28 Ocak 2018 Pazar

İSLAMDA BEDDUA




22- KURAN-I KERİMDE MÜSLÜMANA KARŞI BEDDUA YOKTUR


BEDDUA: Sayın okurlarım bugünlerde gündemde olan beddua hakkında bir şeyler yazma gereği duydum. Farsça'da "kötü" anlamına gelen bed ile Arapça'da "isteme, dileme" gibi anlamlara gelen dua kelimelerinden oluşmuş bir bileşik isimdir. Bir kimsenin başına kötü şeylerin gelmesi için yapılan duaya beddua denilmektedir. Müslümanların olur olmaz sebeplerle birbirleri aleyhine beddua etmeleri İslâm ahlâkıyla bağdaşmaz.


HADİS: Hz. Peygamber, genellikle İslâm'a düşmanlık gösterenlere beddua etmemiş, onların hidâyeti için dua etmiştir (Buhârî, Deavat, 59).


KURAN-I KERİMDE MÜSLÜMANA KARŞI BEDDUA YOKTUR


Görüldüğü gibi Cenab-ı hak sadece İslam düşmanlarına, kafirlere ve münafıklara beddua edilmesine müsaade ediyor. Asla bir Müslümana beddua edilir. Anlamında bir ayet Kuran-ı kerimde yoktur. Bırakın beddua etmeyi Müminln mümine karşı merhametli olmasını emreden ayet mevcuttur. İşte o ayet. Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de


AYET: (Fetih-15). Ayette sahabenin bir özelliğini şöyle anlatıyor:


AYET: (Fetih-15) " Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler” Bu nedenle Bir Müslüman başka bir Müslümana karşı en önemli tavrı merhamettir. Mümin imanı gereği diğer mümin kardeşlerini sever. Hata yaptığında ise merhamet ve duayla ıslahına çalışır. Peygamber Efendimizin hayatında da bununla ilgili pek çok örnek vardır. O değil Müslümanlara beddua etmek, kendine zulmeden kişilere bile beddua etmemiştir. O’nun hayatında birkaç olay hariç hemen hemen beddua ettiğine pek rastlanmaz. Peygamber Efendimi ashabını da rastgele lanet ve beddua etmekten men etmiş ve yasaklamıştır. Peygamber Efendimiz (s.a.v) beddua etmekten kaçınırdı. Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet Peygamberi olduğunu söylerdi. İslam’ın en sıkıntılı dönemi olan Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek amacıyla Tâif'e gittiğinde, orada beklenmedik bir tutum ve davranışla karşılaşmıştı. İnsanları kurtarmak için gittiği o yerde ayak takımı kişilerce taşlanmış her tarafı kanlar içerisinde geri dönmüştü. O durumda yapacağı bedduanın kabul edileceğini bildiği halde beddua etmek şöyle dursun, onların ıslahı için dua etmişti. Peygamber Efendimizin karşılaştığı diğer bir durum da Uhud savaşıdır. Uhud’da dişini kıran, yüzünü yaralayan müşrikler için: "Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar" diye dua etmiştir. Hiçbir zaman Müminlere beddua etmemiştir. Hatta kişinin kendisine, çocuklarına ve mallarına beddua etmesini de yasaklamıştır.


HADİS: “Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)


HAKSIZ YERE BEDDUA EDEN KENDİNE BEDDUA ETMİŞTİR


Beddua yapan kişi, eğer haksız ise, beddua yapmakla haddini aşmış ve hatta zulüm yapmış olur. Bu haramdır. Çünkü haksız beddua ancak “sû-i zandan, yani kötü zandan beslenir. Sû-i zan ise, haramdır.(Hucurat suresi ayet-12) Aslında toplum olarak, zanlarımızın çoğu kötü cinstendir. Yani kulağımıza gelen bilgi ve haberlerde, ya da içimize düşen şüphelerde muhatabımız lehine delil varsa, ancak o zaman hüsnü zanna, yani iyi zanna gidiyoruz. Hâlbuki delil varken iyi zan sahibi olmak marifet değildir, faziletten de sayılmaz. Çünkü zaten muhatabımızın delili, kötü zan kapısını kapamıştır. Biz; muhatabımızın elinde delil varken değil, delil yokken; göstergeler muhatabımızın aleyhine işliyorken; muhatabımızı içimizde mahkûm etmeye meyletmişken; kulağımıza muhatabımız aleyhine sözler gelmeye başlamışken; muhatabımızı yargısız infaza kurban etmeye değil, hüsnü zanna, yani muhatabımız hakkındaki iyi zannımızı bozmamakla mükellefiz. Kulağımıza gelen veya içimize doğan kötülük düşüncesini muhatabımız lehine düşünmekle yükümlüyüz. Biz hüsnü zanna (iyi niyet)memuruz. Yüce dinimiz zanna dayalı bilgilerde muhatabımızı bizim şerrimizden korumuştur. Ki, sû-i zan(kötü zan)ın bir basamak ilerisi, çoğu zaman bedduadır. Bedduaları araştıralım, inceleyelim: Esefle göreceğiz ki, büyük çoğunluğu haksızdır, yani sû-i zandan beslenmektedir. Böyle haksız yere yapılan beddualar, ilenmeler, telinler, lânetlemeler, Allah nezdinde makbul de değildir. Çünkü haklılık yoktur, çünkü sû-i zanna dayanmaktadır, çünkü gerçeklerden uzaktır. Kişi haklı olsa bile, eğer insaf sahibi ise bedduaya yol vermez. Ya ıslahı için dua eder. Ya da, çok incinmiş ise, sabrı ve insafı kalmamış ise, onu, Allah’ın adaletine, cezasına, celâline, kahrına ve kibriyasına havale etmekle, yani Allah’a ısmarlamakla yetinir. Haklı olan kişinin böyle bir havalesini ise Cenabı Hak çoğu zaman makbule şayan bulur, kabul eder ve onun hakkını ondan misli bir ceza ile alır. Fakat buradaki havalenin dille, çok galiz tabirlerle, sövüp saymakla, bağırıp çağırmakla, beddua etmekle yapılmasına gerek yoktur. Esasen, böyle galiz tabirler, sövmek ve saymaklar kişiyi, Allah nezdinde haklı iken, haksız duruma da düşürebilir. Çünkü karşı tarafın el ile verdiği zararı, kendisi de dil ile vermiştir, hakkını dili ile kendisi almıştır, Allah’ın ADALETİNE bırakmamıştır. Bir kişinin haksız yere kalbinin incitilmesi, gönlünün kırılması, gözlerinin yaşarması esasen bir beddua hâlidir. Ve asıl beddua dili de budur. Dilinin hiçbir biçimde beddua etmesine gerek yoktur. Çünkü Allah, Ahkemü’l Hâkimîn’dir; hâkimlerin Hâkim’idir. Erhamü’r-Râhimîn’dir; merhametlilerin en merhametlisidir. Masumların, mazlumların, dilsizlerin, yavruların, çaresizlerin, kimsesizlerin, hayvanların hâl dili ile çâresizlik içinde yaptıkları beddualar Allah katında çoğu kez makbule şayandır. Haklı konumda olduğumuz hâlde beddua yapmamak ve muhatabımızın ıslahını dilemek, hidayeti için dua etmek, ahlâkımızın güzelliğini gösterir. Sünnet olan budur. Yani zarar gördüğümüz birisinin, ıslahı için dua etmek sünnettir. Çünkü insanların beşeriyet gereği hatalarının olabileceğini hep hesap etmeli ve hatasız dost ve insan aramamalıyız. Bir bahçeye girdiğimizde bahçenin dikenleri de bulunduğunu önceden hesap etmeli ve dikenlerinden rahatsız olmamalıyız. Gül beklediğimiz bahçenin dikeni de olabilir. Hatta diken gülün dallarında ve kollarında da olabilir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, “Her şeyin iyisine bak” kaidesiyle amel etmeli, murdar ve hoşumuza gitmeyen şeylere hiç bakmamalı, iyi şeylerden iyi istifade etmeliyiz. Böylece kalbimiz istirahat edecek, gönlümüz huzur bulacaktır.(sözler s.39)


MÜMİNLERE BEDDUA ETMEK GÜNAHMIDIR


İslâm, Müslümanların kendileri ve diğer Müslümanlar aleyhinde beddua etmelerini yasaklamıştır. HADİS: Peygamber Efendimiz (SAV): “Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)buyurmuştur.


HADİS: Peygamber Efendimiz (s.av) beddua etmekten kaçınırdı. Kendisinin lânet eden değil, aksine rahmet peygamberi olduğunu söylerdi. (Müslim, Birr 87)


HADİS: Mekke döneminde İslâmî tebliğ etmek üzere Tâif'e gittiğinde, orada kötü bir davranışla karşı karşıya kalmış; dönüşte taş yağmuruna tutulmuş, mübarek ayakları kanlar içerisinde kalmıştı. O sırada Allah tarafından kendisine "onlar aleyhinde yapacağı bedduanın kabul edileceği, dilerse onları helâk edeceği" bildirilmiş, fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Hayır, belki bunların sulbunden sana ibadet edecek çocuklar doğar, Ya Rab." demişti. Uhud'da dişini kıran, yüzünü yaralayan düşmanları için: "Allah'ım! Kavmimi hidayete erdir, çünkü onlar yaptıklarını bilmiyorlar." (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, IV, 314)diye dua etmiştir.


HADİS: Bütün çalışmalara rağmen İslamiyeti kabul etmeyen Devs kabilesine beddua etmesi istenince: "Yâ Rabbi! Devs kabilesine hidayet eyle de onları bizim saflarımıza kat." diye dua etmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 344)Bununla beraber,


MÜMİN KARDEŞİNE BEDDUA EDEN KİŞİNİN BEDDUASI DÖNER DOLAŞIR KENDİNİ BULUR.


Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki Müslüman, günahkâr da olsalar, Müslümanlara beddua etmekten sakınmalıdır. Bu dünyada zulmeden kişi cezasız kalmayacaktır. Bu dünyada zulmünün cezasını göreceği gibi ahirette de elim bir azapla cezalandırılacaktır. Burada mazluma düşen güzel bir şekilde sabretmektir. Konuyla ilgili bazı hadisler ve kısa açıklamaları:“


HADİS: Mümine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." (Buhârî, Cenâiz 84, Müslim, İman 176, 177)Lânet, lânet edilen canlının, hem dünya hem de âhirette Allah'ın rahmetinden uzak kalmasını dilemek demektir. Lanet olsun, Allah lânet etsin, lânet olası, melun adam gibi sözler,farkında olunsun veya olunmasın- kişinin rahmetten mahrum kalmasını, uzak tutulmasını istemek demektir. Lânetlenmiş varlıkların başında şeytan gelir. Şeytân aleyhillane cümlesi, "Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytan" anlamında çokça kullanılan bir ifadedir. Bir mümine lânet etmek, onun şeytan gibi ilâhî rahmetten ebediyyen mahrum kalmasını dilemek anlamına gelir. Bu ise, o Müslümanın hayat hakkına tecavüz etmek, onu öldürmek gibi çok ağır bir suçtur. Hatta bir Müslümanın tam anlamıyla ölmesini dilemek anlamındadır. Öldüren, öldürdüğü Müslümanı sadece dünyevî hak ve menfaatlerinden mahrum bırakır. Lanetçi ise, dileğine kavuşsa da kavuşmasa da, Müslümanın hem dünya hem de ahiret mutluluğuna mâni olmak için teşebbüste bulunmuş demektir. "Mümine lânet etmek, onu öldürmek gibidir." tesbitinden, lanetçinin de katil gibi kısas edileceği hükmü çıkarılamaz. Ancak işlediği cinayetin büyüklüğü ortaya konulmuş olmaktadır. Lanetçinin dünyadaki cezası değilse de manevî sorumluluğu katilinkine eş bir sorumluluktur. Mümini öldürmek kolay değildir. Çünkü o bir fiildir. Mümine lânet etmek ise kolaydır. Zira o bir sözdür. Bu fark da dikkate alınınca, hadisimizin lanetçiye yönelik olarak ifade ettiği tehdidin, "Bu iş kolaydır." diye böyle bir cinayetin işlenmesini önlemeye yönelik olduğu anlaşılır.


HADİS:"Sıddıka lanetçi olması yakışmaz." (Müslim, Birr 84; Tirmizî, Birr 72)


Sıddık, özü sözü doğru kimse demektir. Böyle birine lanetciliğin yakışmayacağını bildirmektedir. Eğer bir kişi başkalarına olur olmaz sebeplerle lânet ediyorsa, onun iman ve İslâm kalitesinde bir kusur var demektir. Özü sözü doğru olma kıvamına erişememiş demektir.


HADİS:"Lânetçiler, kıyamet günü ne şefaatçi ne de şâhit olurlar." (Müslim, Birr 85, 86; Ebû Dâvûd, Edeb 45)


Etrafa lânet yağdırmayı huy edinmiş olanların kıyamet günü uğrayacakları mahrumiyeti ortaya koymaktadır. Böylesi kimseler, kıyamette kimseye şefaatçi olamaz ve şâhitlik yapamaz, bu tür mutlulukları yaşayamazlar. Bu, onların müminler arasında olması gereken acıma ve yardımlaşma gibi güzel duygu ve ilişkilerden uzak bulunduklarının hem göstergesi hem de cezasıdır. Yani ahirette lanetçinin şefaati ve şehadeti kabul edilmeyecektir.


HADİS: "Birbirinize Allah'ın lâneti, gazabı ve cehennem azabı ile lânet ve beddua etmeyiniz!" (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)


HADİS: Müslümanları birbirlerine "Allah sana lânet etsin", "Allah'ın gazabına uğrayasın", "Cehennemde yanasın" gibi beddua cümleleriyle lânet okumamaları tembih ve ikaz edilmektedir. Lânet, gazap ve azab temennisi, müminlerin öfkelerini yatıştırmak için de olsa, ağızlarına almamaları gereken felâket tellallığıdır. "Olgun mümin, yerici, lanetçi, kötü iş ve kötü söz sahibi olamaz." (Tirmizî, Birr 48)


Olgun müminler kimseyi kötülemez, lânetlemez, iş ve sözde haddini aşmaz, ahlâksızlık yapmaz. Kemâl noksanlığının göstergesi olan bu gibi düşük hareketlerin ve özellikle lanetciliğin en büyük tehlikesi, o lânetin sonuçta lanetçiye dönmesidir:


HADİS: "Kul, herhangi bir şeye lânet ettiğinde o lânet gökyüzüne çıkar. Semanın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz da lânet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lânete lâyık ise onda kalır, değilse lânet edene döner." (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)


Lânet, kendisine gökyüzünde ve yeryüzünde yer bulamaz, lânet edilen kişiye gider, eğer gerçekten o lânete layık biri ise, onda kalır, değilse onu dileyene, yani lânet edene döner. Lânetçinin lâneti, kendisi hakkında geçerlilik kazanır. Bu da kişinin kendi ağzıyla kendi felâketini hazırlaması, felâketine bizzat kendisinin davetiye çıkarması demektir. Hiç şüphesiz aklı başında olgun hiç bir mümin böylesi gülünç ve acı bir duruma düşmek istemez. Bunun yolu ise, başkalarına lânet etmemektir. Sonuç: İnsan kendine, yakınlarına, hatta başkalarına veya hayvanlara ve diğer varlıklara beddua etmemelidir. - Böylesi manasız temenniler, duaların kabul edildiği zamana denk düşerek gerçekleşebilir. - Müslümanlar ağızlarını güzel sözlere ve hayır dualara alıştırmalı, sakıncalı sözleri kesinlikle kullanmamalıdır. - Müslümana lânet etmek, büyük bir günahtır. - Müslümanların birbirlerine lânet değil, rahmet dilemeleri yakışır. - Sıddık olan kimseye lanetcilik yakışmaz. Lânetciler ahirette şefaat ve şâhitlik yapma hakkından mahrum bırakılırlar. Olgun müminler, lânet, gazap ve azap temennisinde bulunmaz, kimseye kötü söz söylemez, haddi aşmaz ve ahlâksızlık yapmazlar. Lânet, açıkta kalmaz. Lânet edilen ona lâyık değilse, lânet edene döner. - Müslümana rahmet ve iyilik temennisi yakışır. Çünkü başkalarını iyiliklere lâyık görenler, aslında kendilerine iyilik etmiş olurlar.


KURAN-I KERİMDE KAFİRLERE VE MÜNAFIKLARA KARŞI BEDDUA VARDIR


AYET:(Allah’ın laneti inkâr edenlerine üzerine olsun.) [Bakara 89]


AYET:(Biz kitapta açıkça belirttikten sonra indirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lanet eder, hem de bütün lanet ediciler lanet eder.) [Bakara159]


AYET: (Ayetlerimizi inkar edip kâfir olarak ölenler var ya, işte Allah’ın, meleklerin, insanların hepsinin laneti onlaradır.) [Bakara 161]


AYET:(Allah inkârları yüzünden onlara [Yahudilere] lanet etmiştir.) [Nisa 48]


AYET:(Bir mümini kasten öldürenin cezası, içinde ebediyen kalacağı Cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.) [Nisa 93]


AYET:(Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik.) [Maide 13]


AYET:(Yahudiler, Allah’ın eli sıkı dedikleri için lanet onlara.) [Maide 93]


AYET:(Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun!) [Araf 44]


AYET:(Allah, ikiyüzlü erkek ve kadınlara ve inkârcılara, ebedi kalacakları Cehennem ateşini hazırlamıştır. Allah lanet etsin! Onlara devamlı azap vardır.) [Tövbe 68]


AYET:(Bozgunculara lanet olsun.) [Rad 25]


AYET:(Allah ve Resulünü incitenlere Allah, dünyada ve ahirette lanet etmiştir.) [Ahzab 57]


HADİS: Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in zaman zaman Allah düşmanlarına beddua ettiği de olmuştur. Bir-i Maune'de yetmiş İslâm davetçisini şehit eden Kilab kabîlesine Resulullah (s.a.v) bir ay süre ile beddua ve lânet etmişti. Kâbe'de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere de beddua etmiş, Bedir muharebesinde yere serildiklerini gözleriyle görmüştü. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, X; 43-45)


HADİS: Hendek muharebesinde Medine önlerinde toplanan düşmanın perişan olup dağılmaları için dua etmiş, bunun üzerine geceleyin ansızın doğudan kopan fırtına düşmanın altını üstüne çevirmişti. (Tecrîd-i Sarih Tercümesi, VIII, 342-343)


HADİS: Peygamber Efendimiz (sav)’in beddua ettiği bazı durumlar da vardır. Bunlardan biri Bi'r-i Mâûne'de İslam’ı anlatmak için giden 70 hafız ve İslam davetçisini şehit eden Kilab kabilesine beddua etmiştir. Kabe’de namaz kılarken kendisiyle alay eden müşriklere beddua etmiştir. Peygamber efendimizin beddua ettiği kimseler, zulüm ve haksızlıklarda ileri gitmiş müşriklerdir.

Hiç yorum yok: