28 Ocak 2018 Pazar

İSLAMDA ŞEFAAT



60 – İSLAMDA ŞEFAAT

BAZI AYETLERİ İLERİ SÜREREK ŞEFAATİ İNKAR EDENLERE CEVAP VERMEYE ÇALIŞALIM
AYET: (Secde-3)’’ 'Onu peygamberin kendisi uydurdu' diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar.’’
AYET:(Secde-4)’’Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri altı günde (devirde) yaratan, sonra arşa istiva eden Allah'tır. O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçınız vardır. Artık düşünüp öğüt almaz mısınız?
Şefaat yetkisi ise sadece Allah'tadır. Şefaat etmesi için Mürşid’lere yetki veren Allah'tır.
AYET:(Bakara-47)’’ Ey İsrailoğulları Size verdiğim nimetimi ve sizi (bir zamanlar) cümle âleme üstün kıldığımı hatırlayın.
AYET:(Bakara-48)’’ Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun.
Bir önceki ayeti kerimeyi okuduğunuz zaman (Bakara-47 İsrailoğullarına yani Yahudilere Hz. Musa’ya inandıkları zaman büyük nimetlerin verildiğini, ancak atalarına verilen bu nimetlere güvenmemeleri gerektiğini, atalarının onları kurtaramayacağını bildiriyor. Yoksa Müslümanlara şefaat verilmeyeceğini değil.
AYET(Bakara-122)’’ Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün tuttuğumu hatırlayın.’’
AYET(Bakara-123)’’ Ve bir günden sakının ki, o günde hiç kimse başkası namına bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, hiç kimseye şefaat fayda vermez. Onlar hiçbir yardım da görmezler.’’
Bir önceki ayeti kerimeyi okuduğunuz zaman (Bakara-122) İsrailoğullarına yani Yahudilere Hz. Musa’ya inandıkları zaman büyük nimetlerin verildiğini, ancak atalarına verilen bu nimetlere güvenmemeleri gerektiğini, atalarının onları kurtaramayacağını bildiriyor. Yoksa Müslümanlara şefaat verilmeyeceğini değil.
AYET: :(Cin-20)’’ (Resûlüm!) De ki: Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam.
AYET:(Cin-21)’’ De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim.’’
AYET:(Cin-22)’’ De ki: 'Beni kimse Allah'a karşı savunamaz ve ben O'ndan başka bir sığınak bulamam.'
Yukarıdaki ayetin(Cin-21) şefaatle ne ilgisi var Allah(cc) aşkına Peygamberimizin(sav) Allah şirk koşmadığını, Allaha iman ettiğini, bildiren ayetlerdir. Nitekim bir önceki ve bir sonraki ayetlerde bu açıkça görülmektedir.
AYET:(Zümer-42)Allah, ölenin ölüm zamanı gelince, ölmeyenin de uykusunda iken canlarını alır da ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir kavim için ibretler vardır.
Bu ayeti kerimede Allah(cc) uykudayken eceli gelenin canını alacağını eceli gelmeyenin ise uykudan uyanıp eceli gelinceye kadar yaşatacağını bize bildiriyor. Her gece ölüp her sabah diriliyoruz haberimiz var mı?
AYET(Secde-11) De ki: 'Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.'
Yukarıdaki Zümer-42 inci ayette Allah(cc) canı kendisinin alacağını buyururken Bu ayette(secde-11) canı almaya vekil ettiği Azrailin alacağını buyuruyor. Bu iki ayet arasında tenaküs yoktur. Yani zıtlık yoktur. Her ikisinde de canı alan Allah’tır. Azrail sadece uygulayıcıdır.
AYET:(Şuara 79)’’Beni yediren, içiren O'dur.’’
AYET:(Şuara 80) (Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruyor.
Yukarıdaki ayetlerde (Şuara- 79-80) Beni yediren içen Allahtır. Bana şifa veren Allah’tır. Demek Haşa Allah doktordur veya aşcıdır anlamına gelmez. Aksine yemeği yapana nimeti, hastayı iyi edene aklı ve bilgiyi ben veririm demektir.
Şefaatte aynıdır. Peygamberimizin ve öteki şefaatcilerin şefaat etmeleri demek onları Haşa Allah’ın yerine koymak demek değildir. Aksine onlara aşçı da, doktorda olduğu gibi yetki vermesi demektir. Yani onlar kendi adlarına değil. Allah’ın adına şefaat edeceklerdir. Merkez bankasındaki paralar, Banka müdürünün değil. Devletin senin benim paramdır.
AYET:(Zümer-43)’’Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: 'Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da edemedikleri halde mi şefaat edecekler?’’
AYET: (Zümer- 44)’’ De ki: Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı onundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz.’’ ayette:

“De ki: Bütün şefaat Allah’ındır.” buyrulmuştur.
Şefaati inkâr edenler bu ayeti öne sürerek şefaati reddetmektedirler. Halbuki bir önceki ayetten(Zümer-43) anlıyoruz ki Kafirler Allahtan başka putlar edindiler ve onlardan şefaat beklediler. İşte ayetin iniş sebebi budur. Yoksa Müslümanlara şefaat yoktur anlamı çıkmaz.
Sayın okurlarım Kuran-ı kerim bir bütündür. Bir ayeti sonraki ayet tefsir eder açıklar. Eğer bir ayeti baz alırsanız ondan önceki ayeti görmezden gelirseniz mana bozulur. Buna en güzel örnek Maun suresindedir.
AYET: (Maun-4) لِّلْمُصَلِّينَ فَوَيْلٌ’’ Vay o namaz kılanların haline ki’’
Sadece bu ayete bakarak hareket etmemiz gerekirse namaz kılanların vay haline onlar cehennemliktir, diye yorumlamamız ve ona göre hareket etmemiz gerekmektedir. Halbuki bir sonraki ayeti okuduğumuzda bu anlamın tam tersi olduğunu görürüz.
AYET: (Maun-4) سَاهُونَ هُمْ عَن صَلَاتِهِمْ الَّذِينَ’’ Onlar kıldıkları namazdan gafildirler.
O halde iki ayeti birden görüp okumamız gerekir. Yani
(Maun 4-5) Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarını gafildirler, ciddiye almazlar.
İşte şefaat konusundaki ayetlerde böyledir. Bir ayeti baz alırsanız başka mana çıkar. O nedenle ayetin ya önceki ya da sonraki veya başka suredeki ayetine bakmalıyız. Çünkü Kuran bir bütündür.
Şefaat durumunda da durum aynıdır. Bütün şefaatin Allah’a mahsus olması, başka kimsenin şefaat edemeyeceği manasına gelmez. Bunun manası şudur: Bütün şefaat Allah’a mahsustur. Diğerlerinin şefaati ise ancak Allah’ın izni ve rızasına bağlıdır. Yani Allah’ın izni ve iradesi dışında kimse şefaat edemez.
“Bütün şefaat Allah’ındır.” demek. Yani şefaat etme yetkisi kendisindedir. Dilerse dilediği kimselere bu yetkiyi verebilir demektir. Nitekim Allah(cc) Meleklere, Peygamberimize ve dilediklerine bu yetkiyi vermiştir. Ancak bu yetki kendi istedikleri ile sınırlıdır. Yani şefaat yetkisi verdiği kimseler onun istediğinden başkasına şefaat edemez. Peygamberimiz veya melekler. Veya şefaat izni verdikleri, Allaha şirk koşanlara ve kafirlere şefaat edemezler bu yetki onlara verilmemiştir.
AYET: (Müddesir- 47) Sonunda bize ölüm geldi çattı.
AYET: (Müddesir- 48) “Artık şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.”
Bu ayetten önceki ayet(Müddesir- 47)te ölüm geldiği anda buyuruluyor. Yani maun suresinde olduğu gibi iki ayeti birden okumamız gerekir. Ölüm gelip çattığı zaman artık şefaat edicilerin şefaati onlara fayda etmez. Görüldüğü gibi bırakın şefaat yok demeyi şefaatin olduğuna dair ispat var bu ayette. Şefaat malumunuz kıyamette geçerlidir. Dünyada değil. Öyle olsaydı. Peygamberimiz(sav) Çok sevdiği ve kendisini koruyup kollayan amcası Ebu Talibe şefaat ederdi. Yalvardığı halde amcası kabul etmemiş kafir olarak ölmüştür. Dolayısıyla en büyük şefaatci olan Peygamberimiz bile yaşarken ve kıyamette kafire şefaat edemeyecektir. Amcası bile olsa.
AYET: (Mümin-18) “Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenecek şefaatçisi olur.’’
Bu ayeti kerimede zalimlere(kafirlere) şefaat edilmeyeceği açıkça bildiriliyor.
Şefaati inkâr edenler bu manadaki başka ayet-i kerimeleri de öne sürerek şefaati reddetmektedirler.
Biz de deriz ki: Bu ayet-i kerimeler şefaati inkar değil, aksine ispat etmektedir. Zira “Şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.” demek, şefaat edicilerin varlığını ispat etmektedir. Demek ki ortada şefaat ediciler vardır ki, onlardan bahsedilmiştir. Eğer şefaat ediciler olmasaydı, onlardan bahis yersiz olurdu. Kur’an’da ise yersiz bir tek harf bile yoktur. Ayrıca “Kâfirler için dost ve şefaatçi yok.” demek, “Müminler için dost ve şefaatçi var.” demek manasına gelir.
O hâlde bu ayetlerin manası şefaatin varlığını inkar değil, şudur: Yani ey kâfirler! Siz öyle kötü ve zor bir durumdasınız ki, herkese faydası olan şefaatin bile size yararı olmaz. Küfrünüz sebebiyle şefaat edicilerin şefaatlerinden mahrumsunuz.
Bu şuna benzer: Kansere yakalanmış ve hayatından ümit kesilmiş birisine işaret ederek “Doktorlar buna fayda vermez.” desek, bu sözde doktorları reddetmek değil, hastalığın şiddetini beyan etmek ve artık bu hastaya doktorların fayda veremeyeceğini kabul etmek vardır. Yani artık hastadan ümit kesilmiştir ve hiçbir doktor onu iyileştiremez. Bu sözün manası budur.
“Şefaat edicilerin şefaati onlara fayda vermez.” ya da “O gün zalimler için müşfik bir dost ve sözü dinlenecek bir şefaatçi de yoktur. ”demek de böyledir. Bu beyanda şefaat ediciler reddedilmemiş, kâfirlerin küfründen dolayı o şefaat edicilerin şefaatinden mahrum olacakları ve faydalanamayacakları beyan buyrulmuştur. Zaten bizler, kâfirlere ve Cenab-ı Hakk’ın razı olmadığı kullara şefaat edilemeyeceği hususunda hem fikiriz. Bu ayetlerde zikredilen kullar da bu zümreye ait olan kullardır.
Netice olarak bu ayet-i kerimeler şefaatin yokluğuna değil, bilakis varlığına delildir. Zira şefaat ediciler vardır ki, ayette onlardan bahsedilmiştir. Eğer bu grup hakikatte olmasaydı, elbette zikirleri geçmezdi.
EN DOĞRUSUNU BİLEN RABBİMDİR

Hiç yorum yok: