SEVGİ- TAKVA



103- İSLAMDA SEVGİ

İslam sevgiye en fazla önem veren dindir. Bundan dolayı İslam medeniyeti sevgi medeniyetidir; Müslüman toplum da sevgi toplumudur. Çünkü İslam, sevgi olmadan imanı kabul etmez; insanın varlıkla tüm ilişkilerini sevgiye dayalı olarak yeniden kurar. İslam’ın Müslümanlara öğrettiği sevgi, bütün varlığı kuşatan mutlak bir sevgidir. Mutlak rahmet, mutlak şefkat ve mutlak tevazu bu sevginin meyveleridir. Varlık deyince önce Allah, Peygamberler, Müslüman ve Müslüman olmayan diğer insanlar, melekler, hayvanlar ve bitkiler akla gelir. Bunların dışında da varlıklar vardır ama özel vurgu bu gruplar üzerindedir; çünkü insanın bunlarla yoğun ilişkisi vardır. Bu yazıda söz konusu ilişkilerin sevgiyle nasıl kurulduğu gözler önüne serilmektedir.
Kıymetli okuyucularım sevgi insanlara doğuştan gelen bir duygudur. Sevgi topluma huzur ve kardeşliği getiren birleştirici unsurdur. Kuran-ı kerim kalplerin birleştirilmesine özel önem verir.

SEVGİSİZ HAYAT DÜŞÜNÜLEMEZ

Kıymetli okuyucularım sevgi insanlara doğuştan gelen bir duygudur. Sevgi topluma huzur ve kardeşliği getiren birleştirici unsurdur. Kuran-ı kerim kalplerin birleştirilmesine özel önem verir. Nitekim bakınız cenab-ı hak Kuran-ı kerimde ne buyuruyor.

AYET: (Enfal suresi 63. ayet.) (vellefe beyne gulubihim)”Ve Allah(cc) onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan herşeyini verseydin yine onların gönüllerini birleştiremezdin. Fakat Allah(cc) onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü o mutlak galiptir hikmet sahibidir.”

Bu ayetten açıkça anlaşılacağı gibi sevgi Allahtandır. İnsanın kalbi Allah tarafından doldurulmuştur. Sevgisi olmayan bir kalp düşünülemez. Allah(CC) her yarattığı canlıyı sevgiyle donatmıştır. Peygamberimiz (sav) sevginin ne kadar önemli olduğunu bakınız şu hadisi şerifinde nasıl belirtiyor.

HADİS: ”Ruhum kudret elinde olan Allaha yemin ederim ki siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız”(riyazüssalihin sayfa 289-müslim)

Görüldüğü gibi sevgiyi imanla bir tutmuştur. Allah(cc) için birbirini sevenleri kıyamet günü bağışlayacaktır. Nitekim peygamberimiz(/sav) buyuruyor.

HADİS: ”Allah(cc) kıyamet günü buyuracak Benim için birbirini sevenler nerede? Himayemden başka hiçbir gölgenin olmadığı bu günde ben onları gölgemde himaye edeceğim.”(Riyazüssalihin sayfa 288- müslim)

Yine peygamberimiz (sav) buyurduki.

ALLAH İÇİN SEVEN CENNETE GİRER

Görüldüğü gibi sevgiyi imanla bir tutmuştur. Allah(cc) için birbirini sevenleri kıyamet günü bağışlayacaktır. Nitekim peygamberimiz(/sav) buyuruyor.

HADİS: ”Allah(cc) kıyamet günü buyuracak Benim için birbirini sevenler nerede ?Himayemden başka hiçbir gölgenin olmadığı bu günde ben onları gölgemde himaye edeceğim.”(Riyazüssalihin sayfa 288- müslim)

Yine peygamberimiz (sav) buyurdu ki

HADİS: ”Bir adam başka bir köydeki din kardeşini ziyarete gidiyordu. Allah(cc) onun yoluna bir gözcü koydu. Ok kimse meleğin yanından geçerken melek: Nereye gidiyorsun? dedi. Şu köydeki din kardeşimi ziyarete gidiyorum diye cevap verdi. Melek: Onunla bir işin mi var? diye tekrar sordu. Hayır herhangi bir işim yok sadce Allah için o kişiyi seviyorum başka bir amacım yok dedi. Melek: Ben Allahın sana sen o din kardeşini sevdiğin gibi Allah da seni sevdi. Bunu bildirmek için görevlendirdiği meleğim dedi.(Müslim Riyazüssalihin sayfa 279)

Yine başka bir hadisi şerifinde peygamberimiz(sav ) buyurduki.

HADİS: ”Aziz ve celil olan Allah(cc) buyurdu ki: Benim için birbirini sevenler yokmu? Onlar için peygamberlerin ve şehitlerin imreneceği nurdan yapılmış olan minberler cennette onları beklemektedir.”(Tirmizi- Riyazüssalihim sayfa 290)

Kıymetli okuyucularım şüphesiz sevginin en büyüğü Allah sevgisidir. Allah(cc) hem kullarını sever hemde kullarının onu sevmesini ister. Nitekim bakınız Allah(cc) kuran-ı kerimde ne buyuruyor.

AYET: Ali imran 31. ayet)”Deki eğer Allahı seviyorsanız. bana uyunuz ki Allahta sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah(cc) bağışlayıcı ve ve esirgeyicidir.”

( Bu ayetten şunu anlıyoruz ki Allah(cc) sadece kendisini sevmemizi değil kendi sevdiği Peygamberimizi de sevmemizi istiyor. Bizlerde öyle değil miyiz? Bizim değer verdiğimiz sevdiğimiz birini başkaları da sevsin değer versin istemez miyiz? Değerli müminler ne yazık ki bizler sevdiklerimize bağırıp çağırıyoruz azarlıyoruz, kızgınlığımızı söylüyoruz, bildiriyoruz. Ama onu sevdiğimizi söylemeye çekiniyoruz. Halbuki ona sevdiğimizi söylesek hem o mutlu olur. Hem de biz mutlu oluruz. Halbuki peygamberimiz sevdiğimiz kişiye onu sevdiğimizi söylememiz gerektiğini bize bildiriyor. Peygamberimiz (sav) buyuruyor ki

SEVDİKLERİMİZE KENDİSİNİ SEVDİĞİMİZİ YÜZÜNE KARŞI SÖYLEYİN

Buyuruyor Peygamberimiz(sav)

HADİS: ”Bir kimse din kardeşini severse ona sevdiğini haber versin.(Tirmizi-Riyazüssalihin sayfa 291)

Bu konuda birçok hadisi şerif mevcuttur. Kıymetli ana babalar çocuklarınıza sevginizi gösteriniz. Kıymetli karı kocalar birbirinize sevginizi gösteriniz. Kıymetli gençler sevginizi arkadaşınıza belirtiniz. Kıymetli öğretmenler öğrencinize, kıymetli patronlar çalışanınıza, kıymetli amirler memurlarınıza sevginizi gösteriniz, göreceksiniz hem siz mutlu olacaksınız hemde karşınızdaki. yazıma son verirken Allah(cc) den önce kendisini sevmemizi, onunda bizi sevmesini, onun için birbirimizi sevmemizi sevdiklerini bize sevdirmesini, kendisi için birbirimizi sevmemizi niyaz ediyorum.

HADİS: ”Kimde 3 meziyet bulunursa kamil iman sahibidir.

1-Alllah ve resulu kendisine başkalarından daha sevimli olmak.

2-Bir kimseyi severse ancak Allah için sevmek.

3-İman ettikten sonra küfre düşmekten ateşten kaçar gibi kaçınmak.(buhari-müslim-riyazüssalihin sayfa-288)

YARATILANI SEVERİZ YARADANDAN ÖTÜRÜ
Buraya kadar anlattıklarımız göstermektedir ki Allah, sevginin insanın varlıkla ilişkisini belirlemesini emretmektedir. Her Müslüman, Allah’la, Peygamberiyle, diğer Müslüman ve insanlarla ilişkisini sevgi temeline oturtmak zorundadır. Sevginin kendini nasıl izhar edeceği her ilişkide açık kurallara bağlanmıştır.
Sevginin varlığı insanların davranışlarında ve sosyal ilişkilerinde kendini gösterir. Aksi takdirde İslam fiiliyata yansımayan soyut bir sevgiyi kabul etmez. Allah ve Resulüne muhabbet onlara itaatte kendini gösterir. Diğer insanlara muhabbet ise uhuvvette kendini gösterir.
Müslüman’ın sevgisi Allah içindir: o Allah’ı sever ve Allah için onun yarattıklarını sever. Çünkü onları Allah yaratmış ve onları sevmeyi emretmiştir. Yunus Emre’nin dediği gibi "Yaratılanı sevdik yaratandan ötürü!"
Burada kişiyi sevmekle onun kötü huy ve fillerini sevmemek arasında ince bir ayrım yapıldığını bir kere daha hatırlatmakta yarar var. Bir Müslüman bir kafiri de sever ama onun küfrünü sevmez. Ancak küfür izale edilebilir bir özellik olduğundan kaldırılırsa yerine iman sıfatı gelir. Bu maksatla o kişiye kendisinin kötü sıfatlarını değiştirmesi için sevgiyle yardım edilmesi gerekir. Bu yüzden İslam daveti, kafirleri aşağılamaya değil sevgiye dayanır. Yukarıda iktibas ettiğimiz hadiste belirtildiği gibi bir Müslüman’ın zalim kardeşini de sevmesi gerekir; ama bu sevgi onu zulümden vazgeçirmekle olur. Yoksa onun zulmüne ses çıkarmamak veya destek olmakla değil; çünkü bu şekilde hareket etmek sonunda Cehenneme gitmesine ve azap çekmesine sebep olacağı için ona en büyük düşmanlık olur.
Allah sevgisinin ve Allah için sevginin en güzel şekli ibadettir. Aynı zamanda Allah sevgisinin, ibadet eden insanların kalbinde olması zorunludur. Allah’a karşı sevgi duymadan ibadet etmek mekanik bir uğraştan öteye geçmez.
Bu sebeplerden dolayı, manevi terakkinin ve Allah’a yakınlaşmanın en etkin yolu sevgidir. Allah, Peygamber, Kur’an ve mahlukat sevgisi, hem ibadeti hem de mahlukata ve beşere hizmeti kolaylaştırır. Marifet olmadan iman, iman olmadan sevgi, sevgi olmadan ibadet ve hizmet olmaz. Marifetullah’ın artması, muhabbetin artmasını getirir; çünkü güzeli tanıyan onu sever, daha çok tanıyan daha çok sever.
Eğer Hz. Muhammed (s.a.v) “Alemlere rahmet” ise O’nun takipçisi olan Müslümanlar da aynı şekilde alemlere rahmet olmaya gayret etmelidirler. Bunun içindir ki her Müslüman, yaratanı ve bütün yaratılanları Allah rızası için, herhangi bir menfaat beklemeden sevmeli ve sevgisini fiiliyatta göstermelidir.
Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz, insanoğlu ve Allah Teala arasında bir sevgi bağı oluşturmuştur. Aynı zamanda Peygamberimiz Müslümanlar arasında da bir sevgi bağı kurmuştur. Bunun da ötesinde yine Peygamber Efendimiz insanoğlu ile diğer mahlukat arasında da bir sevgi bağı oluşturmuştur. Allah rızası için olan gerçek sevgi, şehvetten, şeytanî duygulardan, milliyetçilikten, partizancılıktan, grupçuluktan ve bencillikten kaynaklanan sahte ve batıl aşkla asla mukayese edilmez. Bu tür batıl sevgiler, müşriklerin Kabe’ye koydukları putlara benzer ve kalpten temizlenmesi gerekir; çünkü kalp Allah’ın evidir, sadece ve sadece Allah’ın sevgisinin ve Allah için olan sevgilerin mekanıdır.
Bütün bunlardan dolayı İslam sevgi dinidir ve onun kurduğu toplum sevgi toplumu, medeniyet sevgi medeniyetidir. Hz. Peygamber Efendimiz’in alçakgönüllü bir takipçisi olan Mevlana Celaleddin Rûmî şiirlerinde İslam’ı “aşk dini”, kendi mezhebini de “aşk mezhebi” olarak tanımlar ve Müslümanların aşkın çocukları olduğunu söyler: “Bizi anamız doğurmadı. Bizi o aşk doğurdu, yüzlerce esirgeme, yüzlerce aferin, takdir bizi doğuran o anaya olsun.” Müslümanların bedeni doğumu annelerinden olsa bile maneviyatlarının ve kişiliklerinin doğumu sevgi dini olan İslam’dandır.
Bugün insanoğlu kalp huzuru ve dünya barışı için böyle bir dine ihtiyaç duymaktadır. Bugün bütün insanlığın ister Müslüman ister gayri Müslim olsun Hz. Peygamberden öğrenmesi gereken bu sevgi, rahmet, saygı ve şefkat anlayışıdır. Fakat maalesef bu emanet bugün unutulmuş haldedir. Bırakın sıradan insanları, ümmeti olan Müslümanların çoğunluğu bile gerçek sevgiden habersiz olarak yaşamaktadır.
Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünnetini takip etmek, Müslümanları “Alemlere rahmet” olma düşüncesiyle hareket etmeye sevk etmelidir. Böylesine bir anlayış Peygamberimizin sünnetinin bir özetidir. Bizler bu sünneti kabul edip, yaşayıp ve yaşatmaya hazır mıyız? Bunu yapmanın en zorunlu ve en uygun zamanı da içinde yaşadığımız andır; çünkü sevgi mazeret kabul etmez.

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
KENDİSİ İÇİN İSTEDİĞİNİ KARDEŞİ İÇİNDE İSTEMEYEN İMAN ETMİŞ OLMAZ
HADİS: “Hiç biriniz kendiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için de arzu etmedikçe iman etmiş olmaz”(Buhari, “İman” 7.)

Alimler burada kastedilen şüphesiz imanın kemale ermesidir; yoksa imanın varlığı değildir demişlerdir.
SEVGİ İMANIN TADINA VARMANIN TEK YOLUDUR:
Sevgisiz iman yavandır; çünkü imanın zevk ve tadına sevgi yoluyla varılır. Zaten imanın tadına varmanın başka bir yolu da yoktur. Felsefi iman ile İslam’daki iman ayıran nokta da buradadır: Felsefi imanda zevk ve tat (halavet) aranmaz; çünkü o akli bir çıkarımdan ibarettir; ama İslam’ın öğrettiği imanda kalp için zevk ve tat vardır. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

HADİS: ’’Kimde üç şey bulunursa imanın tadını tatmış olur: Allah ve Resulu kendisine başka her şeyden daha sevgili olmak; başka insanları sadece Allah için sevmek; küfre dönmekten ateşe atılacakmışcasına hoşlanmamak.( Buhari, Kitabu’l-imân, Bab 9: Halâvetü’l-imân.)
HADİS: Hz. Peygamber insanları bu tadı tadacak şekilde yetiştirmiştir. Bunlar arasında en büyüklerinden birisi Hz. Ömer (r.a.)dir. Hz. Ömer bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.)’e şöyle der:

HADİS: “Ya Resulallah! Sen bana kendimden başka her şeyden daha sevgilisin!” Buna karşılık Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle cevap verir: ‘Yâ Ömer kendinden de sevgili olmalıyım!’ Bu cevaptan sonra Hz. Ömer: ‘Kendimden de!’ deyince Hz. Peygamber: “Ya Ömer, şimdi oldu!” diyerek onun imanının kemale erdiğini ifade eder.( Ahmet Naim, Buhari Muhtasarı, c. 1, s. 32.)

İşte bu mertebeye vasıl olan bir mü’min imanın zevkine erer.
Kalbi Allah’a, Resûlüne ve onun mahlukatına karşı sevgiyle dolu olan bir insan, bunu davranışlarına ve ilişkilerine yansıtır. Nitekim bir Müslüman her fiilinden önce “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” der. Böyle söyleyen bir kişinin fiili mutlaka rahmeti yansıtmak durumundadır; yoksa yalnızca sözle besmeleyi çekmenin bir hükmü ve önemi yoktur. Eğer bir Müslüman bir davranışıyla başkalarına zarar vermişse, besmele çekmiş olsa bile, o davranışı Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla yapmamış demektir. Böyle bir davranış olsa olsa nefsin veya şeytanın adıyla yapılmıştır. Sözü ve fiili uyum içinde olan bir Müslüman böyle bir çelişkiye asla düşmez.
İmanın zevkine varan bir insan başka varlıklara iyilik etmekten ve onlar için fedakarlık yapmaktan zevk alır. O insana, vermek almaktan daha zevkli gelir; başkalarına hizmet etmek onun hoşuna kendisine hizmet olunmasında daha fazla gider.
Sevgisiz kalp harap ve hastadır. Kalbin tek gıdası vardır: sevgi. Kalp hem sevilmekten hem de sevmekten hoşlanır ve tatmin olur. Kalbi tatmin eden ve ona zevk veren birinci sevgi ise onu yaratanın sevgisidir. Allah kalbi her şeyden önce kendisini sevsin diye ve ancak O’nu sevdiği zaman tatmin olacak şekilde yaratmıştır.
Allah korkusu, Allah sevgisinin bir meyvesidir. Allah korkusu, bir insanın marifetullah (Allah’ı tanıma) derecesine göre farklı anlamlar ifade eder. Marifetullahın ilk basamaklarında olanlar için Allah korkusu demek Cehennem korkusudur. Ancak marifetullahta ileri seviyelerde olanlar için Allah korkusu sevgiliyi incitmekten korkmaya benzer. Mesela güçlü kuvvetli insanlar yaşlı ve kuvvetten düşmüş annelerinden korkarlar. Bunun sebebi, bir hata yaptıklarında bedeni bir ceza göreceklerinden değil, annelerini üzme endişesindendir. Allah’ı seven insanların korkusu da Cehennemden ziyade ters bir davranış yaparak her şeyden çok sevdikleri Rabblerinin rızasını ve sevgisini kaybetmektendir. Bu nedenle Allah’ı karşı muhabbeti artanların korkuları ve takvaları da artar.
Allah’a bu derece sevgi ile bağlı olan insanların kalplerinde yukarda anlattığımız şekliyle Allah korkusundan başka hiç bir korku ve üzüntü kalmaz. Allah sevgisi bütün korku ve üzüntülerin ilacı olur.
İnsanların en çok korktukları ölüm, bu mertebedeki insanlar için Mevlana’nın dediği gibi şeb-i arus; yani sevgiliye kavuşma gecesi olur. Allah Teala bir kudsi hadiste şöyle buyurmaktadır:

HADİS: “Kim bana kavuşmayı severse, ben de ona kavuşmayı severim. Kim bana kavuşmayı sevmezse ben de ona kavuşmayı sevmem”. Sevgili Rabb’e kavuşmaktan, her daim O’nun huzurunda olmaktan ve vechini kesintisiz müşahede etmekten daha zevkli ne olabilir? Ölümle insanı Allah’tan ayıran perdeler yırtılır ve vuslat hasıl olur. Kalbin en büyük zevki o andadır.

Sonuç: Sevgi En Büyük İbadettir
Buraya kadar anlattıklarımız göstermektedir ki Allah, sevginin insanın varlıkla ilişkisini belirlemesini emretmektedir. Her Müslüman, Allah’la, Peygamberiyle, diğer Müslüman ve insanlarla ilişkisini sevgi temeline oturtmak zorundadır. Sevginin kendini nasıl izhar edeceği her ilişkide açık kurallara bağlanmıştır.
Sevginin varlığı insanların davranışlarında ve sosyal ilişkilerinde kendini gösterir. Aksi takdirde İslam fiiliyata yansımayan soyut bir sevgiyi kabul etmez. Allah ve Resulüne muhabbet onlara itaatte kendini gösterir. Diğer insanlara muhabbet ise uhuvvette kendini gösterir.
Müslüman’ın sevgisi Allah içindir: o Allah’ı sever ve Allah için onun yarattıklarını sever. Çünkü onları Allah yaratmış ve onları sevmeyi emretmiştir. Yunus Emre’nin dediği gibi "Yaratılanı sevdik yaratandan ötürü!"
Burada kişiyi sevmekle onun kötü huy ve fillerini sevmemek arasında ince bir ayrım yapıldığını bir kere daha hatırlatmakta yarar var. Bir Müslüman bir kafiri de sever ama onun küfrünü sevmez. Ancak küfür izale edilebilir bir özellik olduğundan kaldırılırsa yerine iman sıfatı gelir. Bu maksatla o kişiye kendisinin kötü sıfatlarını değiştirmesi için sevgiyle yardım edilmesi gerekir. Bu yüzden İslam daveti, kafirleri aşağılamaya değil sevgiye dayanır. Yukarıda iktibas ettiğimiz hadiste belirtildiği gibi bir Müslüman’ın zalim kardeşini de sevmesi gerekir; ama bu sevgi onu zulümden vazgeçirmekle olur. Yoksa onun zulmüne ses çıkarmamak veya destek olmakla değil; çünkü bu şekilde hareket etmek sonunda Cehenneme gitmesine ve azab çekmesine sebep olacağı için ona en büyük düşmanlık olur.
Allah sevgisinin ve Allah için sevginin en güzel şekli ibadettir. Aynı zamanda Allah sevgisinin, ibadet eden insanların kalbinde olması zorunludur. Allah’a karşı sevgi duymadan ibadet etmek mekanik bir uğraştan öteye geçmez.
Bu sebeplerden dolayı, manevi terakkinin ve Allah’a yakınlaşmanın en etkin yolu sevgidir. Allah, Peygamber, Kur’an ve mahlukat sevgisi, hem ibadeti hem de mahlukata ve beşere hizmeti kolaylaştırır. Marifet olmadan iman, iman olmadan sevgi, sevgi olmadan ibadet ve hizmet olmaz. Marifetullah’ın artması, muhabbetin artmasını getirir; çünkü güzeli tanıyan onu sever, daha çok tanıyan daha çok sever.
Eğer Hz. Muhammed (s.a.v) “alemlere rahmet” ise O’nun takipçisi olan Müslümanlar da aynı şekilde alemlere rahmet olmaya gayret etmelidirler. Bunun içindir ki her Müslüman, yaratanı ve bütün yaratılanları Allah rızası için, herhangi bir menfaat beklemeden sevmeli ve sevgisini fiiliyatta göstermelidir.
Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz, insanoğlu ve Allah Teala arasında bir sevgi bağı oluşturmuştur. Aynı zamanda Peygamberimiz Müslümanlar arasında da bir sevgi bağı kurmuştur. Bunun da ötesinde yine Peygamber Efendimiz insanoğlu ile diğer mahlukat arasında da bir sevgi bağı oluşturmuştur. Allah rızası için olan gerçek sevgi, şehvetten, şeytanî duygulardan, milliyetçilikten, partizancılıktan, grupçuluktan ve bencillikten kaynaklanan sahte ve batıl aşkla asla mukayese edilmez. Bu tür batıl sevgiler, müşriklerin Kabe’ye koydukları putlara benzer ve kalpten temizlenmesi gerekir; çünkü kalp Allah’ın evidir, sadece ve sadece Allah’ın sevgisinin ve Allah için olan sevgilerin mekanıdır.
Bütün bunlardan dolayı İslam sevgi dinidir ve onun kurduğu toplum sevgi toplumu, medeniyet sevgi medeniyetidir. Hz. Peygamber Efendimiz’in alçakgönüllü bir takipçisi olan Mevlana Celaleddin Rûmî şiirlerinde İslam’ı “aşk dini”, kendi mezhebini de “aşk mezhebi” olarak tanımlar ve Müslümanların aşkın çocukları olduğunu söyler: “Bizi anamız doğurmadı. Bizi o aşk doğurdu, yüzlerce esirgeme, yüzlerce aferin, takdir bizi doğuran o anaya olsun.” Müslümanların bedeni doğumu annelerinden olsa bile maneviyatlarının ve kişiliklerinin doğumu sevgi dini olan İslam’dandır.
Bugün insanoğlu kalp huzuru ve dünya barışı için böyle bir dine ihtiyaç duymaktadır. Bugün bütün insanlığın ister Müslüman ister gayri müslim olsun Hz. Peygamberden öğrenmesi gereken bu sevgi, rahmet, saygı ve şefkat anlayışıdır. Fakat maalesef bu emanet bugün unutulmuş haldedir. Bırakın sıradan insanları, ümmeti olan Müslümanların çoğunluğu bile gerçek sevgiden habersiz olarak yaşamaktadır.
Peygamber Efendimizin (s.a.v) sünnetini takip etmek, Müslümanları “alemlere rahmet” olma düşüncesiyle hareket etmeye sevk etmelidir. Böylesine bir anlayış Peygamberimizin sünnetinin bir özetidir. Bizler bu sünneti kabul edip, yaşayıp ve yaşatmaya hazır mıyız? Bunu yapmanın en zorunlu ve en uygun zamanı da içinde yaşadığımız andır; çünkü sevgi mazaret kabul etmez.

KARDEŞLİK HUKUKU
İslam’da sevgiye dayalı bir “kardeşlik hukuku” vardır. Bu hukuk, uhuvvet mertebelerine göre belirlenir. Üç kardeşlik mertebesi vardır:
A- İNSANLIKTA KARDEŞLİK: Çamurdan yaratılmış olmaktan gelen kardeşlik (uhuvvet fi’t-tîn) de denilir. Bunun anlamı âdemiyyet temelinde bütün insanların kardeş olmasıdır; çünkü hepsi Hz. Âdem (as)’ın çocuklarıdır. Bu kardeşlik evrenseldir ve bütün insanları içine alır.
B- DİNDE KARDEŞLİK (uhuvvet fi’d-dîn): Bunun anlamı İslam kardeşliğidir. Bütün Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Kardeşler arasındaki hukuk, ayet ve hadislerde belirlenmiştir.
C- HUSUSİ KARDEŞLİK: Bu kardeşlik ihsan makamında olan Müslümanların kardeşliğidir. Başka bir ifadeyle, Mekke ve Medine döneminde Müslümanlar arasındaki özel kardeşlik anlamına gelir. Müslümanların sayısının artması ve güçlenmesi sonucu, bu sıkı ve kapsamlı kardeşlik resmen ilga edilmiş olsa bile, ilk Müslümanlar ve daha sonra tarikatlar aracılığıyla Sufiler bu tür özel kardeşliği devam ettirmeyi ilke olarak benimsemişlerdir. Hususi kardeşlik hukuku tasavvuf kitaplarında anlatılmaktadır.
Görüldüğü gibi İslam’a göre insanlar arası ilişkiler, kardeşlik ve sevgi üzerine kurulmuştur. Ancak kardeşlik ve sevginin dereceleri vardır ve her derecede ilişki tarzını belirleyen ayrı bir kardeşlik hukuku vardır.
Kardeşlik hukukunun gereklerinden biri kötü zan beslememektir. Aşağıdaki ayet-i kerime bunu ortaya koymaktadır:
AYET:(Huccurat- 12)Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın büyük bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin). Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir
Uhuvvet hukukunun bir başka kuralı da ihtiyacın olduğu zamanlarda bile kardeşini kendine tercih etmektir:
AYET:(Haşr- 9) Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir ihtiyaç olsa bile (kardeşlerini) kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin “cimri ve bencil tutkularından” korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.''
Birbirini Allah için sevmenin fazileti birçok hadiste ifade edilmiştir. Bunlardan bir kaç tanesini örnek olarak zikretmekte yarar var:
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

HADİS: "Yüce Allah kıyamet gününde: Benim rızam için birbirlerini sevenler nerededirler? Bugün onları, Benim gölgemden başka gölgenin bulunmadığı günde, kendi gölgemde gölgelendireceğim, diye buyur.(Müslim, “Birr ve's-Sıla”, 37.)
Ebu Hureyre Radıyallahü Anh Resulullah Aleyhisselâm'dan rivayet etmiştir ki,
HADİS: "Bir adam başka bir köyde bulunan bir kardeşim ziyarete gitti. Yüce Allah onun geçeceği yola bir melek gönderdi. Melek adama: “Nereye gidiyorsun?” diye sordu. Adam: “Şu köydeki kardeşimi ziyaret etmek istiyorum?” dedi. Melek: “Onun sana yaptığı bir iyilikten dolayı kendisine minnet borcunu mu yerine getirmek istiyorsun?” diye sordu. Adam: “Hayır, ama ben onu Allah için sevdim,” diye cevap verdi. Bunun üzerine melek: “Ben, senin onu Allah için sevdiğin gibi Allah'ın da seni sevdiğini bildirmek üzere Yüce Allah tarafından sana gönderilmiş bir elçisiyim,” diye buyurdu.(Müslim, “Birr ve's-Sıla” 38.)
Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlardır:
HADİS: "Allah bir kulunu sevince Cebrail'e: "Şüphesiz ki Allah filanı seviyor sen de onu sev”, diye nida eder. Cebrail de onu sever ve Cebrail gök sakinlerine: "Şüphesiz ki Allah filanı seviyor, siz de onu sevin" diye nida eder. Gök sakinleri de onu severler. Sonra o kişi yeryüzünde kabul görür ve itibar sahibi olur”(Buhari, “Bed’u'l-halk” 6; Muvatta, “Şa’r” 5. Diğer bir hadiste de şöyle buyurulmuştur: "Allah bir kula gazab ettiği zaman Cebrail'e: “Ben filana gazab ettim, sen de ona buğz et”, diye nida eder" (Müslim, “Birr” 157; Tirmizi, “Tefsir Sûre 19”, 7).

HADİS: İmam Malik Muvatta'da şöyle bir olayı aktarmaktadır. Ebu îdris el-Haulanî şöyle söylemiştir: "Şam camiine girdim, baktım içerde parlak dişleri olan bir genç var, etrafında da birtakım insanlar toplanmış (Bir rivayette beraberinde yirmi sahabî vardı, bir başka rivayette de otuz sahabi vardı diye geçmektedir). Ona isnad ettikleri ve onun sözünden çıkardıkları bir meselede ihtilafa düşmüşlerdi. Onun kim olduğunu sordum. Bu Muaz b. Cebel'dir, dediler. Ertesi gün olunca erkenden gittim. Baktım, o benden daha erken gelmiş. Gittiğimde kendisi namaz kılıyordu. Namazını bitirinceye kadar bekledim. Sonra önüne vardım, selam verdim ve: Allah'a yemin olsun ki, ben seni Allah için seviyorum, dedim. "Allah'a yemin eder misin?" dedi. "Allah'a yemin ederim" dedim. Tekrar "Allah'a yemin olsun mu?" dedi. " dedim. Bunun üzerine eteğinden tutup beni kendine doğru çekti ve: "Müjdeler olsun, ben Resulullah Aleyhisselâm’ın şöyle buyurduğunu duydum: Allah Tebareke ve Teala buyurdu ki, Benim için birbirlerini ziyaret eden, Benim için birbirlerine iyilik ve ihsanda bulunanlara sevgim vacib oldu, diye rivayette bulundu"(Muvaatta, “Şa’r” 5.)



MÜMİNLER KARDEŞTİR
AYET: “(HUCCURAT- 10.) Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.''
Kardeşlik sevginin zirvesidir. Bir Müslüman bütün mahlukata ve insanlığa sevgiyle bağlıdır; ama dindaşlarına olan sevgisi diğerlerine olan sevgisinden çok daha fazladır. Kardeşlik sadece duygusal düzeyde kalmaz, somut davranışlar halinde neticeleri vardır. Bu neticelerin neler olacağı da Allah Teala tarafından Kur’an-ı Kerim’de açık bir şekilde beyan edilmiştir.
Nitekim yukarıdaki mü’minleri kardeş ilan eden ayet-i kerimenin devamında, kardeşlerin kadın olsun erkek olsun birbirlerini küçük görmemeleri, kötü lakap takmamaları, arkalarından konuşup gıybet yapmamaları ve kötü zanda bulunmamaları gerektiği belirtilmektedir. Allah’ın insanları cins, ırk ve dil bakımından farklı yarattığı ancak takvanın, üstünlüğün tek kaynağı olduğu vurgulanmaktadır.(Huccurat 11-12-13) Buradan çıkarılan sonuç bu tür farklılıkların kardeşliğe engel olmadığı, tam tersine kardeşlik sayesinde farlılıkların ayrımcılığa yol açmasının önlendiğidir.
Kur’an-ı Kerime göre Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetine mensup insanların özellikleri ve Peygamberlerine ve birbirlerine karşı olan sevgisinden Tevrat ve İncil’de bile övgüyle bahsedilmiştir:
Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün; onlar, Allah'tan bir fazl (lütuf ve ihsan) ve hoşnutluk arayıp isterler. Belirtileri, secde izinden yüzlerindedir. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur: İncil'deki vasıfları ise: Sanki bir ekin; filizini çıkarmış, derken onu kuvvetlendirmiş, derken kalınlaşmış, sonra sapları üzerinde doğrulup boy atmış (ki bu,) ekicilerin hoşuna gider. (Bu örnek,) Onunla kafirleri öfkelendirmek içindir. Allah, içlerinden iman edip salih amellerde bulunanlara bir mağfiret ve büyük bir ecir va'detmistir.(fetih 29)
Hz. Peygamber (s.a.v.) Peygamberlerin en üstünü olma özelliğini böylece kazandığı gibi ümmeti de ümmetlerin en hayırlısı olma özelliğini böylece kazanmıştır. Bu da Hz. Muhammed’e (s.a.v.) ve onun ümmetine Allahu Teala’nın sevgisinin en önemli göstergesidir:
AYET: (ALİ İMRAN- 110)Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf (iyi ve İslam'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz. Kitap Ehli de inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.''
HADİS: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız” hadisi Müslümanların birbirini sevmesinin zorunlu olduğunu göstermektedir.
Ancak bu sevgi o insanın hatalarını da sevmek anlamına gelmez. Tam tersine İslam’a göre biz, insanları severiz ama onların kötü huylarını sevmeyiz. Tebliğ ve emr-i bilmaruf yoluyla onların kötü huylarını değiştirmeye gayret gösteririz. Kardeşlerinize mazlumken de, zalimken de yardımcı olunuz, hadisi bu açıdan son derece önemli bir prensibi gündeme getirmiştir. Zalimlik yapan kardeşe nasıl yardımcı olunacağı sorulduğunda Hz. Peygamber (s.a.v) onun zulmüne engel olarak ve onu zulüm yapmaktan vazgeçirerek buyurmuştur.
Kur’an-ı Kerim Müslümanları kardeş olarak tanımlamıştır. Din kardeşliği, soy kardeşliğinden daha üstündür; çünkü insanların kendi tercihleri ile oluşmuştur; halbuki soy kardeşliği insanın kendi tercihi ile oluşmaz





18- İSLAMDA TAKVA


Takva: Korkma, sakınma, Allah korkusuyla günahlardan kaçınmakta; Allah’ın emir ve yasaklarına uymakta titizlik göstermek. Allah’ın himayesine girmek. Emrini tutup, azabından korunma anlamında Kuran-i bir terimdir.


Takva sahibi olan kişilere Muttaki denir(Ragıbel isfahani Caribil kuran-530)


Kuran-ı kerimde takva 3 mertebede ifade edilmiştir.


1-Ebedi olarak cehennemde kalmamak için iman edip şirkten sakınmak. Ayeti kerimede şöyle buyrulur.


AYET: (Fetih-26) ” O Zaman inkar edenler kalplerine taassubu, cahiliyet taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah’ta elçisine ve müminlere sukunet ve güvenini indirdi. Onları takva sözü üzerinde durdurdu. Zaten onlar buna pek layık kimselerdi. Allah her şeyi bilendir’’


2-Büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahları tekrar, tekrar işlemekten kaçınmak ve farzları eda etmek. Bu hususta Allah(cc) Kuran-ı kerimde buyuruyor ki.


AYET: (Araf-91) ”O(Peygamberlerin gönderildiği ülkeler) ülkelerin halkı inansalar ve takva üzerine hareket edip (Allah’ın azabından) korunsalardı. Elbette onların üzerine gökten ve yerden nice bereket(ve bolluk) kapılarını açardık. Fakat yalanladılar. Bizde kazanmakta oldukları kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik’’


Takvanın mertebelerinden üçüncüsü de şudur.


3- Bütün benliği ile Allaha dönmek ve insanı Allahtan alıkoyan her şeyden uzak durmak. İşte hakiki takva budur. Allah(cc) Kuran-ı kerimde inanan müminlerden bu takvaya sahip olmaları istenmektedir.


AYET: (Ali imran-102) ” Ey iman edenler. Allahtan ona yaraşır şekilde korkun. Ve ancak Müslümanlar olarak can verin. Bu ayetin tefsiri olan başka bir ayeti kerime de şöyle buyrulur.


AYET: (Tegabun-16) ”O halde gücünüz yettiği kadar Allahtan korkun. Dinleyin itaat edin. Kendi iyiliğinize olarak itaat edin. Kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden kurtulursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir’’


Sayın okurlarım. Bu üç mertebeden birincisi iman edip şirkten korunma, ikincisi insanın kendisi ile diğer insanlar arasındaki hususlarla ilgili olan takva, üçüncüsü ise insanın kendisi ile Allah(cc) arasındaki direkt bağdır. Buna da ihsan denir.


Nitekim peygamberimiz(sav) ihsan hakkındaki bir soruya şöyle cevap vermiştir.


HADİS:” İhsan Allah’ı görüyormuş gibi hareket etmendir. Sen onu görmüyorsun ama o seni şüphesiz görüyor. Diye cevap vermiştir.(Buhari iman-37-müslim-iman-57-Ebu Davut- sünen- 16)


Peygamberimiz(sav) takvanın 2. mertebesini şöyle açıklar.


HADİS:” Helal belli haramda bellidir. Fakat bu ikisi arasında şüpheli şeyler vardır. Bu nedenle şüpheli şeylerden kaçınan dinini ve ırzını temiz tutmuştur. Şüphelere düşen harama da düşmüş olur. Nasıl koruluğun etrafında koyun otlatan çobanın koyunlarının her an koruluğa girme ihtimali varsa. Şüpheli şeylerden korunmayanın harama düşme ihtimali o kadar mümkündür. Haberiniz olsun ki her hükümdarın bir koruluğu vardır. Allah’ın koruluğu da haramlardır.(Buhari- iman- 39,müslim-müsakat-37,Ebu davut-büyü-3, Tirmizi- Büyü-1)


HADİS: Bir kimse İsa (as) gelerek:


“Ey hayır ve iyiliklerin muallimi Bir kul, Allah Teâlâ’ya karşı nasıl takva sahibi olur?” diye sordu.


İsa (as) :


“Bu kolay bir iştir: Allah Teâlâ’yı can u gönülden hakkıyla seversin, O’nun rızası için gücün yettiğince salih amellerde bulunursun, bütün Âdemoğullarına da, kendine acır gibi şefkat ve merhamet gösterirsin” cevabını verdi. Sonra da şöyle buyurdu:


“Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma! O zaman Allah’a karşı hakkıyla takva sâhibi olursun” (Ahmed, ez-Zühd, s. 59)


HADİS: Hazret-i Ömer (r.a) da, bir gün Übey bin Kâ’b (r.a) takvanın ne olduğunu sorar. Übey (r.a) da ona:


“–Sen hiç dikenli bir yolda yürüdün mü ey Ömer?” der. Hazret-i Ömer:


“–Evet, yürüdüm.” karşılığını verince bu sefer:


“–Peki, ne yaptın?” diye sorar.


Hazret-i Ömer:“–Elbisemi topladım ve dikenlerin bana zarar vermemesi için bütün dikkatimi sarf ettim.” cevabını verir. Bunun üzerine Übey bin Kâ’b(r.a) :“İşte takva budur.” der.( İbn-i Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Beyrut 1988, I, 42)


HADİS: “Her nerede olursan ol Allah’tan ittika et ve kötülüğün arkasından hemen bir iyilik yap ki, bu onu yok etsin. İnsanlara da güzel ahlâk ile muamele et!” (Tirmizî, Birr, 55/1987)


Takvanın zirve hâli; kulun, kalbini Allah’tan gâfil kılacak her şeyden uzaklaşarak bütün varlığıyla Allah Teâlâ’ya yönelmesidir ki, bu mertebenin nihâyeti yoktur. İşte bu son merhale:


AYET:(Al-i İmran 102) “Ey iman edenler! Allah’tan, nasıl korkmak gerekiyorsa öyle korkup gerektiği gibi sakının ve ancak Müslümanlar olarak can verin!”, ayetinde emredilen hakiki takvadır.


Takvada kemâle erebilmek için şüpheli şeylerden de şiddetle kaçınmak gerekmektedir. Allah Resulu (sav):


HADİS: “Kul, mahzurlu şeylere düşme endişesiyle mahzuru olmayan bazı şeyleri de terk etmedikçe gerçek müttakilerin derecesine ulaşamaz.” buyurur. (Tirmizî, Kıyâme, 19/2451; İbn-i Mâce, Zühd, 24)


HADİS: “Kişi, kalbini tırmalayan, kendisini huzursuz eden şeyleri terk etmedikçe takva makamına ulaşamaz.” (Buhârî, Îmân, 1)


Fahri Kainat Efendimiz de, dualarında Cenabı Hak’tan kendisine takva bahşetmesini şöyle niyaz ederdi:


HADİS: “Allah’ım! Nefsime takvasını ver ve onu tezkiye et! Sen onu en iyi tezkiye edensin. Sen onun velisi ve Mevla’sısın.” (Müslim, Zikir, 73)


HADİS: “Allah’ım! Sen’den hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği istiyorum.” (Müslim, Zikir, 72)


Takva konusunda Kuran-ı kerimde birçok ayeti kerime mevcuttur. İşte ayetlerin bir kısmı


AYET: (Huccurat-13)” Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız ondan en çok korkanınızdır’’


AYET: (Hac-37)” Onların ne etleri ne kanları Allaha ulaşır. Fakat sadece sizin takvanız ulaşır. Sizi hidayete erdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız diye’’


AYET:(Ali İmran -133)” Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup, genişliği gök ve yerler kadar olan cennete koşun’’


Sayın okurlarım muttakiler yani takva sahipleri için de birçok ayeti kerime mevcuttur. Kuran-ı kerimin hemen başındaki ayetler muttakiler içindir.


AYET: (Bakara1-5)”O kitap (kuran) onda asla şüphe yoktur. O muttakiler(sakınanlar ve arınanlar) için bir yol göstericidir. Onlar gayba inanırlar. Namaz kılarlar. Kendilerine verdiğimiz mallarından Allah yolunda harcarlar. Yine onlar Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. (Hz. Muhammed’e ve ondan önce indirilen kutsal kitaplara) ahiret gününe de kesinkes inanırlar. İşte onlar rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler. Ve kurtuluşa erenlerde ancak onlardır’’


başka bir ayette ise


AYET: (Zariyat-15-16)” Şüphesiz Allaha isyandan kaçınanlar(muttakiler) Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklardır. Kuşkusuz onlar bundan önce dünyada güzel davrananlardı’’


Takva konusunda birçok ayet mevcut ise de bir ayet meali daha yazarak hadisi şeriflere geçmek istiyorum.


AYET: (İnsan-11)”Allah bu (ahiret) gününün şerrinden onları(muttakiler) korumuştur’’


Bu konuda ki hadisi şeriflerden bazıları şunlardır. Peygamberimiz(sav) buyurdu ki.


HADİS:” Ey insanlar Rabbiniz birdir. Babanız birdir. Hepiniz Ademdensiniz ve ademde topraktandır. Allah’ın yanında en üstün olanınız. Takvası en fazla olanınızdır. Arapların Arap olmayanlara üstünlüğü ancak takva iledir. (Veda hutbesi-Hutebi arab-mısır-157)


HADİS: ”Arabın Arap olmayana hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvadadır.(Ahmet b. hanbel-5 cilt-411)


HADİS: ”Allaha karşı takva sahibi olmanızı tavsiye ederim.(Ebu davut-sünen-5)


HADİS: ”İnsanın cennete girmesine en çok sebep olan şey onun Allaha karşı duyduğu takvasıdır.(Ahmet b. hanbel-2. cilt-392-442)


Nitekim Ebû Zer (ra) göre Resulullah (sav) bir gün:


HADİS “Ben bir ayet biliyorum. Şayet insanları onu tutsalardı hepsine de kafi gelirdi.” buyurmuştu.


Ashab-ı kiram:


“–Ey Allah’ın Resulu, bu hangi ayettir?” dediler. Allah Resulu (sav):


AYET: (Talâk, 2) ‘’Kim Allah’a karşı takva sâhibi olursa, Allah Teala ona bir çıkış yolu ihsan eder.” ayetini tilâvet buyurdu. (İbn-i Mâce, Zühd, 24)


Sayın okurlarım. Takva yüce Allah’ın inanan kulları için işaret buyurduğu bir toplanma ve yardımlaşma noktasıdır. Takva müminin kemale erme sebebidir. Takvası olmayan mümin kamil iman sahibi olamaz. Peygamberimiz(sav) in şu hadisi şerifi ile son vermek istiyorum.


HADİS:” Ya Allah senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği isterim.(Müslim- Riyazüssalihin-84)

Hiç yorum yok: