (Adet görmeyen ) buradaki lem edatını LEMMA YAHİDNE (henüz adet görmeyen) OLARAK TERCÜME EDİYORLAR BÖYLECE İSLAMIN HENÜZ ADET GÖRMEYEN KADINLARA EVLENME İZNİ VERDİĞİNİ İDDİA EDİYORLAR GÖRÜYORMUSUNUZ MUHTEREM MÜMİNLER AYETLERE NASIL YANLIŞ TERCÜME VERİLİYOR VE İSLAMA SALDIRILIYOR.


وَاللَّائِي يَئِسْنَ مِنَ الْمَحِيضِ مِن نِّسَائِكُمْ إِنِ ارْتَبْتُمْ فَعِدَّتُهُنَّ ثَلَاثَةُ أَشْهُرٍ وَاللَّائِي لَمْ يَحِضْنَ وَأُوْلَاتُ الْأَحْمَالِ أَجَلُهُنَّ أَن يَضَعْنَ حَمْلَهُنَّ وَمَن يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَل لَّهُ مِنْ أَمْرِهِ يُسْرًا ﴿٤﴾


Vellâî yeisne minel mahîdı min nisâikum inirtebtum fe iddetuhunne selâsetu eşhurin vellâî lem yahıdne, ve ulâtul ahmâli eceluhunne en yada’ne hamlehunn(hamlehunne), ve men yettekıllâhe yec’al lehu min emrihî yusrâ(yusran).





1.


ve ellâî


: ve onlar (o kadınlar)



2.


yeisne


: kesilir



3.


min el mahîdı


: hayzdan, adetten



4.


min nisâi-kum


: kadınlarınızdan



5.


in


: eğer



6.


irtebtum


: şüphe ettiniz



7.


fe


: o zaman, o taktirde



8.


iddetu-hunne


: onların iddetleri, müddetleri



9.


selâsetu


: üç



10.


eşhurin


: aylar



11.


ve ellâî


: ve olanlar



12.


lem yahıdne


: hayız görmeyen



13.


ve ulâtu


: ve onlar (kadınlar)



14.


el ahmâli


: yüklü olanlar, hamile olanlar



15.


ecelu-hunne


: onların süreleri, müddetleri



16.


en yada'ne


: bırakmak, doğurmak



17.


hamle-hunne


: onların (kadınların) yükleri



18.


ve men


: ve kim



19.


yettekı


: takva sahibi olur



20.


allâhe


: Allah'tan



21.


yec'al


: kılar, yapar, sağlar



22.


lehu


: onun için, ona



23.


min emri-hî


: onun işinden, onun işinde



24.


yusren


: kolaylık



AYET : Talak: 4 :“Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.”


Burada ki yanlış anlaşılmaya sebep, bazı meallerde ayetin anlamının “henüz adet görmeyenler” olarak çevrilmesi oysa;


“Arapçada “lem = لم” edatı dili ve mişli geçmiş zamanın olumsuzu (cahd-i mutlak), “lemmâ = لما” edatı ise şimdiki bitmiş zamanın olumsuzunu (cahd-i müstağrak) ifade etmek için kullanılır. Dolayısıyla “henüz” anlamını “lem” değil “lemmâ” edatı verir.
“lemmâ = لما” edatı başına geldiği muzari fiilin zamanını geçmişe, anlamını olumsuza çevirir. Fiilin henüz olmadığı ama olmasının beklendiği anlamını kazandırır.
Bize göre “lem yahıdne = لم يحضن ” ile kastedilen “mümteddetü’t-tuhr” (temizlik hali uzayıp giden) denilen ve hayzı bir kaç yıl uzayabilen kadınlardır. Ayet bu kadınların durumunu düzenlemektedir. Aksi halde bu durumda olan bir kadının boşandıktan sonra iddetinin bitmesi ve kocasının evinde geçireceği zaman seneler sürebilir.”


Ayette “lemma” ifadesi geçmiyor. Yani “henüz” gibi bir ifade yok. Bir çok İslam Alimi de çevirilerinde bu sebeple “henüz” kelimesini ya kullanmamış ya da ayette olmadığını belirtmek için bu kelimeyi parantez içinde kullanmıştır.


Talak suresi 4. ayette koyu renkle işaretlediğim “adet görmemiş kadınlar” ifadesini ateistler şu şekilde dillendiriyorlar : “ömrü boyunca adet görmeyen kadın mı olur, varsa da milyonda birdir, burada adet bile görmemiş küçük kız çocuklarından bahsedilmektedir, demek ki İslam küçük yaşta kız çocuklarının evlendirilmesine izin veriyor”


Her konuda olduğu gibi, kadınlarla ilgili bir konuda da en doğrusu, konuyu uzmanından dinlemek Bakalım “adetten kesilmediği” halde, uzun süreli “adet görmeyen” hanımlar var mı?


“Adet kanaması, genellikle kadın doğum yaptıktan sonra 8-16. haftalar arasında yeniden başlar ama biraz önce de belirttiğim gibi kanama emzirmeye devam ediliyorsa büyük oranda gecikir. Bebek yalnız anne sütü ile besleniyorsa, genellikle ilk 6 ayda adetlerin başlaması veya başlar ise de düzenli olması beklenmez. Bu durumda telaşlanmamalısınız, zamanla kanamalarınız düzene girecektir. Bazen 18 aya kadar başlamayabilir. Hiç emzirmeyen annelerde ise adet kanaması, doğumdan sonraki 4-8. haftalarda başlar.”


Konuyu internette, “doğum sonrası âdetin gecikmesi” diye aratırsanız, bu konunun forumlarda paylaşıldığını, hatta bazı hanımların adet olamama süresi bir yılı geçtiği için ciddi ciddi endişelendikleri de okuyabilirsiniz…


Şimdi bu durumda olan yani doğumdan sonra âdeti gecikmiş bir kadın, boşanıyor olsa İddet süresi ne olacak?


Talak suresinin 4. ayetinde göre değerlendirdiğimizde,


*Adetten kesilmiş yani menopoza girmiş değil…


*Hamile de değil.


* İşte ayetin “Adet görmeyenler” kısmı, bu hanımları tarif ediyor Ateistler, akıllarını “olumsuz rivayetlerle” gölgelemeye devam ettikçe, kalplerinin önüne perdeler çektikçe, asıl olanı görmemeye devam edecekler ne yazık ki…


”Lem” ve “Lemmâ” edatları ile “Lemmâ”nın “Henüz” anlamı için bak.
Muhammed Zihni el-Muktedab. 357-8, Zerkeşi el-Burhan,”Lemma”, 4/382


KURAN-I KERİMDE ÇOCUK YAŞTA EVLİLİĞE CEVAZ VEREN AYET YOKTURATEİSTLERİN DELİL OLARAK GÖSTERDİĞİ


AYET: (Nisa suresi 6. Ayet) : Diyanet İşleri : Yetimleri, evlenme çağına gelene kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de’’ geri alacaklar diye onları israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan, iffetli olmağa çalışsın, yoksul olan uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahid bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.’’


GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ EVLİLİKLE İLGİLİ DEĞİL MİRAS İLE İLGİLİDİR


ATEİSTLER PEYGAMBERİMİZ(SAV) İN HZ. AİŞE ANNEMİZLE EVLENMESİNİ DELİL OLARAK GÖSTERMEKTEDİRLER .


Hz. Ayşe’nin 6-9 yaşında evlendiği konusundaki iddialar, Kuran’daki evlilik için belirtilen yaş ile uyum göstermiyor. Kuran’da işaret edilen evlilik yaşı, şu an ki Medeni Kanunumuzda yer alan yaş sınırı ile tam uyumludur. Ayrıca Hz. Ayşe’nin yaşının rivayet edildiği kaynakların muhatabı olan Buhari, peygamberimizden 238 yıl sonra, Müslim 243 sene, Tirmizi 260 sene, Ebu Davud 256 sene, Nesai 238 sene, İbn-i Mace 263 sene sonra yaşamışlardır. Hz. Ayşe’nin yaşı kimi kaynakta 6, kiminde 9, kiminde de 18 olarak rivayet edilmiştir. Bütün bu rivayetler bu konuda kesin bilginin olmadığını ispat etmektedir. Nufus kaydı, doğum belgesi bulunmayan bir devirde kişilerin yaşının doğru olarak bilinmesi beklenebilir mi? Üstelik hicri takvim, rumi takvim, miladi takvim gibi takvimlerin değiştiğini göz önüne alırsak ve Peygamberimiz(sav)in doğum tarihinin kimi kaynaklarda 571 kimi kaynaklarda 570 olarak belirtilirken hz Aişe annemizin yaşını kesin olarak bilmek mümkün müdür? Bırakın o günü, bırakın başkasının bilmesini, bırakın yüzyıllar sonra bilmeyi her türlü kaydın tutulduğu bu çağda dedenize nenenize kardeşlerinin, akrabalarının değil kendi yaşını sorun bakalım günü gününe bilecek mi? Amaç üzüm yemek değil ki amaç bağcıyı döğmek kafaya koymuş kurt kuzuyu yiyecek derenin aşağısında olduğu halde suyumu kirlettin diye kuzuyu yemesi gibi.


ATEİSTLERDE İSLAMA ZARAR VERMEK İÇİN HER TÜRLÜ ENSTURMANI HER TÜRLÜ İFTİRAYI ATMAKTAN ASLA VAZGEÇMİYECEKLERDİR.

Hiç yorum yok: