HADİS- MUH.(SAV)

   
76 - HADİS-İ ŞERİFİN TANIMI

Sayın okurlarım. Peygamberimiz(sav) in hayatı hakkında kısaca bilgi verdikten sonra, Peygamberimizin sözleri ve fiillerinin yazı ile ifade edilmesi olan Kuran-ı Kerimden sonra Müslümanın müracaat etmesi gereken 2. kaynak olan hadis konusunu ele aldık. Hadis kelimesi söz ve haber anlamına gelir. Hadis Kuran- Kerim karşısında ki durumu ve getirdiği hükümler açısından şu çeşitlere ayrılır.

1- Bazı hadisler Kuran-ı kerimin getirdiği hükümleri teyit eder. Ana babaya itaat, yalancı şahitlik, cana kıyma, gibi hadisler bu nevidendir. Yani ayetlerin tekrarıdır.

2-Bir kısım hadisler Kuran-ı kerimin ayetlerini tefsir eder, açıklar, tafsilat verir, izah eder. Namaz, hac, zekat, gibi emirler kuranda emredilmiş ancak bunların nasıl yerine getirilmesi gerektiği hadislerden anlaşılmıştır.

3-Bazı hadislerde kuran- kerimin hiç temas etmediği ve peygamberimizin Kuranın bütünlüğünü göz önüne alarak ayetlere aykırı ve ters olamayacak şekilde temas edilen konulardır. Mesela ehli merkep, yırtıcı kuşlar v.b birçok konu da hadisi şerif vardır. Hadisler yakından incelendiğinde birbirinden farklı iki ana kısımdan oluştuğu görülür.1-senet 2- metin

SENET: Güvenmek, dayanmak anlamına gelen senet kelimesi bir hadis terimi olarak metnin başında yer alan ve biri diğerinden almak ve nakletmek suretiyle hadisi rivayet eden kişilerin. Resulullah’a varıncaya kadar sayıldığı kısımdır. Başka bir deyişle raviler, zincirinin adı olup bu zincir hadisin Hz Peygamberden kimler aracılığı ile ve hangi yollarla bize ulaştığını gösterir. Mesela haddesena(Bize nakletti rivayet etti.)An(ondan)ale(dedi) eklenerek rivayet edenler sıralanır. Senedi yani raviler zincirini zikretmeye isnad denir. Ravilerin hadisleri nakletmesine ”rivayet” Rivayet ettikleri hadisede ”Mervi” denir. Senede Tarık ta denilir. Senet daha çok hadis uzmanları için, hadisin sıhhatini yani hadisin Peygamberimize ait olup olmadığını kontrol edebilmek için önem taşır.

METİN: Senedin ya da raviler zincirinin, kendinde son bulduğu rivayet edilen asıl hadis kısmına metin denir. Mesela ”Enesten, ebitteyyah, ondan Şu’be, ondan Yahya, ondanda Muhammet ibni Beşşar naklederek Nebi(sav) in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir. ”Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.

HADİSLERİN SINIFLANDIRILMASI.: Sağlamlık yönünden hadisler 3 kısma ayrılır. 1-Sahih 2- Hasen 3- Zayıf. Hadislerin çeşitli yönlerden değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu değerlendirmelerde doğruluğu(sıhhati) araştırılan hadisin Hz. Peygambere ait olup olmadığı metin kısmı değil metnin Peygamberimize ait olup olmadığını gösteren senet kısmıdır. Bu durumda değerlendirme sonunda Bir hadise sahih veya zayıf denildiğinde, Bu metnin zayıf veya sahih olduğu değil bu sözün peygambere ait olup olmadığıdır. Daha açık ifadeyle metnin sağlamlığı değil ravilerin sağlamlığı söz konusudur. Metnin sağlamlığı konusu ayrı bir tasniftir ilerde gelecektir. Daha anlaşılır olarak açıklarsak yukarıda verdiğimiz örneği tekrar edelim.

HADİS: ”Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz” Hadisi kurana ve peygamberin yaşantısına ve öteki sözlerine uyup uymadığı ayrı bir tasniftir ilerde gelecektir. Burada araştırılan şey. Bu sözü söyleyen kişilerin dürüst doğru sözlü olup olmadıkları, sözü birbirlerinden bizzat duyup duymadıkları Konusudur.Yani bu hadisi rivayet eden Enes, Ebitteyyah, Yahya, Şu’be, Muhammet ibni beşşar dır söz konusu olan Eğer bu ravilerin tamamı birbirlerinden duyduysa ve eğer bu kişilerin tamamı yalan konuşmayan dürüst insanlar oldukları bilinirse ve eğer başka ravilerde onların sözlerini destekliyor ise o zaman bu hadis sahihtir ilerde gelecektir.

SAHİH HADİS: Adalet ve zabt sahibi ravilerin yine aynı durumda olan raviler vasıtasıyla Bizzat peygamberin ağzından duyan veya bizzat gören ve kesintisiz bir şekilde şaz ve illeti olmayan hadistir. Bir hadisin sahih sayılması için bazı şartlar gerekir. 1-Hadisi nakleden raviler adil olmalıdır. Burada sözü edilen adalet zulmün zıt anlamlısı değil şirk, fısk ve bidat gibi bütün büyük ve küçük günahlardan sakınmak takva sahibi, samimi bir Müslüman olmak anlamındadır. Böyle kişilerin rivayet ettiği hadislere sahih denir.2- Raviler rivayet edecekleri hadisi doğru bir şekilde öğrenme aradan uzun bir zaman geçse bile aynen hatırlayabilecek ölçüde öğrendiğini koruma(zabt) sahibi olmalıdır. Öğrenme ve öğrendiğini koruma yeteneğine sahip olmayan ravilerin naklettikleri hadisler sahih kabul edilmez.3- Hadis rivayet eden ravilerin kendilerinden hadis rivayet ettikleri kişilerde bizzat görüşerek hadis almış veya en azından görüşme imkan ve ihtimaline sahip çağdaş kişiler olmalıdır. Raviler arasında açık veya gizli bir kopukluğun olması halinde hadis sahih olmaktan çıkar.

HASEN VE KUTSİ HADİS

4- Güvenilir (sıka) bir ravi tarafından rivayet edilen hadis daha güvenilir veya daha fazla ravinin rivayetine ters düşerek (şazz) tek kalmamalıdır. Çünkü bu durum hadisin sıhhatine engeldir.

5-Hadisin metin veya senedinde onu zaafa düşüren herhangi bir kusur bulunmamalıdır. İlletli(maalel)kabul edilen bu tür hadisler. Sahihlik vasfını kaybeder. İşte bu 5 şartın hepsini taşıyan hadisler sahihtir.

HASEN HADİS: Sözlükte güzel anlamına gelen hasen kelimesi hadis istilahında sahih hadisle zayıf hadis arasında yer alan fakat sahih hadise daha yakın olan hadis tütüne verilen addır. Daha açık ifade ile sahih hadisle hasen hadis arasındaki fark hasen hadislerin ravilerinin durumu bilinmemekle birlikte yalancılıkla suçlanmamış dürüst ve güvenilir. Olmalarına rağmen titizlikleri ve hafızalarının sağlamlığı (zabt) açısından sahih hadis ravilerinin daha aşağı derecede bulunmasıdır. Hasen hadis bu iki özellik dışında sahih hadislerin bütün özelliklerini taşır. Bir de hasen hadislerin başka raviler vasıtasıyla da rivayet edilmesidir. Hasen hadis ilk defa yaygın şekilde Tirmizi tarafından kullanılmıştır. Ebu Davud’un süneni de Hasen hadislerin çokça bulunduğu eserler arsındadır.

ZAYIF HADİS: Sahih veya hasen hadisin taşıdığı şartların birini veya birkaçını taşımayan hadistir. Bu şartların bulunup bulunmadığı hadisin çeşitli yönlerden tenkit ve tetkik e tabi tutulmasıyla anlaşılır. Söz gelimi hadisin ravisi adaletindeki kusur sebebiyle zaptının zayıflığı senetteki kopukluk, ravinin kendisinden daha sika bir ravi olması sebebiyle zayıf hadisle amel edilmez.

KUTSİ VE NEBEVİ HADİS: Manası Allaha, lafızları Peygambere ait olan hadislere kutsi hadis; Mana ve lafzı Peygambere ait olan hadislere de nebevi hadis denir.

KUTSİ HADİS: Hz Peygamberin Allah(cc) den rivayet ettiği hadise kutsi hadis denir. Hazreti peygamberin istediği ibare ile ifade etmek üzere bazen Cebrail (as)vasıtasıyla bazen de vahiy ilham ve rüya yoluyla Allahu Tealadan rivayet ettiği hadislerdir. Kutsi hadislerin bir taraftan ilk kaynak olarak Allaha izafe edilmesi, diğer taraftan Peygamberin hadisleri arasında zikredilmesi bunların hadislere benzerliğini ortaya koyar. Zira Kuran-ı kerim Allah’ın kelamı olup Hz Peygambere vahyolunmuştur. Kudsi hadislerinde ilk kaynağı Allah olduğuna ve Peygamber tarafından ondan vahyedildiğine göre bunlarda vahiydir. Bununla beraber kutsi hadisler Kurandan sayılmazlar. Her ikisiniz de kendine has özellikleri vardır. Kudsi hadis Kuran-ı kerimin özelliklerine sahip değildir. zira mana ve lafız yönünden Kuran-ı kerimdeki icaz kutsi hadislerde yoktur. Kuran-ı kerim tevatür yoluyla ,Kutsi hadisler ahad yoluyla nakledilmişlerdir. Kuran ayetlerinin mana ile rivayeti caiz değildir. Kuran ayetleri namazda okunur., cünüp iken okunmaz ve abdestsiz dokunulmaz. Kudsi hadisler böyle değildir. Kutsi hadisin manası Allaha, lafzı Peygambere aittir. Kudsi hadisler. Allahın kudret ve azametinden, rahmetinin genişliğinden ihsanın bolluğundan, söz ederler. Helal ve haram şeklinde ahkama taallük etmezler. Bu hadisler 100 tanedir. Bazı alimler bunları ayrı eserlerde toplamıştır Bunlardan Abdurrauf El müsavi(1031-1102)El-ithafatusseniyye bil ehadisil Kudsiyye isimli eserinde alfabetik sırayla tasnif etmiştir.

CİBRİL-MAKLUB-MERFU-METRUK HADİS

CİBRİL HADİS: Cebrail(as); Hz Peygamberinde aralarında bulunduğu bir sahabe topluluğuna insan suretinde gelmiş iman, islam, ihsan ve kıyamet alametleri gibi bazı soruları Allah Resulüne sorarak cevaplarını almıştır. İşte Cebrail (as) bizzat soru sorarak ve cevapları tasdik ederek telkin ettiği hadise cibril hadis denir. Misal

Cibril hadis :”Abdullah b.Ömerin babası Hz. Ömer’den naklettiğine göre Bir gün Resulullah’ın yanında bulunduğumuz sırada aniden yanımıza elbisesi bembeyaz saçı simsiyah, bir zat çıkageldi. Bizden kendisini tanıyan yoktu. Doğru gidip Peygamberimizin yanına oturdu. Ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ve Ya Muhammet Bana İslamın ne olduğunu söyle? dedi. Resulullah(sav) İslam Allahtan başka ilah olmadığına Muhammedin de Onun Resulu olduğuna şehadet etmen namazı dosdoğru kılman, zekatını vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse hac etmendir buyurdu. O zat doğru söyledin dedi. Biz buna hayret ettik zira hem soruyor hem de tasdik ediyordu. Bana imandan haber ver? dedi. Resulullah(sav) Allaha, meleklere, kitaplara, peygamberlere ve ahiret gününe inanman birde hayra ve şerre ve kadere inanmandır dedi. O zat yine doğru söyledin dedi. Bu sefer bana ihsandan bahset dedi. Resulullah (sav) Allaha onu görüyormuş gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni görüyor buyurdu. O zat yine doğru söyledin dedi. Bana kıyametten haber ver dedi. Resulullah(sav) Bu meselede kendisinden sorulan sorandan bilgili değildir buyurdu. O halde bana Kıyametin Alametlerinden bahset dedi. Resulullah(sav)ın Cariyenin kendi sahibini doğurması ve yalın ayak çıplak yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir buyurdu. O zat doğru söyledin dedi gitti. Peygamberimiz(sav) yanında bulunan Hz. Ömer’e ya Ömer bu zat kimdi bilir misin? diye sordu. Hayır dedi. O Cebraildi. Size dininizi öğretmeye gelmişti. Buyurdu.(buhari-müslim.iman)

MAKLUB HADİS: İsnatta veya metinde İsim ve ibarelerin yerlerinin değiştirilmesi ile ortaya çıkan hadis türüdür. Maklub: Lugatta tersine çevrilmiş, altı üstüne getirilmiş, içi dışına döndürülmüş, başka şekle sokulmuş manasına gelir. Maklub hadis zayıf hadistir.

MERFU HADİS: Kaynağı Hz. Peygamber olan hadis terimi Peygambere nispet olunan söz, fiil, takrir ve sıfatlara Merfu hadis denir. Merfu hadis sahih, hasen, zayıf hatta mevzu hadis olabilir.

METRUK HADİS: Vazgeçilmiş, terkedilmiş, kullanılmaz, yalancılıkla itham edilen ravilerin bilinen kurallara muhalif olarak, rivayet ettikleri ve bu rivayetlerinde yalnız kaldıkları hadislere denir. Örnek ”Ne bir hilekar ne bir cimri cennete giremez’’ bu hadis metruktür yani uydurmadır.

MEVZU UYDURMA HADİS

MEVZU HADİS: Mevzu iftira etmek, icad etmek. Hz Peygamberin söylemediği bir sözü yalan ve iftira ile ona nispet etmek. Çeşitli sebeplerle uydurulmuş sözlerdir. Bu kesinlikle haramdır. Çünkü

HADİS: Her kim ki benim adıma yalan söylerse cehennemdeki yerini hazırlasın”(Buhari. ilm.38-müslüm. zühd.72-Ebu davut.ilim.4-tirmizi fiten.70 HADİS: ”Her kim benden yalan olduğu …bilinen bir hadis rivayet ederse o kimse yalancıdır.(müslim.1-9)

HADİS: ”İlerde birtakım yalancılar çıkacak. Sizlere kimsenin duymadığı hadisler getireceklerdir. Onlardan şiddetle sakının.(müslim.12) Görüldüğü gibi birçok sahih hadisle sabittir ki hadis uyduranları peygamberimiz(sav) şiddetle kınamaktadır. Fakat ne yazık ki binlerce kişi çeşitli sebeplerle binlerce hadis uydurmuşlardır. Bu sebeplerden birkaç tanesi şunlardır.

1- Fırka, Mezhep ve kabilesini savunmak, yüceltmek için hadisler uydurulmuştur. Hz Osman’ın şehit olmasından sonra İnsanlar birçok fırka, mezhep ve kabileye ayrılmışlardır. Ve her gurup kendilerini haklı ve üstün göstermek için binlerce hadis uydurmuşlardır. Bununla da yetinmeyip işlerine gelmeyen hadisleri uydurma diyerek kabul etmemişlerdir.

2-İslam düşmanları da İslam’ı yıkmak için binlerce hadis uydurmuşlardır ve bunları çeşitli yollarla elde ettikleri İslam alimleri vasıtasıyla(kimini parayla, kimini makamla, kimini şöhretle, kimini kadınla, kimini korkutarak, kimini baskı ve şantajla)İslam’a sokmuşlardır.

3-İslama hizmet etmek maksadıyla ruhbanlık yaparak, Müslümanları, iyi amele teşvik etmek, kötülüklerden sakındırmak maksadıyla, binlerce hadis uydurulmuştur. İlk bakışta iyin niyetli gibi görünen amellerin faziletine dair hadisler özellikle çoğunluktadır. Fakat bu hadisler son derece tehlikelidir.

4-Şahsi çıkar sağlamak maksadıyla binlerce hadis uydurulmuştur.

OKUDUĞUMUZ HADİSİN UYDURMA OLUP OLMADIĞINI NASIL ANLARIZ.:

1-Uyduran kimsenin itirafı. Önce Kaderiye mezhebinde iken tövbe eden ”Eb Reca” ağlayarak şu itirafta bulunmuştur. ”Kadercilerin hiçbirinden hadis rivayet etmeyiniz. Vallahi biz kader hakkında hadis uydurur insanlar arasında yayardık. Demiştir. Zındıklığı sebebi ile Basra valisi Muhammet bin. Süleyman tarafından idam ettirilen Abdülkerim .b. Ebil. Avca asılmadan önce şu itirafta bulunmuştur. Sizin aranızda 4 bin hadis uydurdum. Bunlarda helali haram, haramı helal gibi gösterdim.

2-Haberin lafzında ve manasında bozukluk bulunması. Bu daha ziyade fesahat ve belagatta çok üstün olan Hz. Peygamberin gerçek hadisleriyle karşılaştırıldığı anda hemen anlaşılır.

3-Birçok kişinin görmesi gereken bir olayı bir kişinin gördüğünü iddia etmesi ile hadisin uydurma olduğu anlaşılır. Mesela Hz. Ömer’in hutbede recm vardır, demesi buna örnektir. Bu sözü hiç kimse teyit etmemiştir.

4-Akla his ve müşahedeye aykırı olması. buna örnek vermek gerekirse Nuhun gemisinin Kabeyi 7 defa tavaf ettiği 2 rekat namaz kıldığı iddiasında bulunmaktır. Halbuki bu akla ve mantığa aykırıdır.

5-Tarihi vukuata aykırı olması

6- Sözün Kurana ve sünnete aykırı olması. Eğer hadis diye bildirilen söz kuran ayetlerine ve sahih hadislere ters ise hadisin uydurma olduğu hemen anlaşılır. Mesela (lokman.34)”Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek Allaha mahsustur” Buyrulduğu halde ve bunun gibi birçok ayet ve hadis olduğu halde. Kıyametin kopacağı zamanı bildiren binlerce uydurma hadis vardır.

Sayın okurlarım görüldüğü gibi çeşitli sebeplerle binlerce söz; hadis diye bize yutturulmuştur. Bilhassa Emeviler ve Abbasiler zamanında kendi çıkar ve menfaatlerini korumak için binlerce sahih hadis uydurma hadis olarak ilan edilmiş; binlerce uydurma hadiste sahih hadis olarak kabul edilmiştir. Bununla da yetinilmemiş daha önce defalarca değindiğimiz gibi ayetlerin yorumlarıyla, tevilleriyle, tefsirleriyle de oynanmıştır. O halde biz Müslümanlar her duyduğumuz sözü hadis olarak kabul etmeyip yukarıda maddeler halinde yazdığım 6 maddeyle kıyaslamalıyız En önemlisi de 6. maddedir. Yani bir söz Kurana ve sahih hadise aykırı ise senedi ve ravisi ne olursa olsun. Bu uydurma hadistir.

SÜNNET: Yol, gidiş, tabiat, şeriat, alışılmış yol anlamına gelen sünnet. Hz Peygamberin söz, fiil ve takrirlerinin bütününü ifade eden terimdir. Çoğulu ”sünendir. Sünnet Kuran-ı kerimden sonra ikinci ana kaynaktır. Fıkıh usulunde delil olarak kullanılan sünnet. Hz. Peygamberden geliş şekline göre söz, fiil, takrirdir.

1-KAVLİ SÜNNET: Hz Peygamber(sav) in çeşitli vesilelerle söylemiş olduğu sözlerdir. Mesela

HADİS: ’Ameller niyetlere göredir. Ve herkese niyetinin karşılığı vardır. Kim Allah ve Resulu için hicret etmiş ise, Onun hicreti Allah ve Resulunedir. Kim elde edeceği bir dünyalık veya evlenmek istediği bir kadın için hicret ederse, onun hicreti de kendisi için hicret ettiği kimseyedir.(Buhari bedül Vahy 1. iman)

2-TAKRİRİ SÜNNET: Hz. Peygamberin görüp işittiği bir işe karşı çıkmaması ve onu kabul etmesine denir. Hz. Peygamber (sav) bir işin yapıldığını gördüğü veya işittiği halde onu reddetmemiş ve susmuşsa; bu durum onun bu işi tasvip ettiği anlamına gelir. Mesela: Hz. peygamber kabirde bir kadın gördüğü halde kadına bir şey dememesi, kadınların kabir ziyaretine karşı çıkmadığı anlamına gelir.

3-FİİLİ SÜNNET: Hz. Peygamberin 3e ayrılır.

1-SÜNNETİ ZEVAİT: Hz Peygamberin bir beşer bir insan olarak yaptığı işlerdir. Yeme, içme, giyinme, uyuma, yatıp kalkma gibi Bu fiiller genel olarak ümmeti bağlamaz. Çünkü bunlar peygamber sıfatının değil; insan sıfatının özellikleridir. Hz Peygamberin dünyalık işleri ticaret, ziraat, savaş taktikleri, hastalık tedavisi gibi dünyevi işler. Bu guruba girer. Ümmet bunun aynısı yapmak zorunda değildir. Mesela Peygamberimizin yediği yemekleri yemek; giydiği elbiseleri giymek zorunda değildir Müslümanlar. Sayın okurlarım giyinmek deyince Yakında yaşanmış bir olayı anlatmak istiyorum. 1982 idi sanırım. Tüm İslam ülkelerinin alimleri Erzurum da bir toplantı yaptılar. Bu toplantıya Mekke’nin ünlü alimlerinden Kabe imamı da davetliydi. Onu Erzurum’a getirmekle sorumlu Türk kendisine Erzurum’un soğuk memleket olduğunu orada üşüyebileceğini ve üzerine palto alması gerektiğini söyler. Kabe imamı olmaz öyle şey Peygamberin giymediği paltoyu ben giymem diye karşı çıkar. Tabi Erzurum’a gelip soğuğu görünce Aman hemen bana palto verin donuyorum der. Ona sözü hatırlatılınca da Vallahi Hz Peygamber buraya gelse eminim ki oda giyerdi der. Bu olay gerçekten çok güzel örnektir. Bizim toplumumuzda sakal bırakmayanlara iyi gözle bakılmaz. Sünneti terk ettin diye kınanır. Ancak saçı uzun erkeklere de iyi gözle bakılmaz. Onlarda kadına benziyorsun diye kınanır. halbuki Peygamberimiz(sav) hem sakallı idi. Hem de saçları uzun idi. O kadarki saçlarını arkadan bağlardı. ve üstten saçlarını ikiye ayırırdı. Şimdi ne yapacağız sünnetse ikisi de sünnet değilse ikisi de değil. Bilmem anlatabildi mmi?

PEYGAMBERİMİZE FARZ OLANLAR

Sayın okurlarım Hiçbir Müslüman peygamber(sav) saçını uzattı diye saçını uzatmaya, misvak kullandı diye misvak kullanmaya, sakal bıraktı diye sakal bırakmaya, etek giydi diye etek giymeye, başına sarık bağladı diye sarık bağlamaya,13 sefer evlendi diye 13 hanım almaya, hasırda yattı diye hasırda yatmaya, Hurma liflerinden döşekte yattı diye hurma lifli döşekte yatmaya, velhasıl şahsına münhasır hiçbir şeyi yapmaya mecbur ve mahkum değildir. Ve hiçbir Müslümanı da bunları yapmıyor diye kınamak doğru değildir. Kendin yapmak istiyorsan yap kimse bir şey diyemez ama lütfen sende ben yapıyorum herkes yapsın diye dayatma ne olur.

2-SÜNNETİ HÜDA: İbadet ve ahirete ait amellerde ki Peygamberimizin yaptığı işler. Bu işler Peygamber sıfatının gereği dinin gereği olduğu için ümmet buna uymak zorundadır. Namaz, oruç, hac v.b

3-PEYGAMBERİMİZİN ŞAHSINA AİT EMİRLER:

Allah(cc) tarafından yalnız peygamberimize mahsus olan emirler vardır. Bu emirleri yerine getirmek Peygamberimize farzdır. Ama ümmetine farz değildir. Mesela. Teheccüt namazı, visal orucu 4 ten fazla kadın alması, gibi fiillerde ümmet sorumlu değildir. Fakat maalesef sünneti Hüdaya pek önem vermeyen Müslümanlar. Kendilerine emredileni değil emredilmeyeni yapma alışkanlıklarından dolayı sünneti Zevaide önem vermektedirler. Cahilliğin en büyük özelliği olan öze değil şekle önem vereme hastalığından dolayı Peygamberimizin ahlakla ilgili yüzlerce hadisi olduğu halde onun ahlakını değil giyim kuşamını örnek almaktadırlar. Halbuki iman şekilde değil kalptedir. İman görünüşte değil ahlaktadır. İman sakalda, bıyıkta, şalvarda, cübbede sarıkta değil. Salih ameldedir. Eğer öyle olsaydı göbeklerine kadar bembeyaz sakal bırakan papazların hepsinin cennete girmesi gerekirdi.

Sayın okurlarım dert o kadar büyük ki, yara o kadar derin ki anlatamam nereye el atsanız dökülüyor. Nereye tutsanız elinizde kalıyor. Değil iki kitap ömrüm olursa bu konuda yüzlerce kitap yazmam gerekecek galiba.

RAVİ: Hadis rivayet edenlere denir. Rivayet olunmuş hadislerin sıhhati her şeyden önce hadisleri nakleden ravilerin güvenilir. (sıka) olmalarına bağlıdır. Çünkü sıka olan ravi kendisi gibi güvenilir sahih hadisler nakledecektir. Sıka olmayanlarda zayıf hadis nakledecektir. Hadis rivayet edenlerin hadisi kabul edilenlerden olması şarttır. Buda bazı şartları gerektirir. Bu şartlardan birisi eksik olursa bu hadisi rivayet edenlerin hadisi alınmaz.

ZAYIF HADİS ÇEŞİTLERİ

RAVİ: Ravide bulunması gereken şartlar şunlardır.1- Müslüman olma 2- Mükellef olma 3-Adalet 4- Zabt

1-Müslüman olma: Ravinin içiyle dışıyla tam bir Müslüman olması gerekir. Kafir ve münafığın rivayet ettiği hadis geçersizdir.

2-Mükellef olma: Çocuk ve delinin rivayet ettiği hadis geçersizdir.

3-Adalet: Hadisi rivayet edenin günahlardan kaçınan takva sahibi dürüst, doğru sözlü, sevilen, sayılan kişi olması gerekir.

4-Zabt: Hadisi rivayet eden kişi unutkan olmamalı, bilgiyi saklayan ve unutmayan kişi olması gerekir. Unutkan birinin rivayet ettiği hadise güvenilmez.

MÜDELLES HADİS: Zayıf hadistir. Bu ismi almasının sebebi ravilerden biri duymadığı halde konuşmadığı halde falanca kişiden bu hadisi duydum diye yalan söylemesinden dolayıdır. Ravisi sıka olmadığı için bu hadis zayıf hadistir.

MÜDREC HADİS: Zayıf hadis çeşitlerinden biri Müdrec kelimesi bir şeyi bir şeye eklemek veya içine sokup yerleştirmek manasına gelir. Hadis ilminde ise Ravisi tarafından isnadına veya senedine, metnine hadisin aslında olmayan bazı sözler sokulmuş olan sözler demektir. Bu hadis zayıf hadistir.

MÜNKER HADİS: Zayıf hadis gurubundandır. Zayıf bir ravinin güvenilir sika ravilere muhalif olarak rivayet ettiği ve bu rivayetinde tek kaldığı hadistir. Mesela ”Müslüman kafire kafir, Müslümana varis olamaz. ” bu hadis münkerdir. Çünkü bunu rivayet (zuhri) güvenilir olmadığı gibi başka hiç kimse buna benzer söz söylememiştir.

MÜRSEL HADİS: Zayıf hadis kısmından biridir. Tabiinden birinin senedinde sahabeyi zikretmeksizin doğrudan doğruya peygamberimizin adını anarak naklettiği hadislerdir. Mürsel hadisler dinde delil(hüccet) olamaz Ancak bu hadislerin sahabe sözü olması dolayasıyla değeri vardır. Eğer söz kurana ve sünnete ters değil ise bu hadislerle amel edilebilir. Nitekim Buhari ve müslimde bir çok mürsel hadis mevcuttur.

MEVKUF HADİS: Zayıf hadislerden Bu hadislerde söylenen söz Resulullaha ait olmayıp sahabilere aittir. Sahabelerin sözleri, fiilleri ve takrirlerinin toplandığı hadislerdir. Bu hadislerle amel etme zorunluluğu yoktur. Ancak Kurana ve hadise ters düşmeyen sahabe sözüyle amel edilebilir.

MÜNKATI HADİS: Lugatta kesilmiş kopmuş demektir. Hadis ilminde ise ravilerden biri veya her ikisi atlanan veya ravinin kim olduğu bilinmeyen hadislerdir. Bu hadislerle amel etmek caiz değildir.

MU’DAL HADİS: Senet zincirinde peş peşe iki veya daha fazla ravinin olmadığı bu nedenle zayıf olan hadis. Munkatı hadisin bir şekli olan bu hadis zayıflık bakımından Munkatı dan daha zayıftır.

MUHALLEL HADİS: Dış görünüşü bakımından sağlam. sahih hadis gibi görünen. Halbuki uzman hadiscilerin anlayabileceği içinde gizli illet olan hadislerdir. Bu hadislerle amel edilip edilemeyeceğine hadisciler karar verir.

MUZDARİB HADİS: Güvenirlikleri birbirine eşit olan ravilerin birbirinin zıddı hadisleri bildirmesine denir. Aralarında tercih yapılamadığı için böyle hadisler zayıf hadistir. mesela

HADİS: Fatma binti kaysın şu hadisi Hz peygamber zekat hakkında sorulduğu zaman O malda zekattan başka hak vardır. Dedi(tirmizi.zekat.27) aynı hadisi aynı kişi ibni macede ”malda zekattan başka bir hak yoktur” diye geçer(İbni mace. zekat

KURANLA HADİS ÇELİŞEBİLİR Mİ?

Sayın okurlarım görüyorsunuz değil mi? aynı kişiden rivayet edilen aynı hadisi birisi öbürünün tam tersi anlamış dolayısıyla biz ne yapacağız. İkisine de itibar etmeyeceğiz illa da birini tercih etmek gerekiyorsa Kurana ve sahih hadislere hangisi uygunsa onu tercih edeceğiz.

Sayın okurlarım görüyorsunuz değil mi? aynı kişiden rivayet edilen aynı hadisi birisi öbürünün tam tersi anlamış dolayısıyla biz ne yapacağız. İkisine de itibar etmeyeceğiz illa da birini tercih etmek gerekiyorsa Kurana ve sahih hadislere hangisi uygunsa onu tercih edeceğiz.

Sayın okurlarım hadis konusunu ayrıntılı olarak işlememim sebebi her okuduğunuz hadisi doğru olarak kabul etmeyiniz. Hadislerin nice çeşitleri var. Arkadaşlar sizi daha iyi aydınlatmak için şu örneği vereceğim. Hadisi şeriflerin yazılımına 300 yıl sonra başlandığına göre teşbihte hata olmaz. Şimdi 2010 yılındayız çık 300ü 1710 yılı olur değil mi? bugün 2010 yılında yaşayan birisinin sözlerini yazmak gerektiğini farz edelim. Mesela kanuniyi ele alalım şimdi yaşayan kişi kanuniyi tam olarak nasıl anlatır. Kanuninin söylediklerini bire bir bilmemiz mümkün olur mu? Kaldı ki bize anlatanlar kendi cephelerinden olayı ele almaz mı? Veya almıyor mu? Kimisi kahraman kimisi emperyalist kimisi gaddar, kimisi dindar, kimisi seks düşkünü, yani herkes istediği gibi değerlendirmiyor mu? Bırakın eskiye gitmeyi daha 50yıl önce idam edilen menderesi kimi vatan haini kimi kahraman olarak görmüyor mu? İşte Muaviye ve Yezit peygamberimiz(sav) tüm sülalesini yok ettikten sonra kendi saltanatı için kendi çıkarı için binlerce uydurma hadis üretmiştir. Her zaman söylediğim gibi tekrar söylüyorum. Hadisin başında hangi sıfat olursa olsun, sahih, Hasen, Mürsel v.b senedi ne kadar sağlam olursa olsun bizim için geçerli olan tek şey Kurana ters mi değil mi ? Tek dayanağımız tek garantimiz o çünkü o insan sözü değil Rabbimin sözü selam ve dua ile.

HADİSLERE GEREK YOK; KURAN-I KERİM BANA YETER DEMEK HEM ŞİRK HEM AKILSIZLIKTIR.

Kıymetli okurlarım. Bazıları çıkıyor diyor ki. Kuranda her şey vardır. Ki doğru ‘’KURAN-I KERİMDE HERŞEY MEVCUTTUR’’ adlı makalemde ayrıntılar vardır.

HADİSLERE GEREK YOK DİYEN ŞİRKE GİRMİŞTİR

Ben Kuranda olana uyarım. Olmayana uymam diyorsun. Sen yalan söylüyorsun. Kurana uysaydın. Şu ayetlere de uyardın.

AYET: (Al-i İmran-31) (Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın”

AYET: (Al-i İmran -32) (Ve yine) de ki: “Allah’a ve Resule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah Kafirleri sevmez.”

AYET: (Al-i İmran-132) “Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.”

AYET: (Nisa - 59)’’ Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin.”

AYET: (Nisa- 69) “Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,”

AYET: (Nisa / 80) “Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.”

AYET: (Enfal - 20) “Ey iman edenler! Allah’a ve Resulüne itaat ediniz.”

AYET: (Enfal - 46) “Allah’a ve Resulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin.”

AYET: (Nur- 51) “Oysa aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamberine davet olunan Müminlerin sözü ise, “işittik ve itaat ettik” demeleridir.”

AYET: (Nur - 52) “Kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve O’ndan korkar, sakınırsa, işte kurtuluşa erenler de bunlardır.”

AYET:“ (Nur- 56) (Ey Müslümanlar!) Namazı dosdoğru kılın; zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.”

AYET: (Ahzab - 31) “İçinizden kim Allah’a ve Resulüne itaat eder ve salih amel işlerse,”

AYET: (Ahzab - 71) “Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.”

AYET: (Haşr - 7) “Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehy ederse, ondan da sakının.”

AYET: (Teğabun - 12) “Allah’a itaat edin; Resüle de itaat edin.”

Kıymetli okurlarım peygamberimizin söylediği Hadis-i şeriflere inanmayan, kabul etmeyen, yok sayan, ona itaat etmeyen kişi yukarıdaki ayetleri inkar etmiş dolayısıyla şirke girmiştir.

HADİSLERE GEREK YOK DİYEN YA KENDİ DELİDİR YA DA BİZİ DELİ YERİNE KOYMAKTADIR.

Kıymetli okurlarım. Bugün 3-4 tane Anayasa profösör’ünün hazırladığı yürürlükteki anayasayı anlamak ve uygulamak için yüzlerce mahkeme, binlerce hakim, binlerce savcı, binlerce avukat, binlerce katip v.s görev yapmaktadır. Bugün yüzlerce anayasa profösörü Anayasa mahkemesinde kanunların, yönetmeliklerin Anayasaya uygunluğunu kontrol etmektedirler.

Şimdi soruyorum bu kişilere; 3-5 insanın yazdığı Anayasa kitapcığını alsın okusunlar bakalım bir şey anlayacaklar mı? İnsanın yazdığı Anayasayı anlayamayan bu kişiler. Kıyamete kadar hüküm sürecek Allah’ın Anayasası olan Kuranı Kerimi Kuranın indirildiği kişi olan, Kuran-ı öğretmekle ve İslam’ı yaymakla görevli olan Peygamberimiz(sav)in yorumu olmadan, sözlerine bakmadan anlıyorum demek. Kendini dinleyenleri, okuyanları, izleyenleri aptal yerine koymak değil midir?

Bu kişilere şunu sormak lazım. Cenabı hak Kuran-ı kerimi niçin Peygamberimize Cebrail vasıtası ile. Vahyetti. Kuranı kitap halinde yeryüzüne gönderir. Okunur inanan inanır. İnanmayan inanmazdı. Veya Peygamberimize vahyettiği gibi her kuluna vahyederdi. Peygamber göndermesine gerek olmazdı. Niçin? vahyi 23 senede tamamladı. Hepsini bir anda gönderemez miydi.

Demek ki Kurandaki ayetleri anlayacak, izah edecek, yorumlayacak, yaşayacak ve yaşatacak ilahi bir elçiye gerek vardı. Eğer Peygamberimiz(sav) i yok sayıp atlarsak. Kuranda bize emredilen hiçbir ibadetin ayrıntısını bilemezdik, Namaz, Oruç, Zekat, Hac v.b bütün ibadetlerin nasıl yapılacağını bize öğreten ve gösteren Peygamberimiz(sav) dir. Bırakın bunu Kurana da inanmışız demektir. Çünkü kuranı bize bildirende Peygamberimizdir.

Bu o kadar büyük bir saçmalıktır ki bugün elimizde anayasa var. Ne gerek var. Bunca hakime, savcıya, mahkemeye demekten daha büyük bir saçmalıktır.

Kıymetli okuyucularım bu konuda çok şey yazılabilir. Ancak uzun yazıları sevmediğinizi bildiğimden kısa tuttum.

İnşallah en yakın zamanda 300 bin adet hadisin tamamının sahih hadis olduğunu yani peygamberimizin sözü olduğunu ve hepsine inanmak gerektiğini söyleyen dolayısıyla Peygamberimizin söylemediği, tasdik etmediği, Kuranın ruhuna aykırı sözleri o söyledi diyenlerin. Ona iftira attıklarını açıklayacağız.

HADİS-İ ŞERİFLER KURAN-I KERİMİN YA TEKRARIDIR YA AÇIKLAMASIDIR YA DA KUR’ANA TERS DÜŞMEYEN TALİ MESELELERİN İZAHIDIR.

Sayın okurlarım. Peygamberimiz(sav) in hayatı hakkında kısaca bilgi verdikten sonra, Peygamberimizin sözleri ve fiillerinin yazı ile ifade edilmesi olan Kuran-ı Kerimden sonra Müslümanın müracaat etmesi gereken 2. kaynak olan hadis konusunu ele aldık. Hadis kelimesi söz ve haber anlamına gelir. Hadis Kuran- Kerim karşısındaki durumu ve getirdiği hükümler açısından 3 çeşide ayrılır.

1- Bazı hadisler Kuran-ı kerimin getirdiği hükümleri TEYİT eder. Ana babaya itaat, yalancı şahitlik, cana kıyma, gibi hadisler bu nevidendir. Yani ayetlerin tekrarıdır.

2-Bir kısım hadisler Kuran-ı kerimin ayetlerini TEFSİR eder, açıklar, tafsilat verir, izah eder. Namaz, hac, zekat, gibi emirler kuranda emredilmiş ancak bunların nasıl yerine getirilmesi gerektiği hadislerden anlaşılmıştır.

3-Bazı hadislerde Kuran- kerimin hiç temas etmediği ve peygamberimizin Kuranın bütünlüğünü göz önüne alarak ayetlere aykırı ve ters olamayacak şekilde temas edilen konulardır. Mesela ehli merkep, yırtıcı kuşlar v.b birçok konu da hadisi şerif vardır.

KUR’ANA VE SÜNNETE AYKIRI SÖZLERİ HADİS KABUL EDENLERE CEHENNEM AZABI VARDIR

Sayın okurlarım Kurana aykırı hadisleri benimseyenlere, yaşayanlara, hadis diye sunanlara büyük azap vardır. İşte ayet

AYET:(Lokman-6 ) “İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu eğlenceye almak için, eğlencelik asılsız ve faydasız hadisleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.”

OKUDUĞUMUZ HADİSİN UYDURMA OLUP OLMADIĞINI NASIL ANLARIZ.:

1-Uyduran kimsenin itirafı . Önce Kaderiyye mezhebinde iken tövbe eden ”Eb Reca” ağlayarak şu itirafta bulunmuştur. ”Kadercilerin hiçbirinden hadis rivayet etmeyiniz. Vallahi biz kader hakkında hadis uydurur insanlar arasında yayardık demiştir. Zındıklığı sebebi ile Basra valisi Muhammet bin. Süleyman tarafından idam ettirilen Abdülkerim .b. Ebil. Avca asılmadan önce şu itirafta bulunmuştur. Sizin aranızda 4 bin hadis uydurdum. Bunlarda helali haram, haramı, helal ,gibi gösterdim.

2-Haberin lafzında ve manasında bozukluk bulunması. Bu daha ziyade fesahat ve belagat ta çok üstün olan Hz. Peygamberin gerçek hadisleriyle karşılaştırıldığında hemen anlaşılır.

3-Birçok kişinin görmesi gereken bir olayı bir kişinin gördüğünü iddia etmesi ile hadisin uydurma olduğu anlaşılır. Mesela Hz. Ömerin hutbede recm vardır. Demesi buna örnektir. Bu sözü hiçbir sahabe teyit etmemiştir.

4-Akla his ve müşahedeye aykırı olması. Buna örnek vermek gerekir se. Nuh’un gemisinin Kabe’yi 7 defa tavaf ettiği 2 rekat namaz kıldığı iddiasında bulunmaktır. Halbuki bu akla ve mantığa aykırıdır.

5-Tarihi vukuata aykırı olması

6- Sözün Kurana ve sünnete aykırı olması . Eğer hadis diye bildirilen söz kuran ayetlerine ve sünnete ters ise hadisin uydurma olduğu hemen anlaşılır.

PEYGAMBERİMİZ(sav)İN SÖZLERİ ASLA KURANA TERS OLAMAZ

Hz. Muhammed’(sav)in sözleri yanlış olacak olsa Allah(cc) müdahale eder ve yanlış olduğunu ayetleriyle ortaya koyardı. Eğer Allah’a rağmen bu sözlerinde ısrar ederse peygamberlik görevi sona ererdi. Oysa peygamberler insanların erdemli, onurlu, ahlaklı yaşamaları için tarihin akışını değiştiren en büyük önderlerdir. İşte ayet.

AYET:(Hakka-44-45)“Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık. Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik. Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.”

O halde biz Müslümanlar her duyduğumuz sözü hadis olarak kabul etmeyip yukarıda maddeler halinde yazdığım 6 maddeyle kıyaslamalıyız En önemlisi de 6. maddedir. Yani bir söz Kurana ve sahih hadise aykırı ise senedi ve ravisi ne olursa olsun. Bu uydurma hadistir.

Sayın okurlarım görüldüğü gibi çeşitli sebeplerle binlerce söz; hadis diye bize yutturulmuştur. Bilhassa Emeviler ve Abbasiler zamanında kendi çıkar ve menfaatlerini korumak için binlerce sahih hadis uydurma hadis olarak ilan edilmiş binlerce uydurma hadiste sahih hadis olarak kabul edilmiştir. Bununla da yetinilmemiş daha önce defalarca değindiğimiz gibi ayetlerin yorumlarıyla, tevilleriyle, tefsirleriyle de oynanmıştır. Bir örnek vermek gerekirse. Ayeti kerimelerde Kıyametin ne zan kopacağını ancak Allah(cc) bilir. Buyurulmasına rağmen kıyametin ne zaman kopacağına dair binlerce hadis uydurulmuştur.

AYET: (Lokman.34)”Kıyametin ne zaman kopacağını bilmek Allaha mahsustur”

Buyrulduğu halde ve bunun gibi birçok ayet ve hadis olduğu halde. Kıyametin kopacağı zamanı bildiren binlerce uydurma hadis vardır.

SÜNNET: Yol, gidiş, tabiat, şeriat, alışılmış yol anlamına gelen sünnet. Hz Peygamberin söz, fiil ve takrirlerinin bütününü ifade eden terimdir. Çoğulu ”sünen”dir. Sünnet Kuran-ı kerimden sonra ikinci ana kaynaktır. Fıkıh usulün de delil olarak kullanılan sünnet. Hz. Peygamberden geliş şekline göre söz, fiil, takrirdir.

PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETLERİ ÜÇE AYRILIR.

1-KAVLİ SÜNNET: Hz Peygamber(sav) in çeşitli vesilelerle söylemiş olduğu sözlerdir. mesela

HADİS:’ Ameller niyetlere göredir. Ve herkese niyetinin karşılığı vardır. Kim Allah ve resulu için hicret etmişse, Onun hicreti Allah ve Resulunedir. Kim elde edeceği bir dünyalık veya evlenmek istediği bir kadın için hicret ederse, onun hicreti de kendisi için hicret ettiği kimseyedir.(Buhari bedül Vahy 1. iman)

2-TAKRİRİ SÜNNET: Hz .Peygamberin görüp işittiği bir işe karşı çıkmaması ve onu kabul etmesine denir. Hz. Peygamber (sav) bir işin yapıldığını gördüğü veya işittiği halde onu reddetmemiş ve susmuşsa; bu durum onun bu işi tasvip ettiği anlamına gelir. Mesela: Hz. peygamber kabirde bir kadın gördüğü halde kadına bir şey dememesi ,kadınların kabir ziyaretine karşı çıkmadığı anlamına gelir.

3-FİİLİ SÜNNET: Hz. Peygamber (s.a.v)'in davranışları ve fiilî uygulamalarıyla oluşan sünnet.

FİİLİ SÜNNETLERDE ÜÇE AYRILIR

A-SÜNNETİ ZEVAİT: Hz Peygamberin bir beşer bir insan olarak yaptığı işlerdir. Yeme, içme, giyinme, uyuma, yatıp kalkma gibi: Bu fiiller genel olarak ümmeti bağlamaz. Çünkü bunlar peygamber sıfatının değil; insan sıfatının özellikleridir. Hz Peygamberin dünyalık işleri ticaret, ziraat, savaş taktikleri, hastalık tedavisi gibi dünyevi işler. bu guruba girer. Ümmet bunun aynısı yapmak zorunda değildir. Mesela Peygamberimizin yediği yemekleri yemek; giydiği elbiseleri giymek zorunda değildir Müslümanlar. Sayın okurlarım giyinmek deyince Yakında yaşanmış bir olayı anlatmak istiyorum. 1982 idi sanırım. Tüm İslam ülkelerinin alimleri Erzurumda bir toplantı yaptılar. Bu toplantıya Mekke’nin ünlü alimlerinden Kabe imamı da davetliydi. Onu Erzurum’a getirmekle sorumlu Türk kendisine Erzurum’un soğuk memleket olduğunu orada üşüyebileceğini ve üzerine palto alması gerektiğini söyler. Kabe imamı olmaz öyle şey Peygamberin giymediği paltoyu ben giymem diye karşı çıkar. Tabi Erzurum’a gelip soğuğu görünce Aman hemen bana palto verin donuyorum. der. Ona sözü hatırlatılınca da Vallahi Hz Peygamber buraya gelse eminim ki oda giyerdi der. Bu olay gerçekten çok güzel örnektir.

B-SÜNNETİ HÜDA: İbadet ve ahirete ait amellerdeki Peygamberimizin yaptığı işler. Bu işler Peygamber sıfatının gereği dinin gereği olduğu için ümmet buna uymak zorundadır. Namaz, oruç, hac, v.b

C-PEYGAMBERİMİZİN ŞAHSINA AİT EMİRLER: Allah(cc) tarafından yalnız peygamberimize mahsus olan emirler vardır. Bu emirleri yerine getirmek Peygamberimize farzdır. Ama ümmetine farz değildir. Mesela. Teheccüt namazı, visal orucu,4 ten fazla kadın alması, gibi fiillerde ümmet sorumlu değildir. Fakat maalesef sünneti Hüdaya pek önem vermeyen Müslümanlar. Kendilerine emredileni değil emredilmeyeni yapma alışkanlıklarından dolayı sünneti zevaide önem vermektedirler. Cahilliğin en büyük özelliği olan öze değil şekle önem verme hastalığından dolayı Peygamberimizin ahlakla ilgili yüzlerce hadisi olduğu halde onun ahlakını değil giyim kuşamını örnek almaktadırlar. Halbuki iman şekilde değil kalptedir. İman görünüşte değil ahlaktadır.

Sayın okurlarım dert o kadar büyük ki, yara o kadar derin ki anlatamam nereye el atsanız dökülüyor. Nereye tutsanız elinizde kalıyor. Hadis konusu çok merak edilip çok kafa karışıklığı olduğundan ilerde bu konuya devam edilecektir.

73 -PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN HAYATI
Ey başına küçük bir sıkıntı geldiğinde isyan eden Müslüman, Bu yazıyı oku da ibret al kendinden utan bak bakalım Allaha en yakın insan Hz Peygamberin çektiği sıkıntılardan binde birini çektin mi.
Kendinle onu bir karşılaştır bakalım.
Hz Peygamber(sav) annesinin karnında daha yedi aylıkken babası öldü yani yetim doğdu. Peki ya sen.
Hz Peygamber(sav) 3 yaşına kadar annesinden ayrı sütannesiyle büyüdü. Peki ya sen.
Hz Peygamber(sav) 6 yaşında iken annesi vefat etti. Yani hem yetim hem öksüz kaldı. Ya sen.
Hz Peygamber(sav) 8 yaşında iken kendisine bakan dedesi de öldü. Ya sen.
Hz Peygamber(sav) çobanlık yaptı. Ya sen.
Hz Peygamber(sav) tehdit edildi, taşlandı, öldürülmek istendi, bizzat amcası ve yengesi Ebu leheb tarafından bin bir türlü hakaretlere uğradı, yakın akrabaları, ona düşman oldu. Peki ya sen.
İlk Müslümanlar memleketlerini bırakıp Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldılar ya sen.
Hz Peygamber(sav)ve arkadaşlarına 3 yıl boykot uygulandı muhasara edildiler. Ne kimse onlarla konuştu ne yemek verdiler, ne alışveriş yaptılar. Nede kız alıp verdiler. Onları tamamen açlığa ve yalnızlığa terk ettiler. Ya sen.
Hz Peygamber(sav) Açlıktan karnına taş bağladı ya sen.
Hz Peygamber(sav) senin gibi kuş tüyü yataklarda mı yattı, senin gibi, her öğün bin bir çeşit yemek mi yedi,
Hz Peygamber(sav) in senin gibi onlarca ayakkabı, elbisesi mi? vardı, senin gibi son model arabaya mı binerdi.
Hz Peygamber(sav) Memleketini terk edip saklanarak gizlenerek, aç susuz bazen yaya bazen deve sırtında 500 km lik uzağa hicret etti. Bütün her şeyini bırakarak. Medine’ye göçtü. Orada kaldığı 13 yılda bir kez memleketine gitti. Ve gurbette Medine’de vefat etti. Ya sen.
Hz Peygamber(sav)in çektiğinin; sen ben binde birini çekmedik. O halde Allah(cc) beni sevmiyor ki bunca dertlere maruz kalıyorum diye düşünme. Aksine Allah(cc) sevdiğine daha fazla çektiriyor ki sonsuz olan ahirette cennette yaşatmak, makamını yükseltmek istiyor. Unutmayalım ki nasıl ki dünyada makamı yüksek olanlar daha ağır imtihanlara tabi tutuluyorsa, nasıl ki doktorluk sınavı, hademelik sınavından çok daha ağır ise cennetin üst tabakalarına yerleşecek olan ile. Uzun süre cehennemde kalıp ondan sonra cennetin en alt tabakasına yerleşecek olanın imtihanı da bir değildir.
PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN DOĞUMU
İnsanlığı hakka ve hakikate sevk edip Dünya ve Ahiret saadetlerini sağlamak üzere; Allah(cc) tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Peygamberimiz(sav)(20 nisan 571) 12 Rebiulevvel 571 pazartesi günü Mekke’de doğdu. Peygamberimizin Hz. İbrahim’in soyundan olduğu ; hem Kuran-ı kerimdeki ayetlerle hem de şerecesi ile sabittir.
PEYGAMBERİMİZ(SAV) İN ŞECERESİ
(Muhammed, b. Abdullah, b. Abdülmüttalip, b.Haşim, b.
Abdülmenaf, b. Kusayy, b.Kilab, b. Mürre, b. Kaab, b. Lüeyyb, b.Galib, b. Fihr, b. Malik, b. Ennadr, b. Kinane, b.Hüzeyme, b. Müdrike, b. İlyas, b. Mudar, b.Nizar, b. Me’add, b. Adnan, b.Hz. İbrahim.
PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN ÇOCUKLUĞU
Hz. Peygamberin doğumundan iki ay önce babası Abdullah ticari bir seferden dönüşte Medine’de vefat etmiştir. Annesi Amine Kureyş kabilesi kollarından Benü zührenin reisi Vehp. Abdülmenafin kızı idi. O sıralarda Mekke eşrafı çocuklarını çölde bir süt anneye vererek emzirme adetine sahip oldukları için, Hz Peygamber, kendi annesi Amine tarafından ancak bir kaç kez emzirilmiş; Süt anneye verilinceye kadarda amcası Ebu Lehebin cariyesi Süveybe ona süt annelik yapmıştır. Daha sonra Mekke’ye komşu çöllerde yaşayan Hevazin kabilesinin kollarından, Benu sa’da mensup Halime binti Ebi Züeyb uzun süre Hz Peygambere süt emzirmiştir. Mekke eşrafı tarafından Mekke’nin ağır ve sıcak havası çocukların gelişimine ve sağlıklarına zararlı görülüyor; Ayrıca hac münasebetiyle her kesimden insanla temas halinde bulunan Mekke’de Arap dili yabancıların tesiri altında kalabildiğinden ; feraset ve belagata önem veren Mekkeliler; Çocuklarının dili öğrenmesi ilk yıllarında arapçanın saf bozulmamış şekliyle ve olanca feraset ve belagatıyla, arı, duru konuşulduğu, beldelerde geçmesini uygun buluyorlardı. Bu bakımdan fasih arapçaları ile ün yapmış Benu sa’d kabilesi arasında yaklaşık ilk 2.5 yılını geçiren Hz Peygamber; ilerde üstleneceği ilahi risalet görevi için hem bedenen, hem de ruhen burada hazırlanmış oluyordu. Hz Peygamber 40 yaşından itibaren yürüttüğü İslam’a davet vazifesi kabul etmek gerekir ki aslında meşakkatli yorucu bir takım sıkıntıları olan mukaddes bir vazifedir. İşte bunun için sağlam bir bünyeye sahip olmak gerekiyordu. Hz. Peygamber böylelikle çocukluğunun ilk yıllarında Mekke’nin boğucu sıcak ve sıtmalı havasından uzaklaşmış suyu ve havası güzel bölgede sağlıklı bir şekilde gelişme imkanını bulmuş oluyordu. Diğer taraftan güzel konuşmanın kitleler üzerindeki etkisi malumdur
İlerde muhtelif insan kitlelerine muhatap olacak bir peygamberin şüphesiz iyi bir dil bilgisine sahip olması ve dili davasının uğrunda iyi şekilde kullanması gerekiyordu. İşte bu nedenle Hz Peygamber çocukluğundan itibaren davet faaliyetleri için hazırlanıyordu. Yalnız kendisi o yıllarda ilerde peygamber olacağına dair hiçbir bilgisi olmadığından bu kendi iradesi ile değil. Allah’ın yönlendirmesi ile kontrol ve murakabe altında tutması ile oluyordu. Peygamberimiz süt annesi Halime’nin yanında iken vuku bulan ”Göğsünün yarılması”(şerhus sadr-şakkus sadr)olayını da yine davete hazırlık olarak değerlendirmek gerekir. Bu olayda Hz. Peygamberin göğsü görevli iki melek tarafından yarılmış kalbi çıkarılarak, şeytanın ve nefsin tasallut ve saptırmasından arındırılmış, ve zemzemle yıkanarak tekrar yerine konulmuştur. Böylece ruhen davete hazırlanmış oluyordu. Göğsünün yarılması olayından sonra süt annesi Halime tarafından Mekke’ye getirilerek öz annesi halime ve dedesi Abdülmüttalib’e teslim edilen Peygamberimiz(sav) 6 yaşına kadar annesi Amine’nin yanında kaldı. Bu sıralarda Amine Hz. Peygamberi de yanına alarak Medinede’ki akrabalarının yanına ziyarerete gitmişti. Bu vesile ile 6 yıl kadar önce ölen eşinin kabrini de ziyaret etmiş olacaktı. Bir ay süren bir misafirlikten sonra Mekkeye dönerken Ebva denilen köyde Amine vefat etti. Ve oraya defnedildi. Artık hem yetim hem de öksüz kalan çocuğu dadısı Ümmül Eymen dedesi Abdülmüttalib’e teslim etti. Dedesi Hz Muhammed’e iki yıl bakabildi. Peygamberimiz 8 yaşında iken dedesi vefat etti. Peygamberimize amcası Ebu Talib sahip çıktı. Ve 25 yaşına kadar onun yanında kaldı.
PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN ÇOBANLIK YAPMASI
Hz Peygamber 12 yaşında iken amcası Ebu Talible birlikte Şama doğru yol alan ticari bir kervana katılmış, Ve kafile Şam yakınlarında Busra adlı bir mevkide mola verdiği zaman buradaki manastırda bulunan Bahira adlı rahip İslam kaynaklarına göre Hz. Peygamberin özelliklerine bakarak, Onun ilerde Peygamber olacağını anlamıştır. Hz. Peygamber çocukluk yıllarında bile hiçbir puta tapmadığı gibi ; Onlar adına kurban kesmemiş , kesilen kurbanlarında etinden asla yememiştir. Ve asla putlar adına yeminde etmemiştir. Ebu Talibe yardımcı olmak için gençlik yıllarında ücretli çobanlık yapmış; çobanlığı sırasında o zamanki debdebeli karışık ortamdan uzak doğayla baş başa kalmış ve sürekli tefekkür etme fırsatı bulmuştur
PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN AHLAKI:
Ne bulursa onu giyerdi. Gümüş yüzüğü vardı. Ve bazen sağ, bazen de sol küçük parmağına takardı. Hizmetçi veya başka birini binekte olduğu zaman terkisine alırdı. Deve, at, katır ve merkep gibi hayvanlardan hangisini bulursa ona biner. Bazen başı açık yalınayak ve cüppesiz olarak gezerdi. Şehrin en uzak yerlerinde olan hastaları bile ziyarete giderdi. Güzel kokuyu severdi. Fakirlerle düşer kalkar ve onlarla beraber yemek yerdi. Asla şahsi kininden dolayı beddua etmezdi. Hiç kimseden öç almamıştır. Hiç kimseyi döğmemiştir. Dövüşmemiştir. Misafire çok ikram ederdi. Resulullah insanların en güzel ve en tatlı konuşanı idi. Bununla ilgili olarak birçok hadis vardır. Az kelimelerle çok şey anlatırdı. Kelimeleri tane tane telaffuz ederdi. Boşa konuşmazdı. Gayet açık sözlü idi. Fuzuli konuşmazdı. Daima hakkı konuşurdu. Resulullah yemek ayırmaz. Kalabalıkta yemeği sever. Yemeğe başlarken Besmele çekerdi. Çoğu kez diz üstü bazen de bağdaş kurarak yerdi. Yemeği sıcakken yemez, soğumasını beklerdi. Her zaman önünden yerdi. Resulullah elenmemiş arpa unundan pişirilen ekmeği yerdi. Salatalığı ise taze hurma ve tuzla birlikte yerdi. Meyvelerden daha ziyade Yaş hurma, üzüm, kavun, karpuzu severdi. Karpuz yerken şeker ve ekmekle yerdi. Kendisi av avlamaz. Fakat gelen avlanan hayvanlardan yerdi. Koyunların bacaklarını ve butlarını yemeği severdi. Ayrıca tencerede pişen kabağı, ekmeğin sirkeye doğranmasını ve acve hurmasını sever. Ve ona bereketli olması için dua ederdi. Soğan, sarımsak pırasa v.b şeyleri yemezdi. Yemekten sonra ellerini yıkar. Ondan sonra yüzünü yıkardı. Suyu 3 nefeste içerdi. Her nefeste besmele çeker ve içtikten sonra elhamdülillah derdi. Evde yemek istemezdi. Sofra kurulursa oturur yer. Ve bazen kendisi kalkıp alırdı. Resulullah(sav) izar, nida ,gömlek, cüppe ne bulursa giyerdi. Yeşil elbise giymekten hoşlanırdı. Çoğu zamanda beyaz giyerdi. Elbiseleri topuktan aşağıya sarkacak kadar uzun olmazdı. Başına bazen sarıklı, bazen sarıksız halde örterdi. Elbiseyi sağ tarafından giyerdi. Eski elbiselerini fakirlere verirdi.
Sayın okurlarım Peygamber efendimizin hayatından bazı kesitleri sizinle paylaştım. Genelde pek bilinmeyen taraflarını yazmaya çalıştım. Gördüğünüz gibi peygamberimizin hayatı çile ve meşakkatle geçmiştir.
HZ. MUHAMMET(SAV) VUCUT ÖZELLİKLERİ: Hz. Peygamber (sav) Uzuna yakın, orta boylu, pembemsi, nurani, beyaz tenli olup iri yapılı idi. Ama şişman değildi. Ve göbeği göğüs hizasından taşmazdı. Uyumlu ve dengeli bir vucuda sahipti. Başı irice olup ona ayrı bir heybet ve güzellik katıyordu. Saçları kumral olup. Düz ile kıvırcık arasında idi. Ve kulak yumuşağına kadar uzanıyordu. Saçını çoğu zaman tam ortasından ayırarak iki yana doğru tarardı. Muntazam ve gür bir sakalı vardı. Saç ve sakallarındaki beyaz tel sayısı vefat ettiğinde 20 30 u geçmiyordu. Saç ve sakal bakımını asla ihmal etmez. Yanında devamlı tarak bulundururdu. Kaşlarının arası hafif aralıklı, gözleri siyah, burnunun üst tarafı gayet itidal üzere yüksekçe, dişleri muntazam ve tertemizdi. Devamlı misvak kullanırdı. Omuzlarının arası genişce omuz başları kalın. El ve ayakları kalınca idi. İki kürek kemiği arasında keklik yada güvercin yumurtası büyüklüğünde tüylerle kaplı kırmızımtrak renkte bir beni vardı ki; Bu ben Peygamberlik mührü idi. Yürürken adımlarını düzgünce kaldırarak atar. Sanki yokuştan iniyormuşcasına önüne hafifçe eğilerek hızlıca yürürdü. Hz. Peygamber Bedeninin, Elbiselerinin ve yiyeceklerinin temizliğine çok dikkat eder idi.
PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN ŞAHSİYETİ
Peygamberimiz(sav) Ahlak ve şahsiyet itibariyle insanların en mükemmeli idi. Bu hususta Kuran-ı Kerim şöyle buyurur.
AYET:(Kalem.4)”Şüphesiz ki sen büyük bir ahlak üzeresin.”

HADİS: ”Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.(muvatta.8)
HADİS:” Beni Rabbim terbiye etti. Ve güzel terbiye etti.”

HABEŞİSTANA HİCRET
Hz. Peygamber Peygamberliğinin 4. yılından itibaren peygamberliğini açık açık ilan etti. Bu yıldan sonra Mekke müşrikleri özellikle korunmasız. Müslümanlara insaf ve vicdana sığmayan eziyet ve işkencelerde bulundular. Bu işkenceler karşısında Hz. Peygamber isteyen Müslümanların Habeşistan’a gidebileceklerini belirtip hicret izni verilince nübüvvetin 5 ve 6. yıllarında Müslümanlardan birer gurup 1. ve 2. Habeş hicretlerini gerçekleştirdiler. Mekkeli Müslümanların böylece Mekke haricine İslam’ı taşımaları müşriklerin hınç ve kinini arttırdı. Ama Cenabı Hakkın yardım ve inayeti sebebiyledir ki İslam’a gösterilen bu düşmanlıklar bile hak dinin yayılmasına yardımcı oluyordu. Mesela azılı müşriklerden Ebu Cehilin bizzat Hz. Peygambere yaptığı sözlü ve fiili bir sataşma Kureyş arasında şahsiyeti ve kuvvetiyle büyük bir itibara sahip olan Hz. Hamza’nın Müslüman olmasını sağladı. Ardından Mekke idare meclisi Darul Nedve de alınan Hz. Peygamberi öldürme kararını uygulamak için harekete geçen güçlü şahsiyet Ömer bin. Hattab Hz Peygamberi öldürmek üzere onu ararken aslında ayakları onu hidayete sevk ediyor ve Ömer’in katılmasıyla İslam saflarına yeni bir güç, heyecan ve şevk gelmişti.
3 YIL MÜSLÜMANLARA BOYKOT VE MUHASARA UYGULANMIŞTIR
Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in Müslüman olmaları Kureyş’li kafirlerin gözünü korkutmuştu. Bunun üzerine peygambere inananlara Peygamberliğin 7. ve 10. yılları arasında boykot ve muhasara kararı aldılar. Mekkeliler ve Müslümanlarla ve de onları koruyan Haşim oğulları ile hiçbir münasabette bulunmayacaklarına, her türlü ilişkiyi keseceklerine, onlarla hiçbir şekilde alışverişte bulunmayacaklarına her türlü ilişkiyi keseceklerine, hiçbir alışveriş yapmayacaklarına, oturup kalkmayacaklarına, kız alıp vermeyeceklerine dair bir karar aldılar. Bu kararı yazdıkları sahifeyi Kabe’nin duvarına asarak dini bir hüviyet verdiler. Bu karara ihanet eden hem vatana hem de dine(PUTLAR) ihanet etmiş sayılacak ve en ağır şekilde yani idamla cezalandırılacaktı. Mekkeliler tarafından 3 yıl süreyle ve titizlikle uygulanan bu karar elbette çok sıkıntılı ve zor günler yaşatmıştır. Peygamberliğin 10. yılında bu karar iptal edilip boykot ve muhasara kaldırıldığı vakit. Müslümanlar çok fazla sevinemediler. Çünkü Peygamberimiz(sav) Amcası Ebu Talibi ve hanımı Hz. Hatice’yi art arda kaybetti. Müslümanlar bu yıla hüzün yılı adını verdiler. Ebu Talibin ölmesi işi çok zorlaştırmıştır. Çünkü amcası Ebu Talib Müslüman olmasa da yiyenini kolluyor ondan korkusuna yiyenine yanaşamıyorlardı
PEYGAMBERİMİZ(SAV)İN MEKKE DÖNEMİ
Hz. Peygamber(sav) 20 yaşında iken Mekkeliler ile Hevazin kabilesi arasında Ficar harbi vuku buldu. Ve sonra Hilful Fudul(antlaşma) olayı gerçekleşti. Hz Peygamber 25 yaşında bizzat kendisinin idare ettiği bir ticaret kervanı Hz. Peygamber ile Hz. Hatice’yi karşılaştırdı. Ve aralarında gerçekleşen evliliklerinden 7 çocuğu oldu. Bunlardan dördü kız olup(Zeynep, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fadime) adlarını almıştır. Bunların 4 ü de babalarının peygamberliğine yetişmiştir. Ve ona iman ederek hicret etmişlerdir. Oğulları ise (Kasım, Abdullah, İbrahim)dir. İbrahim’in annesi Mısırlı cariye Mariyedir. Erkek çocukların üçü de küçük yaşta ölmüşlerdir. Peygamberimiz(sav) güvenirliği ve dürüstlüğü sebebiyle El Emin lakabı almıştır. Hz Peygamber 35 yaşında iken meydana gelen Kabe tamiri olayı meselesinde Mekke sülaleleri arasında çıkan ve kanlı bir çatışmaya doğru giden anlaşmazlığı herkesi memnun edecek şekilde çözmesi ona duyulan güveni arttırmıştır. 35 yaşından sonra sık sık tenha yerleri çekiliyor tefekkür ediyordu. Bilhassa ramazanlarda bunu daha da sıklaştırıyordu. Genellikle de Hira mağarasına giriyordu.
PEYGAMBERLİĞİ VE MEKKE DÖNEMİ:
Hz Peygamber 40 yaşında iken yine bir ramazanda Hira mağarısında tefekküre dalmışken Vahiy getirmekle görevli Cebrail(as) Ona ilk vahiy olan Alak suresinin 5 ayetini getirdi. Artık o Peygamberlikle görevlendirilmişti. Ona iman eden ilk insan hanımı Hz. Hatice annemiz olmuştur. Erkeklerden ilk iman eden Hz. Ebu Bekir, Çocuklardan Hz. Ali ve Zeyd bin Harise kendisine ilk iman edenlerdendir. Ardından Hz. Osman, Abdurrahman. bin. Avf, Zübeyr. bin. El Avvam, Talha. bin Ubeydullah, Sa’d bin. Ebi Vakkas, Ebu Ubeyde bin. Cerrah, Said. bin. Zeyd, Abdullah bin. Mesud, gibi şahsiyetler Müslüman olmuşlardır.
Hz. Peygamber ilk 3 yıl davetini gizli sürdürdü. Bunun sebebi Müslüman olanların, mallarına ve canlarına zarar gelmemesi, Filizlenmekte olan İslam davasının sekteye uğratılmaması içindi. Bu 3 yılda faaliyetler genellikle El Erkam ın Kabe karşısında Safa tepesindeki yamaçlarda bulunan evinde yürütülüyordu.

PEYGAMBERİMİZE İTAAT İLE İLGİLİ AYETLER:
(Ahzab.31)”Sizden kim Allah ve Resulune itaat eder ve yararlı iş yaparsa, ona mükafatını iki kat veririz. Ve ona bol rızık hazırladık.”
(Ahzab.40)”Muhammet sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o Resul ve son Peygamberdir.”
(Ahzab.56)”Allah ve melekleri Peygambere çok salavat getirirler. Ey müminler sizde ona selavat getirin. Ve tam bir teslimiyetle selam verin.”
(Ali imran.31)”Deki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’ta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”
(Ali imran.132.)”Allaha ve Resulüne itaat edin ki rahmete kavuşasınız.”
Ayrıca bakınız(Sebe.28,Sebe.47,fatır.4,Fatır.8,Fatır.23,sad.17,Sad.86,Zümer.19,Zümer,41,Şura.48,Muhammet.33,Fetih.2,
Fetih.10,Huccurat.2,Kaf.45,Zariyat.54,zariyat.55,Tur.29,Tur.40,Necm.1-18,Necm.29,kamer.6,Mücadele.20,Mücadele.22,Cuma.3,Kalem.1-2,
PEYGAMBERİMİZİN AHLAKI:
Resulullah(sav) insanların en yumuşak olanı, en şecaatlisi, insanların en adaletli olanı, insanların en çok namuslu ve iffetli olanı idi. Resulullah insanların en cömerti idi. Onun elinde para akşamlamaz veya sabaha kalmazdı. Elinde para kalsa onu dağıtmadan eve gitmezdi. Eline geçen bütün serveti Allah yolunda harcardı. Kendisinden istenen bir şey şayet onda varsa mutlaka verirdi. Kendi ayakkabılarını tamirini yapar. Kendi elbiselerini diker. Kadın ve mutfak işlerine yardım ederdi. Çok üstün bir haya sahibi idi. Fakir, zengin, büyük, küçük, herkesin davetine icabet ederdi. Hediyeyi küçükte olsa kabul ederdi. Ve hediyeye karşılık verirdi. Hediye olarak verilenleri yer fakat sadaka olarak verilenleri yemezdi. Ayak takımının davetine katılırdı. Şahsı için kızmaz. Allah için kızardı. Aç kalıp karnına taş bağladığı olurdu. Olanı yer asla geri çevirmezdi. Yemek seçmezdi. Yaslanarak yemek yemezdi. Hastaların ziyaretine gider. Ve müminlerin cenazelerinin teşyiinde hazır bulunurdu. İnsanların en alçak gönüllüsü idi. Konuşurken sözü uzatmazdı. Üstün bir belagati vardı. İnsanlar içinde en güler yüzlü olanıdır.

Hiç yorum yok: