27 Ekim 2012 Cumartesi

İSLAMDA NAZAR




25- NAZAR DEVEYİ KAZANA İNSANI MEZARA KOYAR


Kıymetli okuyucularım sürekli yazılarımın uzunluğundan şikayetci olan kardeşlerim var. Haklılar ancak konuyu bütün olarak paylaşmaktan başka çare bulamıyorum. Hakkınız helal edin.


NAZAR: Bakış, bakma, göz atma, bir konu hakkında düşünme, görüş, Belli kimselerde bulunduğuna inanılan; insanlara, özellikle çocuklara, evcil hayvanlara, eve, mala mülke, hatta cansız nesnelere de zarar verdiğine inanılan bakıştaki çarpıcı ve öldürücü güç anlamına gelir. Nazar Ayet ve hadislerle sabittir. İşte ayet.


AYET: (Kalem_51-52) (Ve in yekâdullezîne keferû le yuzlikûneke bi ebsârihim lemmâ semîûz zikra ve yekûlûne innehu le mecnun (mecnûnun).Ve ma huve illa zikrun lil'alemiyne.


’Ve inkâr edenler, zikri (Kuran'ı) işittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gözleri ile devirirler. Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnundur (delidir).” derler. Oysa o (Kur'an) ,alemlere bir zikir(öğüt, hatırlatma, hüküm ve üstün bir şeref)den başka bir şey değildir.’’


Yukarıdaki ayeti kerimenin nuzul sebebi şudur. Peygamberimizin peygamberliğini kıskanan, onu çekemeyen müşrikler onu yok etmek için ellerinden gelen her türlü çareye başvurmuşlardır. Bunlardan biride Peygamberimizi nazarlayarak öldürmek istemişlerdir.


HADİS: Alûsî (1270/1854)'nin el-Kelbî'den yaptığı bir rivayete göre; Arap asıllı bir kişi, yemek yemeden iki veya üç gün çadırına çekilir, daha sonra oradan gelip geçen koyun ve deve sürüsüne bakar ve "gördüğüm bu koyun ve deve sütünden daha güzelini görmedim" derdi. Bunun üzerine o sürü hastalanır veya yere düşerek helâk olurdu. İşte nazar etme de maharetli olan bu kişiye, Peygamberimizi çekemeyen Mekkeli müşrikler, Hz. Peygâmbere nazar etmesini teklif etmişler, o da bu teklifi kabul etmişti. Allahu Teâlâ da bu ayetleri (el Kalem, 51, 52) ile Resulünü korumuştu (Alûsî, Rûhul-Meânî, 29/38).


Peygamberimiz(sav) buyurdu k


HADİS: ‘’Nazar gerçektir. Vardır.(Buhari- tıp-36, Müslim –selam-41)


HADİS: Esma bint Umeys (r.a)'den rivayet edildiğine göre kendisi: "Ya Resulullah! Cafer'in oğullarına cidden nazar değiyor, ben onlar için şifa dileğiyle okutturayım mı?" demiş. Resulu Ekrem (s.a.s) de: "Evet, lakin kader ile yarışan bir şey olsaydı nazar değme işi onu geçerdi" buyurmuştur (İbn Mace, Tıb, 33; Muvatta, Ayn, 3).


HADİS: “Göz değmesi haktır. Deveyi kazana, insanı da kabre girdirir.”( Keşfü’l-Hafâ, 2: 76 (Ebû Naim’den naklen).


Böylece, nazara uğrayan deve nasıl ki ölüp, eti tencereye konuyorsa, aynı şekilde nazar edilen kişi de hayatından olup mezara girebilmektedir. Hadis-i şeriften nazarın tesirinin yalnız insana bağlı kalmadığı, bütün canlılara, hatta insanı dikkatini çeken her türlü şeye de zarar verebildiği anlaşılmaktadır


Yusuf suresinin altmış yedinci ayetinde Hz. Yakub (a.s)'m oğullarına şöyle dediği anlatılmaktadır:


AYET: ( Yusuf -67). ‘’ Ey oğullarım! Bir kapıdan (Mısır'a) girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama ben Allah dan hiçbir şeyi sizin için savamam. Çünkü hüküm Allah dan başkasının değildir. Onun için ben yalnız O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler yalnız O'na tevekkül etsinler"


Bu ayeti tefsir eden Elmalılı Hamdi Yazır Bu ayetin nuzul sebebi Hz Yakubun oğullarını nazardan korunması içindir demiştir.(Elmalılı 4. cilt- 288. sayfa)


Değerli okurlarım bu ayet ve hadislerden de anlaşılacağı gibi Nazar vardır ve gerçektir. Nazarı inkar eden küfre girer.


Gözde x ve y ışınları olduğu ilim adamlarınca ispatlanmıştır.


Gözü y ışınları yayan insanlarda manyetik bir etki vardır. Bu gibi insanlar karşısındakini mıknatıs gibi çeker. Onu şok eder. Kişiyi tesir altında bırakır kendisine bağlar. Adeta büyüler Bir bakışla mest eder. Bir bakışta kendine bağlar. Bir bakışla kendine köle yapar. Böyle insanlar toplumumuzda mevcuttur. İşte bunun sebebi y ışınıdır.


Bazı insanların gözleri ise x ışını yayar ki bu çok daha tehlikelidir. Bu kişiler baktığı her şeyi şimşek ve yıldırım çarpması etkisi yapar ve mahveder, yok eder. İşte nazar eden gözler bu gözlerdir.


X ışınları genellikle kıskanç olan insanların gözünde mevcuttur. Kıskanç insanların şerrinden Allaha sığınılmalıdır. (bakınız. İslamda haset)


NAZARDAN NASIL KORUNULUR?


1) BİRİNCİ TEDBİR: Sabah ve akşam koruyucu dua, ve zikirlere devam edilmelidir.


Onları okuyan kimseyi Allah (c.c) nazardan muhafaza buyurur. Okunacak sure ve dualar çoktur.


Bazıları şunlardır: Fatiha Suresi, Ayetü'l-Kürsî, Felâk Suresi, Nâs Suresi,


Peygamber (s.a.v) Efendimiz'in okuduğu muhtelif dualar. Nazara karşı şu duayı okumalıdır:


HADİS: "Yarattığı şeylerin şerrinden Allah (c. c.)' in tam olan kelimelerine sığınırım." (Ebu Davûd, Tıp, 19; Dârimî, İsti'zan, 48; Muvatta, İsti'zan, 34; Ahmed b. Hanbel, 4/430)


Yine şu duayı okumalıdır:


HADİS: "Bütün şeytanlardan, zararlı hayvanlardan, Kem gözlerden Allah (c.c.)'ın tam olan kelimelerine sığınırım.


Hiçbir iyinin ve kötünün yapamadığı ve Allah (c. c.) 'in yaratıp vücuda getirdiği bütün şerlerin şerrinden,


Gökten inenlerin ve göğe çıkanların şerrinden,


Yerde bitenlerin ve yerden çıkanların şerrinden,


Gecenin ve gündüzün fitnelerinin şerrinden,


İyilik için kapı çalan hariç, gece ve gündüz her kapı çalanın şerrinden Allah (c. c.) 'ın tam olan kelimelerine sığınırım.


Ey Rahman (olan Allah'ım)" (Buharî, Kitabü'l-Enbiya, 10; Müslim, Kitabu'z-Zikr, 54, 55)


Yine şu ayeti okumalıdır:


AYET: (Kalem-51,52.)"Doğrusu inkâr edenler, Kur'an'ı duydukları vakit (sana olan düşmanlıklarından dolayı) neredeyse gözleri ile seni yere sereceklerdi!


Hâlâ da (senin için) mutlaka o, delidir! Diyorlar.


Halbuki Kur'an, bütün âlemler için bir öğütten başka bir şey değildir."


İnsanların ahvâline bakan kimse, nazar konusunda onlarda bir umursamazlık olduğunu görür. Oysa ki, bilhassa bebeklerin ve küçük çocukların şeriata uygun dualarla nazardan korunmaları gerekir.


Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)'ı şu dua ile koruyordu:


HADİS:"Sizi, bütün şeytanlardan, Zararlı hayvanlardan, Kem gözlerden, Allah (c.c.)'ın tam olan kelimelerine sığındırırım." (Buharî, Abdullah b. Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)


Resûlüllah (s.a.v) Efendimiz, torunları olan Hz. Hasan (r.a) ve Hz. Hüseyin (r.a.)'a hitaben yine şöyle derdi:


HADİS: "Şüphesiz ki, sizin atanız (İbrahim Aleyhisselâm) İsmail'i ve İshak'ı onlarla koruyordu." (Buharî, İbn-i Abbas (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)


2) İKİNCİ TEDBİR: Nazar değmesinden korunma yollarından biri de, korktuğu ve şüphelendiği kişilerin yanında güzelliklerini teşhir etmemelidir.


Hafız el-Bağavî "Şerhü's-Sünne" eserinde anlattığına göre,


HADİS: Hz. Osman b. Affan (r.a.) çok güzel bir çocuk görmüştü.


Bunun üzerine, onu nazardan korumak için çocuğun velisine şöyle dedi: "Bu çocuğun çenesine siyah boya sürerek onun güzelliğini kamufle ediniz."


3) ÜÇÜNCÜ TEDBİR: Göz değmesinden korunma yollarından biri de, görüp beğendiği bir şey hakkında, gören kişinin bereketle dua etmesidir. Bir kimse, kendi gözünün başkasına zarar vermesinden korkarsa, ona baktığı zaman şöyle demelidir:


HADİS: "Allah (c.c) onu sana mübarek etsin." (Benzer ifade ile Bkz. Ebu Davud. Nikâh, 36; Tirmizî, Nikâh, 7; İbn-i Mâce, Ezan, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/281.)


Veya şöyle demelidir:


HADİS: "Ya Rabbi! Ona mübarek eyle." (Benzer ifade ile Bkz. Müslim, Zühd, 74; Ebu Davud, Vitir, 31; Nesaî, Zekât, 12; İbn-i Mâce, Zühd, 8; Ahmed b. Hanbel, müsned, 3/108, 188, 5/77.)


HADİS: Yahut şöyle demelidir: "Mâşâallah (Allah ne güzel yapmış) Allah'tan başka kuvvet (sahibi) yoktur." (Ebu Davud, Edeb, 101.)


Ya da buna benzer dualar etmelidir. O zaman Allah (c.c.)'ın izni ile zarar defolur gider.


Kendi nefsinden, başkasına nazar değmiş olmasından şüphelenen ve endişe duyan kimsenin yapması gereken şey, Allah (c.c.)'dan korkması ve göz değmesine sebep olabilecek şeylerden sakınmasıdır. Bunun için Allah (c.c)'ı çokça zikretmeye devam etmelidir. İnsanlardan hoşa giden bir şey gördüğü zaman Allah (c.c)'dan, onu mübarek kılmasını dilemelidir.


Yüce Allah (c.c)'ın, insanlara vermiş olduğu nimetlere kesin olarak hased etmemelidir. Çünkü, eğer onlara hased ederse, sanki Rabbine karşı itirazda bulunmuş gibi olur.


NAZAR DEĞMESİNDEN SONRA YAPILACAKLAR


Yukarıda, nazar değmemesi için alınacak tedbirler ve korunma çareleri açıklanmıştı. Nazar değdikten sonra da şeriata uygun çareler vardır. Kur'an-ı Kerim'de ve Hadis-i şeriflerde bu hususa işaret eden deliller bulunmaktadır.


Yine şu sure ve ayetler dua maksadıyla okunmalıdır.


a) Fatiha Suresi,


b) Ayetü'l-Kürsî,


c) Felâk Suresi,


d) Nâs Suresi,


e) Ayrıca Cebrail Aleyhisselâm'ın, Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'e okuduğu ve öğrettiği şu dua okunmalıdır:


HADİS:"Allah (c. c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Sana eziyet veren her şeyin şerrinden, Her nefsin yahut hased edenin kem gözünün şerrinden Allah (c.c.) sana şifa versin. Allah (c.c.)'in ismi ile sana rukye ederim" (Buharî, Kitabu't-Tıb, 38; Müslim, Kitabu's-Selam, 40; Ebu Davud, Kitabu't-Tıb. 19; Tirmizî, Kitabu'l-Cenâiz, 4; İbn-i Mâce. Kitabu't-Tıb, 36. 37; Ahmed b. Hanbel, Müsned. 6/332.)


Yine Resûlüllah (s. a.v.) Efendimiz' in bir hastalığı olduğu zaman Cebrail Aleyhisselâm gelir ve şu duayı okurdu: HADİS:"Allah (c.c.) 'in ismi ile sana rukye ederim (okuyup üflerim). Allah (c.c.) bütün hastalıklardan sana şifa versin. Hased ettiği zaman hased edenin şerrinden ve bütün kem gözlülerin şerrinden (seni korusun.)" (Müslim, Hz. Âişe (r.a.)'dan rivayet etmiştir.)


Bazı İslâm büyüklerinden nakledilmiştir ki; gözden sakınmanın şartı, iyilikleri, güzellikleri, zîynetleri gizlemektir. Bir kimsenin kendisini, ailesini veya çocuğunu süsleyip elâleme teşhir etmesi uygun değildir.


Allâme İbnu'l-Kayyım diyor ki: "Kim bu duaları okuyup tecrübe ederse, faydasının derecesini ve ona ne kadar çok ihtiyaç bulunduğunu anlar. Bu dualar, nazar edenin tesirine mâni olur. Onu okuyan kimsenin imanının kuvvet derecesine göre nazarın etkisini giderir. Çünkü bu dualar silahdır. Silah ise, kullanana göre etkili olur."


Abdullah es-Sâcî (r.a.)'ın anlattığına göre, kendisinin çok güzel bir devesi vardı.


Bir gün devesine binerek yol arkadaşları ile beraber sefere çıktı. Yolculardan biri vardı ki, gözü değerdi. Bu durumu bilenler Abdullah'ı uyardılar. Devesini o adamın gözünden sakınmasını söylediler. Abdullah o adamın, devesine bir zarar veremeyeceğini söyleyip pek aldırmadı. Abdullah'ın sözlerini ve davranışını da o adama anlattılar. Adam, kendisini ispat etmek için Abdullah'ı kollamaya başladı. Bir mola sırasında Abdullah oradan ayrılınca, adam hemen gelerek deveye nazar etti. Biraz sonra deve hastalanıp yere düştü. O sırada Abdullah da çıkageldi. Deveyi o vaziyette görünce neler olduğunu sordu.


Dediler ki: "Sen gidince hemen o adam gelip deveye nazar etti.


Hayvana bakınca o da bu hâle geldi."


Bunun üzerine Abdullah: "O adamı bana gösterin" dedi.


Onlar da gösterdiler. Abdullah, adamın yanına varıp karşısında durdu.


Sonra şu duayı okudu:


"Allah (c.c)'ın ismiyle hapsedenin hapsinden, Kuru taşın (şerrinden), Yakıcı kıvılcımın (şerrinden Allah '(c.c)'a sığınırım).


Nazar edenin göz değmesi, kendi aleyhine dönsün ve en sevdiği kişinin üzerine dönsün.


Gözünü çevirip de (sema' ya) bak! Bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözünü iki kez çevir de yine bak. Göz hor, Hakir, Bitkin ve ümidini kesmiş olarak tekrar sana döner." (Bu duanın son kısmı, Mülk Suresi'nin 3. ce 4. ayetleridir. Bkz. Mülk, 67/3-4..)


Abdullah es-Sâcî bu duayı okuyunca göz değmesi kalktı. Allah (c.c.)'ın izni ile devesi iyileşti


Kıymetli müminler nazardan korunmak için nazar boncuğu v.b şeyler taşımak bidattır. Nazardan koruyan eşya değil Allah(cc) dır. Bu akıldan çıkarılmamalıdır. Allah(cc) cümlemizi nazardan. Hasetten, kıskançlıktan, ve her türlü desise ve fitneden muhafaza etsin inşallah.




19 Ekim 2012 Cuma

DEDİKODU EN BÜYÜK GÜNAHTIR




12- İSLAMDA DEDİKODU(GIYBET)


DEDİKODU EN BÜYÜK GÜNAHTIR


Sayın okurlarım. Biz Müslümanların en fazla işlediği günah; Üstelik günah olarak görmediğimiz. En büyük günah dedikodu. O kadar büyük bir günah ki Kur’an-ı Kerimde Allah’ın hiç bir günah için kullanmadığı, dahası Kuran-ı kerimin tamamı olan 6666 ayetin 6665 ayetinin hiçbirinde olmayan bir uslupla ve aşağılama ile yasaklanan bir günah. Korkunç bir günah ve en önemlisi kul hakkı ve daha da önemlisi Hacısının, hocasının, ihtiyarın, gencin, çocuğun, büyüğün, kadının, erkeğin, herkesin istisnasız hepimizin her yerde ve her zaman işlediği ve en çok işlediği bir günah. Müslümanların en fazla ve işlediği günah nedir? Diye soran olursa cevabı kesinlikle şek siz ve şüphesiz. Dedikodudur. Müslümanların sorumlu oldukları yedikleri en büyük kul hakkı hangisidir? Diye sorulacak olursa kesinlikle dedikodudur. Müslümanların günah olarak görmediği günah hangisidir? Diye sorarsanız kesinlikle dedikodudur. Hocam biraz abartmıyor musun? Diyebilirsiniz, abartıp abartmadığımı yazacağım ayette anlayacaksınız. İşte o


AYET: .(Huccurat.12)”Ey iman edenler. Zandan kaçının zira zannın çoğu haramdır. Birbirinizin kusurlarını araştırmayınız. Birbirinizi başkasının arkasından çekiştirmeyin. Kim ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır. Tiksindiniz öyle değil mi?..” Aman Allah’ım bu ne büyük uyarı (vela yeğtab bağzukum bağza eyuhibbu ehedukum eyyekule lehme ehihih)Birbirinizi arkadan çekiştirmeyin bunu yapmak arkasından dedikodusunu yaptığın kişinin ölüsünün etini yemektir. Yani ha adam öldü gittin adamın ölüsünün etini çiğ çiğ ısırdın yedin ha da arkasından konuştun aynı şey diyor Allah(cc) ve ekliyor bu size çok çirkin geldi tiksindiniz öyle değil mi? o halde dedikodu yapmaktan da öyle tiskinin. Bu çok çirkin çok korkunç günahtan vazgeçin. İnsan eti yiyen yamyam olmayın diyor biz insanlara bu günahın çirkinliğini daha nasıl anlatılır. Sayın okurlarım kanınız dondu. Şaşırdınız öyle değil mi? Ama siz şimdi şöyle söylüyorsunuz. Ki çoğumuz böyle söylüyor iyi ama ben yalan konuşmuyorum ki onun yaptıklarını söylüyorum. Evet onun duyduğu zaman hoşuna gitmeyecek şeyi arkasından söylemendir dedikodu. Zaten eğer söylediğin o kişide yoksa o zaman iftira atmış olursun. Ki ikinci bir günah işlemiş olursun. Evet sayın okurlarım artık ayrıntılara girelim.


GIYBET(Dedikodu)Bir kimsenin arkasında(gıyabında) hoşlanmayacağı bir söz söylemek, arkadan çekiştirmek, Başka bir ifade ile kendimize söylenmesini istemediğimizi duyduğumuzda üzüleceğimiz, rahatsız olacağımız bir şeyi başkalarının arkasından söylemektir. Gıybet sadece söz ile olmaz. orada olmayan kişinin bedeni, soyu, sülalesi, nesebi, ahlakı, işi, dini, dünyası, elbisesi, evi, bineği, v. b şahsa ait herhangi bir şey dedikodu konusu olabilir. Mesela gözün şaşılığı, saçların döküldüğü, uzun veya kısa boyluluk, siyah veya sarı renkte olmak, topal veya herhangi bir sakatlığı olmak, saf, iyiniyetli olmak, sert, veya ciddi olmak, çöpçü veya amele olmak, köylü olmak, bilgisiz olmak, cahil olmak, anlayışsız olmak, güzel yürümemek, yemeğine veya elbisesini kınamak gibi. kısacası duyduğu zaman kişinin üzüleceği her şey dedikodudur. Peygamberimiz(sav) böyle tarif etmiştir.


HADİS: ’’Gıybet kardeşini hoşuna gitmeyecek şekilde anmandır.(Tirmizi. birr.23) Sayın okurlarım gıybet sadece dil ile olmaz. kaş göz işareti ile ima ve yazı ile hareketle yapılan şeyde gıybettir. Peki ama neden Cenabı hak hiçbir günah için bu kadar ağır ifadeler kullanmıyor da mesela adam öldürme, zina, kumar, içki hangi günahı aklınıza getirirseniz getirin. Hiçbir günahı gıybet kadar şiddetle kınamamıştır. Bunun nedeni nedir? Elbette bunun bir nedeni vardır. Evet bunun nedeni günahların tamamından daha büyük günahtır da ondan. Ama nasıl olur demeyin. Bir düşünün dostlukların bozulması, akrabaların birbirine düşman olması, arkadaşlıkların düşmanlığa dönmesi, karı kocanın boşanması, ailede huzursuzluk olması, kin, nefret, düşmanlık, ve her türlü kötülüğün sebebi gıybettir. Dahası devletlerin birbiriyle savaşması da bundandır. Demek ki bütün kötülüklerin anası gıybetmiş. Evladı ana babaya ana babayı evlada, akrabayı akrabaya, arkadaşı arkadaşa, kadını erkeğe erkeği kadına düşman eden şey gıybettir. Toplumların huzurunu bozan insanların psikolojisini bozan hastanelere düşüren, ağlatan, üzen, insanları birbirine vurduran kimini mezara kimini hapse koyan çocukları yetim, kadınları dul bırakan gıybettir. Gıybet olan toplumda ne huzur kalır ne birlik beraberlik kalır.


SÜNNET VE VACİP OLAN GIYBET


Sayın okurlarım arkadan konuşmanın yani gıybet yapmanın (farz, vacib, sünnet, müstehap, mubah, haram, caiz ve şirk) olduğu yerler vardır. Şimdi bunları görelim.


1-SÜNNET OLAN GIYBET:


Facir olan, fasık olan, günahlarını açığa vurmaktan çekinmeyen, alenen günah işleyen, günahlarını gizlemeyen ve böyle tanınmaktan rahatsız olmayan, hatta bununla öğünen kişilerin şerlerinden Müslümanların zarar görmesini engellemek için onların gıybetini yapmak caizdir. Hatta sünnettir. Nitekim Peygamberimiz(sav) şöyle buyurur.


HADİS”: Faciri konuşmaktan korkmayınız. Onun bütün hallerini ortaya çıkarıp açıklayın ki herkes tarafından tanınsın. Onun yaptıklarından konuşunuz ki insanlar ondan sakınsınlar.”


Görüldüğü gibi böyle insanların gıybetinin yapılmasını Peygamberimiz(sav) bize emrediyor. Dinimiz günahlarını gizli işleyenlerin kusurlarını ve günahlarını açığa çıkarmayı kesinlikle yasaklamıştır. İşte günah olan haram olan gıybet budur. Çünkü gizli günah işleyen kişi günahı duyulursa o kişi mahcup olur. Rahatsız olur. Acı duyar. Kaldı ki gizli işlediği günahı nasıl olsa herkes duydu diye bu günahı açıktan işleye başlaması ve günahını çoğaltması ve başkalarına kötü örnek olması tehlikesi vardır. Halbuki açıktan günah işleyen kişinin başkalarına zarar vermesini önlemek ve sakındırmak içindir. Sakındırma iki türlü olur


A-Eğer arkadaşınız, dostunuz, akrabanız, o facir ve fasıktan habersiz ise ve onu iyi bir insan olarak tanıyorsa ; Arkadaşınızı, dostunuzu, akrabanızı uyararak tehlikeye atılmasını önlemiş olursunuz.


B-Eğer Arkadaşınız, dostunuz, akrabanız, O kişinin facir ve fasık olduğunu bile bile onunla arkadaşlık yapıyorsa, yaptığının yanlış olduğunu, ondan kendisine zarar geleceğinin, Kötü insanlarla arkadaş olanın toplum nazarında değerinin düşeceğini, kendisinin de aynı o kişi gibi algılanacağını, ve aynı kefeye koyulacağını, ve en önemlisi kendisinin de aynı günahları işlemeye başlayacağını söylemiş olursunuz. Görüldüğü gibi facirlerin, fasıkların dedikodusunu yapmak dine katkı yapmaktır. Çünkü günahların çoğalması engellenmektedir. Günümüzde şunu görmekteyiz. Adam alenen toplumda günah işliyor. Mesela içki içiyor, kumar oynuyor, faiz yiyor üstelik bunları yapmaktan da hiçbir rahatsızlık duymadığı gibi bununla da öğünüyor. Sonra onun arkasından içki içiyor, kumar oynuyor dediğiniz zaman sen benim dedikodumu yaptın. Günahımı aldın diyor. Yok öyle 3 kuruşa beş köfte senin günahlarını yüklenirdim bunu alenen değil gizlice yapsaydın. Sapla samanı karıştırmayalım lütfen. Netice sayın okuyucularım böylelerinin gıybetini yapmak değil günah olmak sünnettir yani peygamberimizin emridir. Merak edenler veya inanmayanlar. Riyazüsalihin (900-1000) bakabilirler.(Buhari ve Müslimin en sahih hadislerinin toplandığı hadis kitabıdır.)Bakabilirler.


2-VACİP OLAN GIYBET:


Gıybet etmek Müslümanların, insanların, toplumun, malını, ırzını, canını, namusunu korumasını sağlayacaksa bu gıybeti yapmak Müslümanın üzerine vaciptir. Mesela hovardalığı ile bilinen kadınlara düşkün, birisinin dostuna yada arkadaşına yada akrabanın evine sık sık girip çıkması halinde o kişileri uyarmak ve o kişinin kadın düşkünü olduğunu söylemek gıybetini yapmak vaciptir. Çünkü arkadaşınızın, dostunuzun, akrabanızın namusunu ırzını korumak sizin üzerinize borçtur. Veya hırsızlığı ile tanınan birinin dostunuzun evinin veya dükkanın yakınlarında olduğunda o kişinin hırsız olduğunu uyarmak senin üzerine vaciptir. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken şey bu kişinin hırsız olduğunu veya hovarda olduğunun sizin tarafınızdan kesin bir bilgiye dayanmış olması lazımdır. Yoksa yapılan dedikodulardan yola çıkarak kimseyi hırsızlıkla veya hovardalıkla suçlamamız mümkün değildir o zaman iftira atmış oluruz. Bir başka dikkat edilmesi gereken hususta arkadaşınıza zarar vermesinden emin olmanızdır. Ona zarar vermeyeceğini bile bile gıybetini yapmak elbette haram olur.


Sayın okurlarım Arkadaşınızı öldürmeye niyeti olduğunu bildiğiniz bir kişinin gıybetini yapmak yani arkadaşınızı uyarmak sizin üzerinize vaciptir. Dedikodu olmasın diye arkadaşınızı uyarmamak olur mu?


HADİS: Kays kızı Fadime demiştir ki Resulullah (sav) geldim. Ebu Cehm ve Ebu Süfyanın oğlu Muaviye bana evlenme teklif ettiler. Bu ikili hakkında ne buyurursunuz dedim. Resulullah(sav) Muaviye malı bulunmayan bir fakirdir. Ebu cehme gelince Çomağı omuzundan indirmez. Karısını çok döver buyurdu. ”(Buhari-Müslim) Görüldüğü gibi peygamberimiz bu kadının istikbalini, geleceğini, namus ve ırzını korumak için bir diyemem gıybet yapamam dememiştir. Damat adaylarının huylarını ve niteliklerini açıkça bu kadına söylemiştir. İşte Müslümanların ırzını, canını, malını korumak maksadıyla yapılan gıybet caiz hatta vaciptir.


3-MÜSTEHAP OLAN GIYBET:


Gıybet eden kişiyi gıybet edilenin şerrinden, zulmünden, zararından, kurtaracaksa, bu kişinin gıybetini yapmak müstehaptır. Çünkü o zalimin zulmünden kurtulup hem kendisi rahat etmiş hem de başkalarının zulme uğramasını engellemektedir. Mesela evladı ana babasına, memuru amire, işçiyi patrona, yani zulmeden kişiyi bu zulmünden vazgeçirecek kişiye gıybet edilmesi günah olmaz. Çünkü amaç hem şikayet edileni yaptığı o zulümden kurtarmak ki bu ona iyiliktir. hem babayı, anayı, patronu, amiri uyarmak ki hiçbir baba çocuğunun, hiçbir patron işçisinin, hiçbir amir memurunun kötü olması istemez ve bundan da son derece zarar görür ve rahatsız olur, Dolayısıyla bu kişileri de haberdar ederek zarar etmelerini engelleme çabası vardır. Hem de zararlı olan çocuk, memur, işçi ve zararlının başkalarına zarar vermesini önleme çabası vardır. Tabi her zaman olduğu gibi burada da niyet önemlidir. Kıskançlıktan veya bir çıkar dolayısıyla çocuğu babaya, memuru amire, işçiyi patrona şikayet etmek en büyük günahtır çünkü bu kişiler şikayet edilene direkt zarar verme cezalandırma yetkileri olan kişidir. Haksız yere yapılan şikayet en büyük günahtır. Dikkat edilmesi gereken bir hususta şikayet edilen babanın, patronun veya amirin şikayet edilen kişiye sözünün geçmesi olmalıdır. Yoksa babasının sözünü dinlemeyeceğini bildiğiniz, çocuğu şikayet, amirinin sözünü dinlemeyeceğini bildiğiniz memuru şikayet caiz olmaz haram olur. Çünkü sizin amacınız kötülüğü önleme değil o kişiyi babasının, amirinin, patronunun gözünden küçük düşürmektir. Ve bu elbette haramdır.


HADİS: Ebu Süfyanın karısı hind. Peygamberimize gelerek Ebu Süfyan son derece cimri bir adamdır. O kendisinin haberi yokken aldığımdan başka bana ve oğluma yetecek bir şey vermiyor. Diye şikayet etti. Peygamberimiz(sav) kadına sana ve oğluna yetecek kadar alabilirsin buyurdu.” Görüldüğü gibi Peygamberimiz(sav) kadına neden kocanın gıybetini yapıyorsun demiyor. Aksine sorununa çare buluyor. Haklı olanın , haksızlığa uğrayan hakkını almak için gıybet edebilir.


HADİS:” Haklı olan için hakkını aramak vardır.


HARAM VE ŞİRK OLAN GIYBET


4- HARAM OLAN GIYBET: Kıskançlık, kibir, düşmanlık, menfaat, alay, şaka, veya herhangi bir sebeple niyeti orda bulunmayan şahsın ırzına, malına, canına, sülalesine, maddi ve manevi varlıklarına, dil uzatarak onun haysiyet ve şerefiyle oynamak, onu toplum nazarında küçük düşürmek, ona herhangi bir şekilde zarar vermek. Kastı ile, ve niyetiyle, gıybet etmek haramdır. İşte Cenabı hakkın Hucurat suresi . 12. ayette yasakladığı gıybet budur. Sürekli belirttiğimiz gibi Allah’ın haram kılması kullarını Dünya ve Ahirette korumak içindir. Yoksa bütün insanlar sürekli gıybet etseler. Ancak kendilerine ve birbirlerine zarar verirler.


5-ŞİRKE GÖTÜREN GIYBET:


Sayın okurlarım baştan beri saydığımız ve sayacağımız. haram olmayan gıybete haram demek, veya haram olan gıybete haram değil demek, Haşa Kendini Allah’ın yerine koymak yani haram kılmadığını haram, haram kıldığını da helal kılmak olur ki Allah korusun insanı küfre, şirke götürür. daha önce açıkladığımız gibi yaptığı gıybete bu gıybet değil olanı söylüyorum demek gibi.


6-FARZ OLAN GIYBET:


Ayeti kerimelerde buyrulduğu gibi mesela şu ayet


AYET: (Tevbe.71) ”Mümin erkeklerde, mümin kadınlarda, birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder. Kötülüklerden alıkoyarlar.” ve hadisi şeriflerde


HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki. Bir kötülük gördüğünüzde ona elinizle mani olun, Eğer elinizle mani olamıyorsanız, dilinizle mani olun, dilinizle de mani olamıyorsanız. Buna da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğz edin. (Buhari-Müslim) İşte bu emirlerden dolayı Müslüman olmayan bir kişinin Müslüman olmadığını onu Müslüman yapma ihtimali bulunan kişilere onun gıybetini yapmak farzdır. Çünkü o kişinin Müslüman olmasına vesile olmak gibi son derece sevap bir ihtimal vardır. Ama her zaman söylediğimiz gibi hüsnü niyet şarttır. Niyetin halis olması gerekir. Maksat o kişiyi Müslüman yapmak olmalıdır.


7-MÜBAH OLAN GIYBET:


Bazen öyle olur ki gıybeti yapılan kişinin gıybeti yapılmakla kalmayıp iftira atılır. Aslında dedikoduyu dinleyen kişi de onu savunmayıp susan kişide gıybete ortaktır. Bu nedenle ya gıybeti yapılan kişiyi savunmak ya da oradan uzaklaşmak gerekir. Ancak oradan uzaklaşamadınız, sussanız gıybete ortak olacaksınız. Onu savunsanız yalancı olacaksınız. O takdirde ona atılan iftirayı önlemek için doğrusunu söylemeniz mubah olur. Mesela gece gündüz içer hiç ayık gezmez deniyorsa bu kişide böyle biri değil ara sıra içen biriyse yapmayın o kadarda değil ara sıra içer demelidir.


8- CAİZ OLAN GIYBET:


Aslında bu madde öteki maddelerin tamamını içerir. Genel olarak tekrar edersek Yanınızda olmayan kişiye maddi ve manevi herhangi bir zarar verme kastı olmaksızın, iyi niyetle, onun yararına veya onun duyduğu zaman üzülmeyeceği, gücenmeyeceği, alınmayacağı, kızmayacağı, sözleri içerir.


DEDİKODU(GIYBET) ÇOK TATLIDIR


Sayın okurlarım baştan da söylediğim gibi gıybet en çok işlenen fakat içeriği en az bilinen günahtır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da önemli olan niyettir. Bu konuda da her konuda olduğu gibi tefrit ve ifrattan kaçınmalıdır. Yani bütün dedikoduları haram sayıp hiç konuşmamak hiçbir toplumda bulunmamakta yanlıştır. Her türlü iftira ve dedikoduyu severek dinlemek ve anlatmak da yanlıştır. Bütün haramlarda olduğu gibi gıybette de şeytanın ve nefsin verdiği dayanılmaz bir cazibe ve tat vardır. Kendinizi bir sınayın isterseniz. Bir tarafta haram gıybet yapılan bir topluluk, öbür yanda da gıybet yapılmayan bir topluluk olsun. Gıybet yapılmayan mesela dini sohbet, dua, zikir, kuran, vaaz olan toplulukta kaç dakika isteyerek ve severek duracaksınız. Haram gıybetin işlendiği toplulukta kaç dakika severek ve isteyerek duracaksınız. Veya dedikodu programlarını mı? seviyorsunuz. Yoksa dedikodu yapılmayan faydalı programlarımı izliyorsunuz. Nefsinizi sınayın göreceksiniz ki gıybet yapılan programlardan asla usanmayacak büyük bir zevk ve heyecanla izleyecek hatta saatlerce sürse bile bittiğine üzülecek, Ama öbür taraftan haram olmayan sohbet ve programlar sizi sıkacaktır. Çünkü haramı nefis ve şeytan tatlandırmaktadır. Bir arkadaşınızla gıybet etmeden oturun en fazla 15-20 dakika oturursunuz. Sonra sıkılırsınız. Halbuki aynı arkadaşınızla gıybet yapın onu bunu çekiştirin saatlerce oturmaktan bıkmazsınız. Eskiye göre bugün gıybet hem çeşitlenmiş hem de fazlalaşmıştır. Eskiden herkes bağda bahçede çalışır yorulur gıybet yapmaya fırsatı olmazdı. Şimdi öylemi iş yok güç yok aç telefonu saatlerce gıybet yap, aç bilgisayarı saatlerce gıybet yap, Aç televizyonu saatlerce gıybet dinle, aç gazeteleri saatlerce gıybet oku adeta dedikodu cenneti oldu her taraf. Hiç kimsenin ne sırrı kaldı ne mahremi kaldı her şey ortaya döküldü. Eskiden bir iki kişi dedikoduyu duyar sadece o bir iki kişinin günahını yüklenirdik şimdi ise milyonlarca insan milyonlarca gıybet kim kiminle nasıl helalleşecek. Korkunç bir durum var. Durmadan sürekli birbirimizin ölüsünün etini yiyoruz hem de büyük bir zevkle ve iştahla. Sayın okurlarım gıybet en büyük kul hakkıdır. Kıyamet günü müflis duruma düşmemek için aman dikkat edelim. Amel defterimizi elimize aldığımızda bize ait olmayan günahlarla karşılaşıp başkaları yüzünden cehennemi boylamayalım. Aklımızca gıybetini yaptığımız kişiye zarar vereceğiz. Onu küçük düşüreceğiz. Onu zor durumda bırakacağız derken ona en büyük iyiliği yaptığımızın ve kendimize en büyük kötülüğü yaptığımızın farkına varalım. Onun günahlarını sırtlandığımızı ve sevaplarımızı ona verdiğimizi unutmayalım. Kendimizi sürekli karşımızdakinin yerine koyalım yani empati yapalım. Ve başkalarının değil kendi hatalarımızı araştıralım. Haram dedikodunun yapıldığı yerde oturmayalım hemen uzaklaşalım ama uzaklaşma imkanımız yoksa mani olmaya çalışalım. Bize ne? Boş ver bizi ne ilgilendirir. Biz ondan iyi miyiz sanki bizimde şu hatalarımız var gibi sözlerle o kişiyi savunalım. Eğer o kişinin söylediği söz ise konu yani laf taşıma varsa mesela falanca, falanca için şöyle dedi. Diyerek iki Müslümanın arasının açılması ise söz konusu olan o zaman yalan söyleyelim ve o kişinin bu sözü söylemediğini iddia edelim çünkü yalan 3 yerde caizdir.


1- Karı kocayı barıştırmak için


2- Dargınları barıştırmak için.


3- Din ve Vatan müdafaası söz konusu olduğunda ilerde inceleyeceğiz.


İNSANI GIYBET YAPMAYA SEVKEDEN ŞEYLER:


1-Hiddet, kızmak, başkasına kızan bir insan ona olan hırsından dolayı sürekli onu kötüler.


2- Arkadaşlarının teşvik etmesi:


3-Kendisi hakkında dedikodu yapılacağını zannedip, ondan önce davranıp kendini savunmak.


4-Kendisine atılan bir suçu başkasına yüklemek için yapılan gıybet.


5-Kendisinin bilgili ötekinin cahil olduğunu ortaya çıkarmak için yapılan gıybet.


6-Kıskançlık sebebiyle yapılan gıybet.


7-Şaka etmek, gülmek, eğlenmek için yapılan gıybet.


8-Kibirinden dolayı ötekini küçük düşürmek için yapılan gıybet.


9-Dini kullanarak yapılan gıybet.


10-Acıyarak yapılan gıybet.


11-Allah için kızdığını söyleyerek yapılan gıybet.


Sayın okurlarım gıybetin caiz olduğu yani arkadan konuşmanın günah olmadığı sözler vardır. Her konuda olduğu gibi bu konuda da niyet önemlidir. Eğer amacınız başkasını kötülemek değil, aksine öğmek ise bu günah olmaz. Mesela kısa boylular ve keller genelde zeki olur. Ahmet’te kısa boylu zeki, Mehmet kel zeki demek günah olmaz. Çünkü burada amaç Ahmed’i, Mehmed’i kötülemek değil övmektir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Veya birisinden bahsederken o kimsenin ismi aklınıza gelmiyorsa veya onun Ahmet ama hangi Ahmet olduğu konusunda tarif gerekiyorsa mesela topal Ahmed, veya kör Ahmet gibi niyetiniz o kişinin kusurunu söylemek değil de o kişiyi tanıtmak ise o takdirde günah olmaz. Veya bazı insanlar kendilerinin kusurlarıyla anılmasından rahatsızlık duymazlar. Kızmayacağını kesin olarak bildiğiniz bir kişiden bahsederken kusurlarıyla söylemekte bir beis yoktur. Eğer arkasından söylediğiniz sözü, duyduğunda rahatsız olmayacağından kesinlikle emin iseniz. O kişinin arkasından o sözü söylemek günah olmaz. Bir arkadaşınızın yüzüne karşı söylediğiniz şeyi arkasından konuşmanız günah değildir. Ancak yüzüne karşı söylerken yalnız mıydınız, yoksa yanınızda başkaları var mıydı? Bu önemlidir. İkiniz yalnızken ona söylediğinizden alınmayabilir, Ama başkalarının yanında aynı sözü söylememizden rahatsız olabilir. Buna dikkat etmelidir. Mesela bir toplumda topal Ahmet diyebiliyorsanız o kişiye ve o kişide bundan rahatsızlık duymuyorsa onun arkasından da topal Ahmet diyebilirsiniz. Ancak bazı insanlar dedikoduyu yaparken ben bunu onun yüzüne karşıda söylerim diyerek yalan söylüyorlar böylelikle hem dedikodu hem de yalan fiilini işlemiş oluyorlar. Halbuki onun arkasından söylediği sözleri ne söylemiştir nede söyleyebilir. Sadece yaptığı dedikoduya kılıf aramaktadır. Ki büyük günahtır. Bazen de dedikodusu yapılan kişiyi savunmak için gıybet etmek gerekebilir. Burada niyet savunmak olduğu için günah olmaz. Mesela hep ayyaş gezer denilen bir kişi için yok canım o kadarda değil belki bir iki kez içtiyse ayyaş mı olurmuş demek. Veya Ben onu hiç namazda görmedim camiye uğramaz denilen birinin arkasından yok canım o kadarda değil ben onu bazen cumalarda görüyorum demek günah olmaz. Çünkü burada ince bir nuans vardır. O kişide böyle bir sıfat yoktur dese yalan söylemiş olacak, üstelik karşısındakinin ikna edememiş ve karşısındakinin o kişinin hakkında daha fazla konuşmasına sebep olacak. Susarsa kabullenmiş olacak Aslında en iyisi gıybet yapılan toplumdan derhal uzaklaşmaktır. Ancak uzaklaşmanın mümkün olmadığı zamanlarda böyle davranmalıdır. Eğer bir insan açıktan günah işliyorsa O kişinin gıybetini yapmak günah değildir. Çünkü burada amaç açıktan günah işleyen adamı bu huyundan vazgeçirmektir. Topluma ve insanlığa zarar veren kişilerin gıybetini yapmakta günah değildir. Çünkü amaç bu kişinin zararından insanları korumaktır. Onun zararlı olduğunu bilmeyenleri uyarmaktır. Esasında Müslümanın görevi Müslüman kardeşinin her türlü kötülüklerden korumak değil midir?


GIYBET ZİNADAN DAHA BÜYÜK GÜNAHTIR


Sayın okurlarım bir şahsın hakkında hoşuna gitmeyecek yazı yazmak, televizyon, radyo, gazete, internet, dergi ve gazete gibi; Topluma yayın yapan basın, yayın yoluyla duyurmak çok daha korkunç bir günahtır. Bugün sabahtan akşama kadar televizyonlarda kadın programları yapılmakta bu programda dinimizin yasakladığı dedikodu milyonların gözü önünde yapılmaktadır. Sadece dedikoduda değil; bunun yanında dinimizin yasakladığı iftira, zan, mahremiyet ve günahların ilanı v.b birçok günah işlenmektedir. Dedikoduyu yapanla onu dinleyenin günahı aynıdır. Gıybeti dinlememeli, veya gıybeti yapılan kişi savunulmalı, veya oradan uzaklaşılmalıdır. Bakın peygamberimiz(sav) ne buyuruyor.


HADİS:” Bir kimse, yanında gıybeti yapılan bir mümini gücü yettiğince savunmazsa; Allah o kimseyi kıyamet gününde insanların içinde rezil eder.(Taberani)


HADİS: ”Her kim gıyabında mümin kardeşinin kusurlarının söylenmesine mani olur, örterse Kıyamet gününde Allah ta onun kusurlarını örter.(ibni ebud dünya) Sayın okurlarım dirilerin gıybetini yapmak günah olduğu gibi, ölülerin gıybetini yapmakta günahtır.


HADİS: ”Ölülerinizin güzel hallerini zikredin; Kötülüklerini söylemekten çekinin.”


HADİS: ”Bir kişi Allah’ın rızasına muvafık olan bir kelimeyi konuşur. O kelime ile Allah’ın rızasına kavuşacağını zannetmez. Halbuki o kelime sebebiyle kıyamete kadar, o kimseyi rızasını kazanmaya muvafık kılar. Bir kimsede Allah’ın gazabını tahrik edecek bir kelime konuşur da o kelimeyle Allah’ın gazabına uğrayacağını zannetmez. Halbuki yüce Allah(cc) o kelime sebebiyle ona gazab eder.(tirmizi)


HADİS:” Miraca çıkarıldığım zaman bakırdan tırnakları bulunan bir kavme rastladım. O tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırnaklıyorlardı. Ey Cebrail bunlar kimlerdir dedim. Bunlar gıybet ederek insanların ölülerinin etlerini yiyen ve onların vakar ve haysiyetine dokunanlardır. dedi.”/Ebu Davut)


Sayın okurlarım müslüman kişi yaramaz bir söz işittiği zaman ondan yüz çevirmelidir. İşte ayet.


AYET: (Kasas.55)”Bunlar(müminler) yaramaz bir lakırtı işittikleri zaman bundan yüz çevirirler.”


AYET: (müminun.3)”Öyle müminler ki onlar boş lakırtılardan ve faidesiz şeylerden yüz çeviricidirler.


AYET: ”(isra.36)” Çünkü kulak, göz, kalp bunların her biri bundan mesuldur.”


HADİS: Hz Peygamber(sav) namaz kılmak için kalktığında Malik. B. Duhşum nerededir? diye sordu. Ashaptan bir şahıs O münafık Allah’ı ve resul’unu sevmeyen bir adamdır. Dedi. Resulu Ekrem ona sus bir daha bunu söyleme. Onu Allah’ın rızasını dileyerek Lailahe illallah Muhammedurresulullah derken görmüyor, duymuyor musun. buyurdu.”


HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki Ey diliyle iman edip, imanları kalplerine inmeyen topluluk. Sakın Müslümanları çekiştirmeyin. Onların gizli hallerini araştırmayın. Zira kim Müslümanların gizli kusurlarını araştırırsa Allah’ta onun gizli kusurlarını açığa çıkarır. Kiminde Allah(cc( gizli kusurlarını açığa çıkarırsa Allah(CC) onu evinin içinde rezil eder.”(ebu davut, tirmizi)


Sayın okurlarım daha önce peygamberimizin(sav) Kul hakkı yiyenler müflistir. Ne kadar ibadet ederlerse etsinler. Eğer yaptıkları kul hakkı ibadetlerinden azsa hakkını yediği kişiler haklarını alınca elinde sevap kalmaz ve başkalarının günahını yüklenerek cehenneme girer. Buyrulmuştur. En büyük kul haklarının başında da gıybet gelir. Gıybetini ettiği kişi hakkını helal etmedikçe Allah(cc) gıybet edeni bağışlamaz.


HADİS: Gıybet eden kişiler sevaplarının gıybetlerini ettikleri kimseye verileceğinin bilseler ve gıybetlerini yaptıkları kişilerin günahlarının da onların sırtına yükleneceğini bilseler. Pek çok aşlar ve nedamet duyarlar. Ve tövbe istiğfar ederler.


HZ ÖMER(ra) Buyurdu ki ”Allah’ı zikredin. Çünkü Allah’ı zikir şifadır. Gıybet etmeyin çünkü gıybet derttir. Buyurmuştur. Peygamberimiz(sav) Buyurdu. HADİS: ” Gıybet zinadan daha büyük bir suçtur. Sahabeler nasıl olur ya Resulullah diye şaşarak sorarlar. Buyurdu ki Kişi zina edikten sonra günahına tövbe edip te Allaha yönelirse Allah(cc) bu kişinin tövbesini kabul eder. Fakat gıybet eden kimsenin tövbesini kabul edip günahını bağışlamaz. Ta ki gıybetini ettiği kimse kendi hakkını helal edinceye kadar. (ibni Hıbbıl)


HADİS: Peygamberimiz(sav) buyurdu ki. Kıyamet günü kişiye amel defteri verilip te okuduğunda bakacak ki orada Dünyada iken işlemediği bir takım iyilikler yazılı bulur. Kişi ben bunları işlemedim. Nu iyilikler nereden çıktı diye sorar. Allah(cc) ey kulum o iyilikler senin gıybetini yapanların iyilikleridir. Aynı şekilde işlemediği günahların da defterde olduğunu görecek yarabbi ben bu günahları işlemedim diyecek. Allah(cc) O günahlar gıybetini yaptığın kişilerin günahlarındır denilecek(Buhari-Müslim)


HASAN BASRİ: (r.a) Birisinin kendisi hakkında gıybet ettiğini duysa hemen o adama bir adet altın gönderirdi. Ve derdi ki söyleyin ona bu para benden aldığı günahların ve bana bağışladığı sevapların karşılığıdır. Derdi. Anlayana sivrisinek saz. Anlamayana davul zurna az. Müslüman kardeşini alaya alan ve gıybetini yapan kişiye azap olduğunu Kuran-ı kerim şu ayette de bildiriyor.


AYET:(Hümeze.1)”Kardeşini gıybet ve alaya alan kişiye azap vardır.” Müslüman söylenen her söze inanmamalı doğruluğunu araştırmalıdır. Acaba gerçekten bu söz söylenmiştir. Yoksa sözü getiren yanlış mı getirmiştir. Nitekim Kuran-ı kerimde


AYET:(Huccurat.6)”Ey iman edenler. Bir fasık gelip size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın ki yanlışlıkla bir cemaate fenalık yaparsınız da yaptığınız işe sonradan pişman olursunuz.” O nedenle birisi size gelip falanca şöyle dedi senin için dedi derse hemen inanmayıp araştırma yapmalıdır.


HADİS: Bir ramazan günü iftar vaktinde peygamberimiz(sav) Oruç tutan üç kişiyi iftara çağırır. İki kişiye siz oruçlu değilsiniz der. Onlar yemin ederek kesinlikle oruçlarını bozacak bir şey yapmadıklarını söylerler. Bunun üzerine peygamberimiz.(sav) Onlara kusun bakalım şu kaba der. O iki kişi kusarlar ki et parçaları dökülür. İki adam yine yeminle et yemediklerini söylerler. Peygamberimiz onlara sizler başkalarının dedikodusunu yaptınız. Ve manevi olarak etlerinizi yediniz dolayısıyla tuttuğunuz. Oruç manen bozuldu buyurur. Sayın okurlarım gıybetin çeşitlerini genel olarak şöyle sıralayabiliriz.


1-BEDENLE ALAKALI GIYBET:


Bir kişinin arkasından onun duyunca hoşlanmayacağı bir eksikliğini söylemek. Mesela şaşı, kör, topal, kel, yaralı, sivilceli, kısa, uzun, zenci, sarı, siyah, v.b Ancak bunu söyleyen kişinin niyeti hakaret etmek değilse o kişiyi tarif etmek için başka yol bulamadıysa veya o kişi bunu duyduğunda rahatsız olmayacaksa o zaman gıybet olmaz.


2-SÜLALEYE(SOYA) YAPILAN GIYBET:


Kişinin babasını, annesini, kardeşini, veya yakın akrabalarını kötülemek.


3-AHLAKLA İLGİLİ GIYBET:


Huyu kötü, havalı, kibirli, sinirli, aciz, korkak, cimri v. b sözler.


4- DİNE AİT GIYBET:


Hırsız, yalancı, sarhoş, kumarcı, zalim, beynamaz, v. b


5-DÜNYEVİ HUYLARINA GIYBET:


Edepsiz, terbiyesiz, tembel, v. b sözler.


6-GİYİMLE ALAKALI GIYBET:


Uzun, kısa, dar, geniş, eski, kirli, paspal, v. b. sözler.


Hangi hususta olursa olsun arkasından konuştuğunuz kişiyi üzecek her söz ve hareket gıybettir ve günahtır. Sayın okurlarım gıybet en fazla işlenen günah olduğu halde içeriği en az bilinen günahtır. Bugün Alimi, cahili, büyüğü, küçüğü, kadını erkeği hepimiz istisnasız gıybet ederken hangi sözlerin gıybet olduğunu hangi sözlerin gıybet olmadığını bilemiyoruz. Dolayısıyla bazen gıybet olduğunu sandığımız şeyleri söylemeyerek adaletin işlemesini veya suçun engellenmesini sağlayamamaktayız. İleride açıklanacağı gibi gıybetin caiz olduğu hatta yapılması zorunlu olduğu yerler vardır. Bazen aman dedikodu olur diye arkadaşlarımızla sohbetten vazgeçmekte, veya günah olmayan gıybeti yaptıkları zaman nasıl olsa günaha girdik zannıyla günah olan gıybete dönülmekte; Bazen de gıybeti iftira etmekle karıştırıp yani iftira etmeyi dedikodu sanıp yaptıkları dedikodunun günah olmadığını savunmakta ve bilmeyerek şirke girmektedirler. O nedenle gıybet çok iyi tahlil edilmeli, hangi gıybetin mubah yani caiz yani serbest olduğu yani günah olmadığı, hangi gıybetinde haram yani günah olduğu iyi bilinmelidir. Her sözün gıybet olduğunu sanmak insanı yalnızlığa iter. Buda yanlıştır. İnsanlar elbette sohbet edeceklerdir

24 Mart 2012 Cumartesi

İSLAMDA DOSTLUK


          

14- İSLAMDA DOSTLUK


DOSTLUK: İnsanlar arasındaki samimiyet ve sevgiye dayalı bağlılık hali dostluk ikiye ayrılır.


1-Çikar ve menfaat için dostluk.


2-Allah için menfaat karşılığı olmadan kurulan dostluk. Dinimizin önem verdiği dostluk Allah için kurulan dostluktur. Kendisine fayda sağlamak için değil dostuna faydalı olmak için. Kendi çıkarı için değil, başkalarının çıkarı için ve sırf Allah’ın rızasını kazanabilmek için kurulan dostluktur. Nitekim Kuran-ı kerimde


MÜMİN MÜMİNİN VELİSİDİR DOSTUDUR BİRBİRLERİNE İYİLİĞİ EMREDER KÖTÜLÜKTEN MEN EDERLER


AYET: (Tövbe 71)''Mümin erkeklerde mümin kadınlarda birbirlerinin dostudurlar. Onlar iyiliği emreder kötülükten alıkoyarlar.''


Bu ayeti kerime bize dostluğun nasıl olması gerektiğini açık bir şekilde izah ediyor. Mümin dostunun kötülüğünü istemez. Daima onun iyi olmasını ister. Hem dünyada hem de ahirette dostunun mutlu ve huzurlu olmasını arzu eder. Dostunun mutluluğu onunda mutluluğu dostunun kederi onunda kederidir. İşte bu ayette mümin dostuna iyiliği emreder kötülüklerden alıkoyar denmesinin sebebi budur. Çünkü dostunun iyi olmasını, kötülük yapmamasını ister. İyi olursa hem dünyada hem de ahirette rahat edeceğini bilir. Kötü olursa da hem dünyasını hem ahiretini kaybedeceğini bildiği için onu vazgeçirmeye çalışır. İşte gerçek dost budur. Esasında Allah(cc) müminlerin birlik ve beraberlik içinde yaşamaları için kalplerini birleştirmiştir.


AYET:(Enfal.63)''Eğer yeryüzündeki her şeyi bağışlasan ve versen onların kalplerini birleştirip aralarını bulamazdın. Lakin Allah(cc) onların aralarını bulup kaynaştırdı.'' Yine başka bir ayet


AYET:(Ali imran.103)''Allah’ın ipine(İslam’a, Kurana) sımsıkı sarılın ayrılmayın ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size verdiği nimetleri hatırlayın. Düşman olduğunuz halde İslamiyet sayesinde aranızı buldu. Kalplerinizi birbirine bağladı. Onun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz ateş çukurunun kenarında idiniz. Allah sizi oraya düşürmekten kurtardı. Bunun gibi Allah size delillerini açıklar, umulur ki bu sayede hidayete ulaşırsınız.''


Bu ayetler bize gösteriyor ki menfaat için değil sırf Allah rızası için birbirine dost olmanın ilk yolu Müslüman olmaktan geçer. Müslüman olmayanlarda dostluk yoktur. Daha doğrusu menfaat için dostluk vardır. Avrupa’da yaşayan arkadaşlar çok iyi bilir. Hiristiyan ve Yahudilerde acıma hissi dostluk kavaramı yoktur. Yolda biri acından ölse kimse aç mısın diye sormaz. Ne akrabası ne arkadaşı. Hiç kimse kimseye borç para vermez, kimse kimseye iş görmez. Kimse kimseye karışmaz. Karı koca veya akrabalar aynı masada yerler fakat hesabı herkes ayrı ayrı verir. Velhasıl Allah için dostluk sadece İslam’da vardır.


DOMUZDAN POST GAVURDAN DOST OLMAZ


Sayın okurlarım eğer müminler birbirine dost olmazsa ne olur. Bugün bildiğiniz gibi dünyada 50 ülke Müslüman ülkesidir. Ve hiçbiri birbirine dost değildir. Çünkü İslam düşmanları bin bir türlü hile ve oyunlarla bu İslam ülkelerini birbirine düşürmüşler. Sonra da parçalayıp yutmuşlardır. Yakın tarihimize bakalım. Amerika’nın uşağı olan Saddam İran’ı yıpratmak ve zayıflatmak için İran’a 10 yıldan fazla vurmuş onu zayıflatmış tabi Irak’ı da zayıflatmış binlerce İranlı ve Iraklı Müslümanın kanı akmış binaları yıkılmış bütün varlıkları yağmalanmış tabi bu arada İslam düşmanları bir taşla yüzlerce kuş vurmanın sevinciyle avuçlarını ovalıyor sevinç naraları atıyorlar. İşgal etmeyi kafaya koydukları İran’ın ve Irak’ın zayıflaması onlara sattıkları milyarlarca dolarlık silah v.b Amerikan uşağı Saddam’a son bir gaz vererek Kuveyt’i işgal etmelerini sağlıyorlar böylece Kuveyt’i koruma bahanesiyle Kuveyt’i işgal ediyorlar ve milyarlarca dolar haraç alıyorlar. İnsanların gözünden kaçan husus şudur Kuveyt hala işgal altındadır. Birleşmiş milletler şemsiyesi altında koruma bahanesiyle Kuveyt’in bütün gelirleri Amerika’nın kasasına akmaktadır. Daha sonra Kuveyt’i niçin işgal ettin diye Irak’a savaş açmışlar Ve işgal etmişlerdir. Kala kala İran, Türkiye, ve bir kaç İslam devleti kalmıştır. İşte bütün bunları bize Kuran-ı kerim 1400 yıl önceden haber veriyor.


AYET:(Enfal.73) ''İnkar edenler birbirlerinin dostlarıdır. Eğer siz aranızda dost olmazsanız. Yeryüzünde kargaşalık, fitne ve büyük bozgunculuk çıkar.''


Evet ne diyor Kuran onlar yani kafirler birbirinin dostudur. Onların biz ayrıyız demelerine bazen çıkarları için birbirleriyle savaşmalarına aldanmayın. Onlar Müslümanlara karşı derhal birleşirler, yoksa haşa Allah yalan mı söylüyor. Aksini iddia etmek ayeti inkar değil midir? Ve Cenabı hak bakın şu ayette ayrıntı veriyor.


AYET:(Ali imran.118)''Ey iman edenler sizden olmayanı dost edinmeyin. Onlar sizi şaşırtmaktan geri kalmazlar. Sıkıntıya düşmenizi isterler. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. Sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıklıyoruz düşünürseniz.'' yine


AYET:(Ali imran.28)''Müminler müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa Allah’la ilişkisini kesmiş olur. Ancak onlardan sakınma haliniz müstesnadır. Allah size kendisinden korkmanızı emrediyor. Nihayet dönüş Allah’adır.''


Yine başka


AYET:(Nisa.144)'' ey iman edenler müminleri bırakıp kafirleri dost edinmeyin.''


GAVURDAN DOST DOMUZDAN POST OLMAZ


Sayın okurlarım görüyorsunuz değil mi Kuranı kerime uyan kurtuluyor uymayan helak oluyor. Saddam’ı örnek verdik peki Türkiye ondan farklı mı? sanki; Türkiye en büyük yanlışı Amerika’yı dost edinmekle yapmıştır. Amerika’yla savaşacak mıydık ne yapalım yani adam güçlü dostu olmasak bizi hap gibi yutardı diyenler olabilir. Onlara cevabı Kuran veriyor. Ne diyor yukarıdaki ayette(aliimran.28)'' Onlardan sakınma haliniz müstesnadır.'' Ki bu uygulamayı bizzat peygamberimiz(sav) Medine’de Yahudilerle anlaşma yaparak ve Hudeybiye barış anlaşmasında örnek olmuştur. Demek ki illa da savaşmamız gerekmiyor anlaşma yapabiliriz. Burada yanlış olan bu ülkeleri dost edinmektir. Sırlarını paylaşmaktır. Onlarla stratejik ortak olmaktır. İsrail’i ilk tanıyan ülke kimdir Türkiye niçin çünkü Amerika’dan birkaç milyar dolar karşılığında veya borcunun silinmesi karşılığında tarihi belgeler bir gün mutlaka gün yüzüne çıkacaktır. İsrail’le ve Amerika’yla dostluğumuz bize son derece pahalıya patlamıştır. Bütün İslam ülkelerin güvenini yitirdiğimiz gibi Amerika’nın yönetimimize müdahalesine izin vermiş olduk. Askeri darbelerinin arkasında Amerika ve İsrail’in olduğunu artık herkes öğrenmiştir. 1980 öncesi gençlerin birbirini kırması. 1984 den beri tesadüf ki askeri darbeden hemen sonra PKK belasının başımıza bela edilmesi ve Türkiye’nin bölünme noktasına gelinmesi hep bu iki ülke İsrail ve Amerika yüzünden olmuştur. Allah sana diyor ki kafiri dost edinme sen kafiri kanka yapıyorsun. Allah(cc) diyor ki (Ali imran.118) yukarda geçti. Onlar sizi şaşırtırlar hata yaptırırlar kafanızı karıştırırlar, sıkıntıya düşmenizi beklerler isterler ve sıkıntıya düşmeniz için ellerimden gelen her şeyi yaparlar. Öfkeleri ağızlarından taşmaktadır. Sinelerinde gizledikleri ise daha büyüktür yani size söylemedikleri ve niyetlerini gizledikleri daha korkunç planları vardır buyuruyor Allah(cc) sen ne yapıyorsun Allah ta kimmiş haşa ben bildiğimi yaparım diyorsun ayetleri yok sayıyorsun, inkar ediyorsun ondan sonrada Allah belanı veriyor. Sen kendi belanı kendin veriyorsun Allaha suç bulma.


DOSTLUKLAR ALLAH İÇİN OLMALIDIR


Sayın okurlarım dostluk hakkında Peygamber efendimizin birçok hadisi mevcuttur işte birkaç tanesi


HADİS: Allah Salih kullarını dost edinir. Her kim insanların kızması pahasına Allah’ı dost edinirse Allah o kimseyi insanların nazarında yüceltir. Kimde Allah’ın gazabına rağmen insanları dost edinirse artık onu Allah’ın gazabından kurtarmak mümkün olmaz.(Tirmizi. züht.64)


Bu hadisten de anlıyoruz ki dostluklar Allah rızası için olmalı Allah’ın hoş görmediği dostluklar. Terkedilmelidir.


HADİS: Mümin sever ve sevilir. Sevmeyen ve sevilmeyen kimsede hayır yoktur.(Hakim,Tabarani)


HADİS: ''Allah için birbirlerini seven iki mümin buluştukları zaman biri diğerini yıkayan iki el gibidirler. Ne zaman iki mümin bir araya gelirse Allah birini diğerinden faydalandırır.(Ebu Mansur,Deylemi)


HADİS:'' Allah iyiliğini murat ettiği kimseye unuttuğunu hatırlatacak ve hatırında olanı yapmaya yardım edecek iyi ve Salih bir dost nasip eder.(Ebu Davut)


HADİS: ''Arşı azamın etrafında nurdan kürsüler vardır. Bu kürsülere öyle kimseler oturacak ki elbiseleri ve yüzleri nur gibi parlayacaktır. Bunlar ne peygamberdir nede şehit. Fakat bunlar Allah için birbirine dost olanlar. Allah için buluşup oturanlar ve Allah için birbirlerini ziyaret edenlerdir.(Nesei süneni kübra)


HADİS: ''Allah için dost olan iki kişinin Allah katında en sevimlisi arkadaşını daha çok sevendir.


HADİS:'' Allah(cc) kıyamet günü buyurur. Benim için dost olanlar nerde Onları benim gölgemden başka gölge olmadığı bu günde rahmetim altında gölgelendiririm. (Müslim)


ŞU YEDİ SINIF KIYAMET GÜNÜ ARŞIN GÖLGESİNDE GÖLGELENECEKTİR


HADİS: ''Yedi sınıf insan vardır ki Allah(cc) hiçbir gölge olmayan günde Arşın gölgesinde gölgelendirir.


1-Adaletli devlet reisi


2-Allaha ibadet eden genç.


3-Kalbi mescitlere bağlı kimse


4-Allah için seven ve Allah için kaynaşan iki kişi


5- Tenha yerde Allah’ı zikrederek gözleri yaşaran kişi


6-Zengin soylu ve güzel bir kadının tenha bir yerde gel zina edelim teklifini sırf Allahtan korktuğu için geri çeviren genç


7-Sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde gizli sadaka veren kimse.(Buhari ve Müslim)


ALLAH İÇİN BİRBİRİNİ SEVENLER CENNETLİKTİR


HADİS: ''Allah için sevdiği dostunu ziyarete giden kimsenin yoluna Allah bir melek diker melek nereye gidiyorsun diye sorar. Adam falan dostumun yanına gidiyorum diye cevap verir. Onunla görülecek bir işin mi var diye melek tekrar sorar. Adam hayır der melek tekrar sorar ona bir emanet mi götürüyorsun. Diye sorar adam hayır der. O halde neden dostunu ziyaret ediyorsun diye sorar. Adam kendisini Allah için seviyorum da onun için gidiyorum der. Melek ona Allah(cc) seni bana cennetle müjdelemem için gönderdi sen arkadaşını sırf Allah rızası için ziyaret ettiğinden dolayı seni cennetle ödüllendirdi der.(Müslim)


HADİS: Allah katında en sevimsiz olanınız ise laf getirip götürüp dostları birbirinden ayıranınızdır.(Taberani)


Sayın okurum kıyamet gününde cehenneme girenler şöyle haykıracaklardır.


AYET:(Şuara.100-101)''Bugün bizim için şefaat edecek kimse yoktur. Samimi bir dostumuzda yoktur.''


Abdullah bin Ömer:'' Ömrüm boyunca oruç tutsam hiç uyumadan geceleri ibadetle geçirsem. Bütün malımı Allah yolunda harcasam. Ve bu hal üzere ölsem. Fakat gönlümde Allaha itaat edenlere karşı bir sevgi, Allaha isyan edenlere karşıda bir nefret olmasa bütün bu yaptıklarımdan bir fayda göreceğimi sanmıyorum demiştir.


Fudayl(ra)'':Evet Firdevs cennetinde peygamber ve sıddıklarla bir arada bulunmak istiyorsun ama buna karşı hangi ameli işledin. Hangi şehveti arzularını kırdın. Hangi hiddetini yendin. Sana gelmeyen hangi akrabana gittin. Kardeşinin hangi kusurunu bağışladın. Hangi kardeşinle Allah için dostluk kurdun. Hangi musibetlere eziyetlere Allah için katlandın. Allah’ın hangi nimetine şükrettin. Allah için hangi fakiri doyurdun. Allah’ın hangi emrini yerine getirdin. Hangi yasağından vazgeçtin demiştir.''


MUSA(AS)'' Allah(cc) Musa(as) sormuş ya Musa benim için ne yaptın. Musa (as) yarabbi senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekat verdim, ibadet ettim, Ya Musa bütün bunlar senin içindir binim için ne yaptın. Yarabbi senin emirlerini yerine getirdim yasaklarından kaçındım. Ya Musa onlarda senin içindir. Sen benim için ne yaptın. Yarabbi bilmiyorum her şeyin en iyisini bilen sensin, deyince Sevdiğini benim için sevip nefret ettiğini de benim için düşman ilan ettin mi? buyurmuştur.''


HZ. ALİ(RA)''Savaşın birinde kafirin birini yatırmış iman et yoksa canını alacam demiş. Kafir iman etmemiş tam kılıcıyla adamı öldürecekken Kafir Hz Aliye küfretmiş ve yüzüne tükürmüş bunun üzerine Hz Ali kafiri öldürmekten vazgeçmiş. Bunun üzerine kafir ya Ali niçin beni öldürmekten vazgeçtin demiş ona şu ibretlik cevabı vermiş. Ey kafir iman etmediğin ve Müslümanlarla savaştığın için senin canını Allah için alacaktım. Fakat bana küfredince nefsim kabardı. Nefsim için seni öldürmek istedim. Sonra Allah için yapılmayan hiçbir amel kabul değildir. Sözünü hatırladım ve bundan vazgeçtim. Kafir bunun üzerine savaş meydanında düşmanını öldürürken bile Allah’ın rızasını arayan bir din. Batıl bir din olamaz. Diyerek iman etmiştir.


MÜCAHİD(RA): Diyor ki Allah için birbirini sevenler bir araya gelip güler yüz ve tatlı sözle buluştukları zaman, güz yapraklarının güzün dökülmesi gibi günahları dökülür. Demiştir.


FUDAYL(RA)'' Kişinin dostunun yüzüne şefkat ve merhametle bakması ibadettir demiştir. Muhterem okuyucum sevgisiz bir hayat düşünülemez sevgiyi istemeyen ve ona ihtiyaç duymayan bir canlıda düşünülemez. Her kim benim sevgiye ihtiyacım yok diyorsa biliniz ki yalan söylüyor. Çünkü sevgi insanlara doğuştan verilen bir haslettir. Sevgi topluma huzur ve kardeşliği getiren birleştirici bir unsurdur. Kuran kalplerin sevgiyle birleşmesine önem verir. Müminin gönlü sevgi ile doludur. Kin ve düşmanlık kafirlerin hasletidir. Allah(cc) iman edenlerin kalplerini sevgi ile birleştirmiş onları bu sevgi ve bağlılıkla birleştirmiştir. Nitekim (Enfal.63)''(veellefe beyne gulubihim)''Allah kalplerinizi birleştirmiştir.'' kalpleriniz arasında köprü vardır.


GENÇLER EMPATİ YAPIN KENDİNİZİ BÜYÜKLERİN YERİNE KOYUN


Sevgili gençler sizin için arkadaşın ne demek olduğunu biliyorum. Sizin yemek, su, hava ve hatta daha da çok arkadaşa ihtiyaç duyduğunuzu, Kendi emsallerinizle nefsinizin ve şeytanın hoşuna giden işler yaptığınızı ve bu nedenle arkadaşlıktan ve arkadaşlarınızdan asla vazgeçmediğinizi ve vazgeçemeyeceğinizi biliyorum. Vazgeçemediğiniz arkadaşlar namazında niyazında ehli iman, inançlı, müteassıp, sofu, Allahın emirlerini yapıp yasaklarından kaçınan arkadaşlar değil elbette böyleleri ile zaten arkadaş olmazsınız. Çünkü şeytan ve nefis asla buna müsaade etmez. Sizin vazgeçemediğiniz arkadaşlar. Size hoşca vakit geçiren, sizi pohpohlayan, beraberce eğlendiğiniz, içki müptelası iseniz beraberce içtiğiniz, kumar müptelası iseniz beraberce kumar oynadığınız. Hovardalık yapıyorsanız beraberce hovardalık yaptığınız. Velhasıl nefis ve şeytanın emrettiğini beraberce yaptığınız arkadaşlardan asla ayrılmak istemezsiniz. Bu nedenle sizlere biraz olsun yardımcı olmak maksadıyla Dostluk konusunu işledim umarım en azından bir tek gence faydam olur ki bir tek genci uyandırabilirsem maksadıma ulaştım demektir. Genç kendisini namaza, ibadete çağıran dine, ahlaka, Allah’ın emirlerine çağıran hiçbir arkadaşına bağlanmaz bağlanamaz çünkü nefsi ve şeytanı ona müsaade etmez. Genç hele hele yaşlıları ve büyükleriyle asla dost olamaz. Büyükleri ile aralarında aşılması imkansız duvarlar vardır. Büyükler ne kadar iyi niyetli olursa olsun. Ne kadar hoşgörülü olursa olsun, bu değişmez. Veya gençler büyüklerini ne kadar sayarsa saysın ne kadar onları severse sevsin. Büyüklerini anlamaya ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Gene sonuç değişmez. Çünkü geçlerin bilinçaltında yatan gerçek şudur. Anam babam ve büyüklerim hep hatalı, hep kusurlu, aptal, kafası çalışmayan, yobaz, fırsatları değerlendiremeyen, geri zekalı, gerici, tutucu, bağnaz, statikocu, dediğim dedik, inat, sinirli, asabi, anlayışsız, hoşgörüsüz, pis, cimri, yaşamasını bilmeyen, pinti, şüpheci, her şeyde kusur arayan, cesaretsiz ,korkak, her şeyi kötüye yorumlayan, kendi yapamadıklarını çocuklara yaptırmak isteyen, zorba, gaddar, hain, kendi başarısızlığın görmeyen, kendi başaramadıklarını çocuklarından bekleyen, eğlenceden zevk almayan, zevksiz, kimseyi sevmeyen, acayip yaratıklar. Büyüklere asla güvenilmez. Asla sır söylenmez, asla dost olunmaz diye görür. Gencin babası doktor olsa küçük görür kafasını çalıştırıp da bir Profosör olamadı diyerek babasını eleştirir. Ben olsam hemen profösör olurdum diye düşünür. Babası milyoner olsa gene beğenmez kafasını çalıştırıp ta milyarder olamadı ben olsam trilyoner olurdum diye düşünür. Kasabada yaşasa şehirde niye yaşamadı, milletvekili olsa niye başbakan olmadı, İstanbul’da yaşasa niye Paris’e yerleşmedi, velhasıl babası Vehbi koç kadar Sakıp Sabancı kadar zengin olsa gene beğenmez nitekim onların çocukları gerçekten babalarını beğenmiyorlar. Babası cumhurbaşkanı olsa gene beğenmez. Mutlaka onda bir kusur bulur. Kendini ondan yüksek görür. Her şeyi o biliyor babası hiç bir şey bilmiyor, o akıllı babası deli, o çağdaş babası gerici, o ileri görüşlü babası yobazdır. Babası ne yaparsa yapsın çocuğuna yaranamaz onu çok sevip üstüne dişse ben süt çocuğu muyum, bebek miyim ne bu alaka diye rahatsız olur, sıkılır bunalır. Babası onu serbest bıraksa bak beni büyüttü şimdi benle ilgilenmiyor beni sevmiyor diye düşünür. Babası arkadaş gibi davransa gene rahatsız olur. Babasıyla her şeyi paylaşamadığı için gene memnun olmaz. Babası sert davransa dikdatör diye eleştirir, yumuşak davransa karı gibi adam diye düşünür. Velhasıl babası veya büyükleri ne yaparlarsa yapsınlar nasıl davranırlarsa davransınlar asla gençlerle bağdaşamazlar aradaki aşılmaz duvarı aşamazlar. Dünya kuruldu kurulalı da bu duvarı aşan çıkmamıştır. Peygamberlerde buna dahildir. Birçok peygamberin çocukları babalarına iman etmemiş ona asi olmuştur. Bunun tek sebebi vardır nefis ve şeytan. Bu azılı iki düşmanın en büyük sermayesi gençlerdir. İnsan şeytanı olan arkadaşları da kattığınız zaman gençlerin kurtulma şansı hemen hemen hiç yoktur






EY GENÇ HEVA VE HEVESLERİNİ, KÖTÜ DUYGULARINI KENDİNE İLAH EDİNME


Artık o genç nefsi emmaresine mahkum olmuştur. Artık o


AYET: (Casiye.23) ''Heva ve hevesine tapanlar,tanrı edinenler.''


AYET: (Furkan.43)''Kötü duygularını tanrı edinenler''


sınıfına girmiştir. Gencin artık dostları şehvet, şeytan, nefis, kötü arkadaşlardır. Genç şehvetinin esiri olur. Şehveti için katlamayacağı hiçbir zorluk yapamayacağı hiçbir delilik, aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Şehveti için günlerce aç kalabilir, günlerce uykusuz kalabilir, her türlü eziyet ve çile her türlü rezillik ve kepazeliğe seve seve razı olur. Şehveti için adam öldürür, hırsızlık yapar, hatta ve hatta şehveti için gözünü kırpmadan ölüme gider. Şehvetini kamçılayan sanatçılara tapar. Onların resimlerini başucundan ayırmaz. Onları dinlemek ve seyretmek için her türlü fedakarlığa katlanır, her işini bırakıp onların konserlerine koşar. Milyarlarca lirayı ne yapar yapar bulur konserlere yatırır. Sanatcıyı dinlerken kendinden geçer şehvetten bayılır kalır. Artık onun Allah’ı şehvetidir Ama aynı sanatçı mesela Ahmet Özhan şarkı söylerken gençler ona tapıyorlardı. Onu dinlerken kendilerinden geçiyorlardı. Konserine gitmek ona sarılmak ona dokunmak için can atıyorlardı. Şimdi ne oldu Ahmet Özhan şarkı söylemeyi bıraktı ilahi söylemeye başladı. Bir Allah’ın kulu genç onu dinliyor mu hayır. Niçin aynı adam olmaz; o şimdi şehvetimizi kamçılayan şarkı söylemiyor. Yusuf İslam diye adını değiştiren İngiliz sanatçı ilahi söylemeden Müslüman olmadan önce bütün dünya gençleri ona tapıyordu şimdi ne değişti aynı adam aynı ses fark şu önceden şehveti kabartıyor şehveti körüklüyor şehveti ateşliyordu şimdi ise Allah diyor. Gençler Tarkan’a tapıyor değil mi Tarkan şarkı söylerken birden bire ilahi söylemeye başlasa kesinlikle eminim ki salonda bir tek genç kalmaz herhalde ne dediğim anlaşılmıştır.


GENÇLER BİZ ŞİMDİ KEŞKE DİYORUZ NE OLUR SİZDE YARIN KEŞKE DEMEYİN


Sayın gençler yanlış anlamayın biz gençken farklıydık demiyoruz. Biz de aynı sizin gibiydik ama bizi uyaracak bize yol gösterecek kimse yoktu. Yaşlanınca hatamızı anladık ama iş işten geçti. Biz şimdi diyoruz ki bizim düştüğümüz hataya gençler düşmesin. Gençler biz yaşlıları şöylede suçluyor tabi siz her türlü zevki tattınız her haltı işlediniz bıktınız şimdi bizim yapmamızı istemiyorsunuz. Nefislerine öyle temize çıkarıyorlar. Peki diyelim ki öyle bizim kafamız tavana mı erdi, bize yaptıklarımız ne kazandırdı hiç. Biz diyoruz ki biz ateşe girdik çıktık yandık siz yanmayın. Bizi ateşten uzaklaştıracak kimse yoktu yol gösteren örnek olan yoktu biz size örnek olmaya yol göstermeye çalışıyoruz. Bizim yediğimiz kazığı sizde yemek zorunda mısınız? Ama maalesef kendi çocuklarımız başta olmak üzere hiçbir gence derdimizi anlatamıyoruz. gençler, içkinin, uyuşturucunun, şehvetin, sigaranın, kumarın ve bilumum kötülüklerin kurbanı oluyor en verimli çağlarını boşa geçiriyor. Yıllar geçiyor arkaya bir bakıyorlar ki pişmanlık nedamet, üzüntü, günah, kırgınlık, kötülük, boş yıllar, boşa geçen ömür ve kötü bir son. Gençler sizi canımızdan çok seviyoruz. Siz bizim geleceğimiz istikbalimiz, umudumuz her şeyimizsiniz. Sizden tek bir ricamız var bizim düştüğümüz hatalara düşmeyin. Bizim yaptığımızı yapmayın. Size eğlenmeyin, müzik dinlemeyin, zevkinizden sefanızdan geri kalın demiyoruz. Şehvetinizden tamamen vazgeçin arkadaşlarınızı tamamen terk edin demiyoruz. Sadece ne olur bunlar sizin istikbalinizi karartmasın kötü arkadaşlar edinip kötü yola sapmayın şehvetiniz ve eğlenceniz sizi okulunuzdan, istikbalinizden etmesin gençlik tarlaya tohum atma yaşlılıkta hasat zamanıdır. Bizim gibi yaşlanınca boş bir araziyle karşılaşmamak için toprağa tohum ekin toprağı kazıyın, sulayın, emek verin ki yaşlandığınızda ürün alın bizim amacımız o yoksa başka bir amacımız yok. Kötü insanları örnek alacağınıza niçin iyi insanları örnek almıyorsunuz. Mesela fatih 9 yaşında Kuranı ezberledi. 22 yaşına kadar her türlü tahsili yaptı 22 yaşında İstanbul’u fethetti sizde öyle genç olun istiyoruz. Sizin de bir fatih olmanızı istiyoruz.


EY GENÇ ŞEHVET, NEFİS VE ŞEYTAN DÜŞMANINA KARŞILIK 4 SİLAHIN VAR


Ey genç kardeşim. Şehvetin varsa, nefsin varsa, şeytanın varsa, şeytan olmuş arkadaşların varsa Onları yok edecek 4 silahın var


1-Aklın


2-İmanın


3-Vicdanın


4-İraden


İşte bu 4 silaha sarılarak kendini kurtarabilirsin. Şehvetin seni kudurttuğu zaman hemen iman silahına sarıl, ve ateş et, şehveti tam kalbinden vur. Bir kadına veya erkeğe tutulmuşsun onun için okulunu, işini, paranı, istikbalini her şeyini feda ediyorsun. Niçin 10 dakikalık zevk için değer mi düşün o 10 dakikalık zevk sana çok pahalıya patlayacak belki de hapislerde sürüneceksin belki de yuvan yıkılacak evinden, işinden,istkbalinden,şerefinden,haysiyetinden,okulundan,akrabandan,sevdiklerinden her şeyinden olacaksın değer mi, düşün bir kez değil bin kez düşün.


ELBETTE İSTİSNA KAİDEİ BOZMAZ İMANLI GENÇLERE MÜJDELER OLSUN


BİRBİRİNİZİ SEVMEDİKÇE İMAN ETMİŞ OLMAZSINIZ


Sayın okurum insan için en büyük kazanç ve mutluluk Allah’ın sevgisini kazanmaktır. Allah(cc) Zalimleri, fesatcıları, kafirleri, haddi aşanları, kibirlenenleri asla sevmez. Buna karşılık takva sahiplerini tevbe edenleri sabredenleri, ihsan ve iyilik sahiplerini, birre ulaşanları, adaletli olanları, ibadetini yapanları, tevekkül edenleri, sever. Allah’ın sevgisine ancak onun emirlerine uymak peygamberinin yolundan gitmekle ulaşılır.


AYET:(Ali imran.31)'' Deki eğer Allah’ı seviyorsanız. Bana uyunuz ki Allah’ta sizi sevsin, ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayan ve esirgeyendir.''


Müslümanın görevi sevgisini iyiye güzele ve meşru olana yöneltmektir. Sevdiğini Allah için sevmek sevmediğini de Allah için sevmemektir. Nitekim peygamberimiz(sav)


HADİS: Ruhum kudret elinde olan Allaha yemin ederim ki siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız taktirde sizi sevgiye ulaştıracak bir şey söyleyeyim mi. Aranızda selamlaşmayı yayın. Karşılaştığınızda birbirinize selam verin.(Müslim) görüldüğü gibi Allah için birbirini sevmenin iman alameti olduğunu Peygamberimiz bize bildiriyor. Nitekim Allah kendisinin de sevdiği kula karşı çok şefkatli ve merhametli olacağını bakın şu ayetle bildiriyor.


AYET:(Maide.54)''Allah sevdiği ve kendisini sevenlere karşı çok şefkatlidir.''


İnsan oğluna sevgi doğuştan verildiği için sevmek için bahaneler arar. Çünkü sevgi su, hava, toprak kadar hayati bir ihtiyaçtır. Sevgi olmazsa dünyanın düzeni yıkılır. Nasıl mı başta Cenabı hak yarattığı kulları sevmeseydi. Kulların bunca isyanına katlanmaz. Asi olduklarında bütün kullarını yok öderdi. Biliyor musunuz ki Allah(ismi celalin anlamı(sevgidir) evet Allah(cc) sevgi demektir. Allah(cc) kullarını sevmeseydi. Bunca verdiği nimetlere karşılık kulların daima kendisine isyan etmesine rağmen onların rızıklarını kesmiyor. Onlara nimetlerini vermeye devam ediyor. Kullarını sevmese buna katlanır mı. Yine cenabı hak dünya düzenini devam edebilmesi için bütün canlılara sevgisinden verdi. İşte bu nedenledir ki. Vahşi bir aslan yavrusunun üzerine titrer bütün canlılar böyledir. Çünkü böyle olmasa nesil devam etmezdi bir ana çocuğu için seve seve canını verir. Kaldı ki Cenabı hak karşı cinsler arasında da sevgi oluşturmuştur. Yoksa hiç tanımadığı bilmediği bir insanın kahrını niye çeksin değil mi? Ama aralarına sevgi, merhamet, aşk, şehvet, ayrı kabiliyet, ayrı özellik koydu ki karşı cinsler birbirine muhtaç olsun birbirlerinin kahrını çeksin .Görüldüğü gibi sevgi yaşamanın hayatın düzenin geleceğin Dünyanın Ahiretin ve tüm işlerin ana kaynağıdır. Sevgi olmadan hiçbir şey olmaz. sevgi en büyük güçtür.


SEVGİSİZ DOSTLUK OLMAZ


Sayın okurlarım. Bir delikanlı ve bir genç kızın aralarında sevgi bağı olmasa Birbirlerine ayak bağı olacak birbirlerinin özgürlüklerini kısıtlayacak olan evliliği gerçekleştirirler miydi. Birbirlerini hiç tanımayan iki yabancı bir yastığa baş koyarlar mıydı. Kadın gece gündüz durmadan usanmadan kocasına hizmet eder miydi. erkek akşama kadar çalıştığı ve kazandığı parayı karısına harcar mıydı. Eğer Allah onlara evlat sevgisi vermeseydi Bin bir zahmete katlanıp çocuk yetiştirirler miydi Eğer evlatlara ana baba sevgisi vermeseydi Yaşlı olan ana babaya evlat hiç bakar mıydı. İşte neslin devamı için Allah(cc)İnsanlara karı koca evlat ana baba sevgisi vermiştir ve bunlar birbirlerini menfaat için değil. Karşılıksız severler. Bırakın menfaati onlar için kul köle olurlar canlarını seve seve verirler. Ayrıca toplum düzeninin devamı için çok çeşitli sevgiler vardır. işci, patron, öğrenci, öğretmen, memur, amir, küçük, büyük, birbirlerini severler. Ayrıca aynı dinde olanlar, aynı vatanı paylaşanlar, aynı köyde, aynı mahallede, aynı şehirde oturanlar, aynı partiyi, aynı takımı tutanlar, hobileri aynı olanlar, aynı okula gidenler, aynı kursta okuyanlar, aynı filmi sevenler, aynı şarkıyı sevenler, aynı kahveye gidenler, hatta aynı araba kullananlar bu örnekleri çoğaltmak mümkün bu kişiler birbirlerini severler. Çünkü canlılar birbirini sevmek için yaratılmışlardır. Bu sevgi sadece aynı aynı tip canlılar arasında değil ayrı canlılar arasında da mevcuttur. Mesela insanlar köpekleri ve kedileri ve atları ve kuşları hemen hemen hayvanların çoğunu severler. Hayvanlarda buna karşılık mesela köpek ve kedi onu seven insanı hiç terk etmez, ölse bile sahibinin mezarında sahibinin başında bekleyip te ölen çok köpek ve kediye rastlanmıştır. Sadece bu değil çiçek ve güllere sevgi gösterildiği zaman daha çabuk ve daha canlı renklerde açtıkları artık ispatlanmıştır.


RABBİM KALPLER ARASINA KÖPRÜLER KURMUŞTUR


Sayın okurlarım(Enfal.63)(ellefe beyne gulubihim)'' Kalpler arsında köprüler vardır. Kalpler birleştirilmiştir. Şunu iyi bilmek lazımdır ki eğer karşınızdaki insanın sizi sevmesini istiyorsanız önce siz onu sevin. Sizin kalbinizdeki sevgi onun kalbine nakşedecek köprü kurulacak oda sizi sevecektir. Hani şimdiki tabirle elektriklenme olacaktır. Ancak çeşitli nedenlerle karşınızdaki size sevgisini belli etmeyebilir buna aldanmamalı sevgimizi karşımızdakine belli etmeliyiz ve onu sevdiğimizi söylemeliyiz. Kim diyor bunu peygamberimiz işte


HADİS:''(iza ehebberreculu ihahu felyuhbirhu ennehu yuhibbehu)''Bir kimse din kardeşini severse sevdiğini ona bildirsin''(Ebu davut-tirmizi)


Görüldüğü gibi insan karşısındakine sevgisini belli etsin ki aradaki dostluklar pekişsin kalplerdeki kırgınlıklar şüpheler ortadan kalksın. Bu hadisi şerife rağmen maalesef karı kocasına, koca karısına şımarır diye sevdiğini söylememekte böylece nice yuvalar boşuna huzursuz olmakta bazen de yıkılmaktadır. Özellikle kadınlar seni seviyorum cümlesine çok önem vermekte bunu söylemeyen kocalarından soğumakta ve maalesef bu sözü söyleyen başka erkeklere kapılmakta ve yuvalarını yıkmaktadırlar. O nedenle bilhassa erkekler lütfen peygamberimizin bu hadisi şerifini uygulayalım herkese ama bilhassa hanım ve çocuklarımıza onları sevdiğimizi söyleyelim ve ispat edelim. Bugün psikologların en çok üzerinde durdukları şey çocuklara oyuncak, elbise hediye almaktan çok onları sevmemiz gerektiği üzerinde çok duruyorlar. Çocukluğunda sevgi almayan sevilmeyen çocukların ilerdeki hayatlarında başarılarının imkansız olduğunu, aşağılık kompleksli, kişiliksiz, aşırı asabi, hastalıklı, başarısız topluma yük bireyler haline geldiklerini belirtiyorlar. O halde gelin çocuklarımıza sevdiklerimize, arkadaşlarımıza, akrabalarımıza, hayvanlara bitkilere ve her şeye sevgimizi verelim sevgimizi belli edelim. Allah’ın bizi yaratmasındaki gayesi kendisine kul olmak ve kendisini sevmek olduğunu unutmayalım.


DOSTTA ARANMASI GEREKEN ÖZELLİKLER


Sayın okurlarım kişi dostluk edeceği kimselere dikkat etmelidir nitekim Peygamberimiz(sav)şöyle buyurur


HADİS:''(elmeru ala dini halilihi felyenzur ehedukum men yuhalıl)'' Kişi dostunun dini ve ahlakı üzerinedir. Öyleyse herhangi biriniz dostluk edeceği kimseye dikkat etsin'' buyurmuştur. Dostta aranması gereken özellikler şunlardır.


1-AKILLI OLMAK: Akıl sermaye ve asıldır. Ahmak olan kişinin dostluğu insana daima zarar getirir. Sonu dargınlık ve ayrılıktır. Nitekim Hz Ali(ra)''Ahmak ve cahil ile arkadaşlık, dostluk etme. Ondan kendini koru. Nice ahmaklar vardır ki dostlarını helak ederler. Kişi dostu ile ölçülür. Bir şey için diğer şeyde kıstas ve ölçü vardır. Kalpler buluştuğu zaman. Birinin diğerine tesiri vardır. Akıllı düşmandan korkma ahmak dosttan kork Ahmaktan uzaklaşmak Allaha yaklaşmaktır.'' demiştir.


Süfyani sevri: ise'' Ahmak olanın yüzüne bakıp durmak büyük hatadır. Demiştir. Akıllı olmayan dost sana iyilik yapacağım derken sana kötülük yapar. Toplum içinde seni mahcup duruma düşürür. Kendi seviyesine seni indirir. Toplum tarafından küçümsenmene sebep olur. İtibarını bitirir. Toplumun sana olan saygınlığını bitirir. Yanlış anlaşılmana dedikodunun yapılmasına sebep olur. Ahmak dosttan kaçıp Akıllı düşmanla birlik olman senin için daha hayırlıdır.


2-GÜZEL AHLAKLI OLMAK: ''Güzel ahlak bir dostta mutlaka aranmalıdır, zira aklı başında nice insanlar vardır ki her şeyi olduğu gibi bilir anlar fakat kötü huylarını yenemediği, ahlakını güzelleştiremediği, nefsine ve şeytana yenik düştüğü, iradesine sahip olamadığı için. Kızdığı zaman hiddetini yenemez. Şehveti kendine galip gelir. Cimriliği veya korkaklığı üstün gelir. bile bile yanlış yola sapar. Böyle bir dost insana büyük zararlar verir. Söyle bana dostunu söyleyeyim sana kim olduğunu atasözünün gereği olarak. Onunla bir tutulmana sebep olur. Zamanla sende güzel ahlakını yavaş yavaş kaybeder sende onun gibi olursun. O nedenle böyle insanlarla dost olunmamalı, arkadaş olunmamalı, böyle insanlarla oturulmamalı, sohbet edilmemeli, hemen onlardan uzaklaşmalıdır ki onun kötü ahlakı senin güzel ahlakını bozmasın. Üzüm üzüme baka baka kararır demişler. Aman sakın onun kararmış kalbine bakarak nur gibi kalbini karartma. Onu güzel ahlaklı yapabilirsen bu gücü kendinde görürsen ona yaklaş ancak ava giderken avlanmakta var bu işin içinde o nedenle avlanacağını anlarsan hemen uzaklaş nefsin sana böyleleri ile dost ol der. Sakın nefsine uyma. Çünkü nefis daima kötülüğü emreder(Yusuf.53)Şeytana da uyma çünkü şeytan da en büyük düşmanındır.


3-FASIK OLMAMAK: Günahları işlemekte ısrar eden fasığın dostluğundan da hayır gelmez. Günah işleyen kişinin dostluğuna güven olmaz. Çünkü o gayesine ulaşmak için her şey yapar. Nitekim Allah(cc) bizleri böylelerine karşı uyarmaktadır.


AYET:(Kehf.28)''Kalbi zikrimize kapalı olan heva ve hevesine uyan kimseye itaat etme(ona güvenme dost kabul etme)''yine başka bir ayeti kerimede


AYET:(Taha.16)'' Zikrimizden(Kuran-ı kerim) yüz çevirip ancak dünya hayatına dönenlerden yüz çevir'' ve


AYET:(lokman.15)'' Bana yönelenlerin yolunu tut.'' buyurarak fasıklarla dost olmamız gerektiğini onlara itaat etmememiz gerektiğini, onlardan yüz çevirmememiz gerektiğini ve ancak Allaha yönelenlerle dost olmamız gerektiğini bize bildiriyor.


4-BİDAT SAHİBİ OLMAMAK :''Bidat sahibi olanlarla dost olmak doğru bir davranış değildir. Hz Ömer(r.a) şöyle demiştir.'' Sadık kardeşlik bul ve arasında yaşa dürüst samimi arkadaşlar dostlar, genişlikte süs ve ziynet, darlıkta yedek sermayedirler. Dostunun sana düşen işini güzel şekilde gör ki lüzumun da daha fazlası ile karşılaşasın. Düşmanından uzaklaş her dosta bel bağlama, ancak emin olanları seç. Emin olanlar Allahtan korkanlardır. Kötü insanlarla düşüp kalkma onlardan kötülük öğrenirsin. Onlara sırrını verme ifşa ederler, yayarlar, işlerini Allahtan korkanlara danış ve onlarla istişare et.


Alkametul utaridi: Oğluna vasiyetinde şöyle demiştir. ''Oğlum arkadaşlık ihtiyacını duyduğun zaman kendisine hizmet ettiğin kimse seni hizmetçi mevkiine düşürmesin. İzzeti nefsini koruyan arkadaşlığında sana şeref veren seni ziynetlendiren ve ihtiyaç anında sana yardım edenlerle düş kalk. Hayr işlerinde sana yardımcı olan iyiliklerini söyleyen kusurlarını gizleyen kimselerle samimi ol. Kendisinden bir şey istediğin zaman veren,sustuğun zaman seninle konuşan, sıkıntılı olduğun zamanlarda yardımına koşanlarla buluş. Sözünü tasdik eden. İcabın da emrini yerine getiren. Tartışma esnasında seni tercih eden kimselerle sohbet et. Arkadaşlık dostluk edeceğin kişi şu iki kişiden biri olmalıdır ve bunlardan başkası ile arkadaşlık etmemelisin. Birincisi kendisinden din ve ahlak konusunda faydalanabileceğin kişi ikincisi ise din ve ahlak konusunda senden faydalanacak kişi


İNSANLAR 4 KISIMDIR


1-Tatlı: Ondan ye çünkü yemekle ondan doyum olmaz.


2-Acı: acı yenmez


3- Mayhoş: o senden bir şeyler almadan sen ondan bir şeyler al


4-Tuzlu: yalnız ihtiyaç zamanında ondan az bir şey al.


4 KİMSEYLE DOSTLUK YAPMA


1-Yalancı: Çünkü sen ona inanırsın aldanırsın. Zira o serap gibi uzağı yakın yakını uzak gösterir.


2-Ahmak: Ahmakla da dost olma çünkü sana karı dokunacak yerde zararı dokunur.


3-Cimri: Cimriyle de dost olma çünkü o acil olan ihtiyacını bile görmez.


4-Korkak: Korkaklarda dost olma, çünkü o en küçük sıkışmada hemen seni satar.


3 TÜRLÜ DOSTLUK VARDIR


1-Ahiret dostluğu.


2-Dünyalık dostluğu.


3-Sohbet dostluğu bu üçünü bir adamda bulabilirsen ne mutlu sana.


DOSTLUĞUN 6 TÜRÜ DAHA VARDIR


1-Gıda.: Gıda gibi dostluk: Vucut gıdasız olamayacağı gibi insanda böyle dostsuz olamaz.


2- ilaç: İlaç gibi dostluk: Bazı zamanlarda ihtiyaç olur. İmdadına yetişir.


3- Hastalık gibi dostluk: İnsan hiçbir zaman onu istemez ama bazen yakalanır.


4-İnsanlar ağaçlar ve bitkiler gibidir: Bazısının hem gölgesi vardır hem de meyvesi vardır. Her şekilde sana faydalı olur. Ahiretini de dünyanı da kurtarır.


5-Bazısı vardır gölgesi vardır meyvesi yoktur: Yani dünyalıkta sana faydası vardır ancak ahiretine faydası yoktur.


6-Bazısı da vardır ki ne meyvesi vardır nede gölgesi vardır: Böylelerinden uzak durmalıdır. Sana dünyalık ta ahiretlik te faydası olmadığı gibi senin dünya ve ahiretine zarar verir.


DOSTLUK HAKLARI SEKİZDİR


Sayın okurlarım dostluk hakları sekiz tanedir.


1-Dostlar arasında mal ile yardımlaşmak 3 derecedir.


A-En aşağısı dostunu hizmetçi kabul edip malının fazlasından onun ihtiyacını gidermek. Bir ihtiyacı olduğu zaman sende varsa istemesine hacet kalmadan hemen ihtiyacını temin edersin. Zira onu istemeye mecbur etmek dostlukla bağdaşmaz.


B- Dostunu kendi seviyende tutmak. Onu mal ve servetine ortak gibi kabul edip icabında malını onunla paylaşmak.


C-Dostunu kendine tercih edip onun ihtiyacını kendi ihtiyacına tercih etmek. Dostluğun en üst seviyesi budur. Gerçek dostlukta budur. Eğer dostun hakkında bu üç şeyden hiçbirine sahip değilsen senin o kişiye dost olmadığın anlaşılır. Eğer bu 3 şeyde dostunda yoksa o senin dostun değildir. Hemen ondan uzaklaş kuru kuruya arkadaşlık yapmak. Ölülerle arkadaşlık yapmak kadar lüzumsuzdur. Borçlu ve sıkışık olduğun zaman bırak istemeden vermeyi istediğin halde param yok diyorsa Kendisinde yoksa bile başkalarından araştırıp senin işini görmüyorsa bu kişi senin dostun değildir. Hemen ondan uzaklaş. Özetlersek dost ya malının fazlasını sen ondan istemeden sana verir ki bu dostluğun en alt derecesidir. Ya kendinde olanı seninle paylaşır. Ya da seni kendine tercih eder. Bu üçü de yoksa o kişi senin dostun değildir. Ondan uzaklaş.


2-YARDIM ETMEK: Dostluğun ikinci hakkı dostunun yardımına o istemeden ve kendi işini sonraya bırakarak koşmaktır. Ona yardım ederken de surat asmamak güler yüzlü olmak gerekir. Yoksa söylene söylene surat bir karış yaptığın yardımı dostunun burnundan getiren yardım geçerli değildir. Bu dostuna yardım değil zulüm olur.


HADİS: Peygamberimiz(sav) buyuruyor ki. Bilmiş ol ki Allah’ın yeryüzünde çok değerli kapları vardır. O kaplar kalplerdir. Bu kalplerin Allah katında en sevimlisi günahlardan pak, dinde gayretli, ve dostlarına en yumuşak olandır. Dostlukta usul onun ihtiyacını kendi ihtiyacın gibi hatta daha mühim kabul etmen ve kendi ihtiyaçlarını unutmadığın gibi onun ihtiyaçlarını da araştırıp daima hatırından çıkarmamandır. Onun müracaatına lüzum kalmadan yardımına koşman. Ve yardımda bulunurken kendine bir pay ayırman Yaptığın yardımı kabul etmesini lütuf saymandır. Hatta yalnız ihtiyaçlarını gidermekle yetinmeyip önceliği ona vermelisin.


Hasan Basri(ra)'' demiştir ki ''Bizim dostumuz bize ailemizden daha sevimlidir. Ailemizi bizi dünyada arar Dostlarımız ise mahşer yerinde arar. Demiştir.'' Eğer bir dostunuzu 3 gün peş peşe görmediyseniz. Ziyaretine gidin işi varsa yardım edin. Hasta ise onunla ilgilenin.


Sayın okurum görüldüğü gibi dostluk öyle basit bir şey değil, lafta dost olmak başkadır gerçek dost olmak başkadır.


3- DİL: Dostluğun 3.hakkı dildir. Dost gerektiğinde susmasını gerektiğinde konuşmasını bilmelidir. Susması demek dostunun huzurunda veya o olmadığı zamanda dostunun kusurlarını bilmezden gelmek. Ve onlardan hiç bahsetmemektir. Münakaşadan kaçınmak, işin iç yüzünü kurcalamamaktır. Dostunu yolda gördüğü zaman nerden gelip nereye gittiğini niçin gittiğini sormaz gerçek dost. Çünkü belki açıklamak istemez, belki yalan söylemeye mecbur kalır. Dostunu yalan söylemeye mecbur bırakmak gerçek dostun işi değildir. Dostun yalnızca sana söylediği sırrı aramızda kalsın dediği sırrı başkalarına söylemek ahlaksızlıktır. Emanete ihanettir. Hatta öyle olmalısın ki zamanla dostunla aran açılsa bile hatta düşman bile olma durumunda kalsanız bile sana söylediği sırrı yine de söylememelisin. Dostun hakkında duyduğun kötü sözleri ona söyleyip onu üzme. Dostunun kötülüklerini gizleyip iyiliklerini söyle. Eğer dostunun iyiliklerini başkalarına söylemiyorsan. Onu çekemiyorsun, kıskanıyorsun demektir ki dost dostu asla kıskanmaz. Hatta onun kendinden üstün olmasını ister. Dostunun ve aile efradının kusurlarını söylemek zaten gıybettir. Gıybet değil dostlar arsında herkes için haramdır ama dostlar arasında daha büyük haramdır. Gıybetten kurtulmanın iki yolu vardır.


A-Kendi halini düşünmektir. Kendinde bir kusur bulduğun zaman sen nasıl kendi kusurunu düzeltemiyorsan onunda kendi kusurunu düzeltemediğini düşünerek onu mazur görmelidir. Oda senin gibi bir insandır. Onunda senin gibi nefsi ve şeytanı var. Belki de onun kusurunun aynısı sende yok ama Belki de senin başka kusurların onun kusurlarından daha büyüktür bunu düşün. Onun kusurlarını değil kendi kusurlarını gözünde büyüt onun kusurlarını ise affet. İşte o zaman dedikodu yapmaktan kurtulursun. Nefsinin esiri olmazsın. Kusursuz insan olabilir mi?


B- Dedikodudan kurtulmanın ikinci yolu Kusursuz dost arayanın dostsuz kalacağını kusursuz insan olmayacağını bilmendir. İnsanların iyilikleri olduğu kadar kusurları da vardır. Aranan iyiliklerin kötülüklerden fazla olmasıdır. Mümin, mümin dostunun daima iyiliklerini hatırlar. Kötülüklerini unutur ki bu sayede sevgi ve saygı artar. İnsanların daima kusurlarını araştıranlar, ahlaksız münafıklardır. Mümin daima mazeretleri kabul eder. Münafık ise daima hataları araştırır. Gerçek dost dostunun kusurlarını bağışlayandır. Hiç kötülüğü olmayan hiç kusuru olmayan bir insan olamayacağı gibi hiçbir iyiliği olmayan bir insanda düşünülemez. Her insanın mutlaka iyi bir tarafı vardır. Sen insanların iyi tarafını bul Dostunun iyiliği bir nokta ise o noktayı görmen dostunu memnun eder ve o nokta kadar olan iyiliğinin artmasına sebep olursun. Böylece zamanla dostunun iyilikleri kötülüklerini geçer. Dostunun kötülüklerini ne kadar büyük olursa olsun görmemen dostunun kötülüklerini azaltmasına sebep olur. Yoksa bir adamın kötülüklerini söylemek, yaymak, ifşa etmek, o kişiyi asla o kötülükten vazgeçirmez. Üstelikte aleniyet kazandığı için gizli yaptığı kötülüğü aşikare yapmaya başlar. Ve başkalarına da örnek olur. O halde dostunun iyiliğini düşünüyorsan kötülüklerini kusurlarını gizle, iyiliklerini de yay anlat, böylece onu cesaretlendirmiş iyilikleri yapmaya teşvik etmiş olursun


Sayın okurlarım ne yazık ki bugün insanlar bırakın dostunun kötülüklerini gizlemeyi ve iyiliklerini yaymayı tam tersini yapmaktadırlar. Yani dostunun iyiliklerini gizleyip görmezden gelmekte ve kötülüklerini bire bir katarak abartarak, ekleyerek, dramatize ederek ballandıra ballandıra anlatmaktadırlar. Bunun sebebi nefis konusunda işlediğimiz gibi kendi nefislerini temize çıkarmak, kendi nefislerini haklı çıkarmak ve kendi egolarını tatmin etmektir. Kendi kusur ve hatalarını gizleyip, toplum nazarında itibar kazanmaktır. Başkalarının kusur ve hatalarını söyleyerek ve yayarak onları toplumun nazarında küçük düşürmektir. Halbuki böyle yapanlar. Kendilerini küçük düşürdüklerinin farkında değillerdir. Dostun hakkında kötü konuşmamak. Sana borç olduğu gibi Kalbinden de suizan( kötü düşünce) geçirmemen sana borçtur. Zira Allah(cc) suizannı yasaklamıştır.


AYET:(İsra.36)''İyi bilmediğin şeyin ardına düşme''


AYET:(Huccurat.12)'' Ey iman edenler zannın çoğundan kaçının zira zannın çoğu haramdır.'' buyurarak suizannı kesin olarak yasaklamıştır. Peygamber efendimizde


HADİS:'' Allah(cc) müminin mümine kanını, malını, ve ırzını haram kıldığı gibi aleyhinde kötü zanda bulunmayı da haram kılmıştır.''


HADİS: Suizandan son derece sakının zira suizan sözlerin en yalanıdır.'' Suizan insanı tecessüse yani kusur araştırmaya sevk eder. Zira Allah(cc) bunu da yasaklamıştır.(Huccurat.12)'' (ismuvvela tecessessü)''tecessüs etmeyin ''yani kusur araştırmayın buyurmuştur. Peygamberimiz(sav)


HADİS: Suç araştırmayın gözünüzle kusur araştırmayın. Birbirinize arka çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun(Buhari) Gerçekte dost dostu hakkında sui zanda bulunmadığı gibi. Onun kusurlarını da araştırmaz. Allah(cc) ayıpları örter, günahları bağışlar, kulunun kusurlarından vazgeçer. Allah(cc) kendi yarattığı ve sayısız nimet verdiği kullarını bağışlıyor, kusurlarını gizliyor, günahlarını affediyor da sen nasıl oluyor da kendin günahlara batmışken kendin kusurlu olduğun halde belki de karşındaki Allah’ın huzurunda senden üstün olabileceği halde kusurları bağışlamaz. Açığa çıkarırsın Yoksa haşa onu sen mi yarattın sana ne; bu huyundan derhal vazgeç. Bilmiş ol ki kendin için sevdiğini başkası içinde sevmedikçe bırak dost olmayı kamil bir Müslüman bile olamazsın. Elbette ki dostun senden sırlarını, hatalarını gizlemeni bekler. Böyle yapmazsan dostluğunuz biter. Senin dostunun sırlarını açığa çıkarman onu kıskandığını gösterir. Yalanın caiz olduğu yerler vardır. Bunlardan biride dostunun kusurları konusunda yok böyle bir şey diyerek o kusurun onda olduğunu bile bile yalan söylemelidir. Nitekim Peygamberimiz(sav)


HADİS: ''Din kardeşinin ayıplarını örten kimsenin Allah(cc) dünya ve ahirette kusurlarını örter.(İbni Mace)


HADİS: Bir kişi etrafına bakınarak sana bir söz söylediyse o söz sana emanettir. Emanete hıyanet etmemeli o sözü saklamalısın''(Ebu davut)


HADİS:'' Meclisler emniyet yeridir. Orada konuşulanlar harice çıkmaz. Ancak şu 3 meclis müstesnadır.


1-Haksız yere adam öldürülme konusu konuşulan meclis


2-Başkalarının ırzına taarruz için hazırlık yapılan meclis


3-Başkalarının malına tecavüz için hazırlanan bu konunun konuşulduğu meclis.(Ebu Davut)


Ahmak olanın kalbi ağzında, Yani ahmak sır saklayamaz her bildiğini olur olmaz yerlerde söyler. Bu nedenle ahmak ile dost olmamak lazımdır. Akıllı olanın dili kalbindedir. Alimin birine sırrı nasıl saklarsın demişler. O haber vereni inkar eder. Haber almak isteyene de yemin ederek o sırrı saklarım demiştir. Sana emanet edilen sırı göğsüne yerleştir. Öyle ki o göğüs o sırrın mezarı olsun.


Eğer dostun sana bir sırrını söylerse. O sırrı tamamen unut. Dostuna sırrını söylemeden önce onu dene sır olmayan önemsiz bir şeyi büyük bir sırmış gibi ona aktar sakın kimseye söyleme diye de tembih et. Sonrada aranız açıldığında o sırı söyleyip söylemediğine bak. Eğer senle dargınken bile sırrını söylemiyorsa o senin gerçek dostundur. Aslında en güzeli sırrını kimseye söylememektir. Yavuz sultan selim mısırı fethedeceği zaman çok büyük hazırlıklar yaptırıyor sefere hazırlanıyordu. Fakat hiç kimse seferin nereye yapılacağını bilmiyordu. En yakını olan sadrazam padişahım nereye sefer yapacağımızı bana bile söylemiyorsun yoksa benim sır tutamayacağımı mı zannediyorsun. Bana güvenmiyor musun yok sa . Diye sorunca padişah kızgınlıkla be hey sadrazam sen beni sırrını saklayamamakla mı suçluyorsun. Bana güvenmiyor musun ben sırrımı saklayamazsam senden ne hakla sırrımı saklamamı isterim. Emin ol ben sırrını saklayan insanım demiştir. Ne güzel bir cevap sen kendi sırrını saklayama söyle ondan sonrada başkalarından senin sırrını saklamasını iste, akıl işi değil. Sen kendi sırrını saklayamayıp söylersen başkaları senin sırrını niye saklasın. Onlara kızmaya ne hakkın var değil mi?


Sayın okuyucum 4 durumda sana karşı tavırları değişen ile dost olma.


1- Kızdığı zaman sana tavırları değişiyorsa


2-Menfaati olduğu zaman sana tavırları değişiyorsa


3-Şehvet hisleri galebe geldiği zaman tavırları değişiyorsa


4- Kalabalık bir ortamda sana karşı tavırları değişiyorsa o kişi dostun değildir ondan hemen uzaklaş. Gerçek dostlar kızdıkları zaman veya seninle araları açıldığı zaman bile iyiliğini söyler kötülüklerini açığa vurmazlar. Gerçek dost olmayanlar ise iyiliğini gizler kötülüklerini açığa çıkarırlar. Dostunun her sözüne itiraz etmemek lazımdır, susmak lazımdır. Kötü kişiyle mücadele üzülmene iyi kişiyle mücadele küstürmene sebep olur. Nitekim peygamberimiz(sav)


HADİS: ''Haksız olduğu halde mücadeleden vazgeçen kimseye Allah(CC) cennette kenar bir yerde ev inşa ettirir. Fakat haklı olduğu halde mücadeleden vazgeçene ise cennetin ortasında büyük bir köşk inşa ettirir(Tirmizi, İbni mace)


HADİS:'' Birbirinize arka çevirmeyin husumet beslemeyin, çekememezlik yapmayın, aranızı açmayın, Ey Allah’ın kulları kardeş olun. Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu mahrum etmez, onu terk etmez, kişiye kötülük olarak din kardeşine hakaret etmesi yeter.(müslim) HADİS: ''Mücadeleyi terk edin zira onun karı azdır. Faydası az olduğu gibi dostlar arasına husumetin girmesi, ne sebep olur. Şüphesiz luzumsuz münakaşalar dostları azaltır. Husumeti çoğaltır. Bir kişiye düşman olman karşılığında bin kişiye dost olacağını bilsen bile bin dostundan vazgeç. Ama bir kişiye düşman olma. Velhasıl mücadelenin en büyük sebebi karşındakinin cehaletini ortaya koymak suretiyle onu tahkir edip kendisinin akıl ve fazilet ve şeref yönünden üstünlüğünü ortaya çıkarmak karşındakini küçük düşürmektir ki bu kibirdir. Kendini üstün görme karşındaki küçük görmektir. Bu zaten dostluk değil düşmanlıktır.


HADİS: ''Kardeşinle mücadele etme onunla alay etme ve ona verdiğin sözden dönme(tirmizi)


HADİS:'' Siz mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz öyle ise onları güler yüz ve güzel ahlakla memnun etmeye çalışın.(Taberani hakim. Mücedele güzel ahlakın zıddıdır. Bu konuda o kadar hassas ol ki mücadele olacağını tahmin ettiğin konuyu dostuna sorma. hatta dostun hadi kalk gidelim dediği zaman nereye gidiyoruz diye sorma. Dostluğun hakkı hiç sormadan kalkıp beraber gitmektir.


4- KONUŞMAK: Dostluğun dördüncü hakkı konuşmaktır. Kardeşlik, arkadaşlık, dostluk kötü sözlerden susmayı gerektirdiği gibi iyi sözleri konuşmayı da gerekli kılar. Muhabbeti arttıracak sözleri konuşmak dostluğun gereğidir. Çünkü dost edinmekteki gaye ondan faydalanmaktır. Mesela bir derdi olup olmadığını sormalı ve üzüntüsünü gidermelidir. Neşeli hallerinde neşesini ve sevincini paylaşmalı ve onu dostunu söylemelidir. Dostluğun manası neşe ve sevinci ,elem ve kederi, paylaşmaktır. Nitekim Resulullah (sav)


HADİS: ''Sizden biriniz kardeşini sevdiği zaman sevgisini ona duyursun(Ebu Davut-Tirmizi) buyurmuştur.


Peygamberimizin karşınızdakine sevdiğinizi söyleyin buyurması sevginin ve dostluğun artması içindir. Siz karşınızdakine seni seviyorum dediğiniz zaman herhalde size düşmanlığı artmaz. Öyle değil mi. Aksine oda seni sever ve dostluğunuz artar. Sende karşındakinin seni sevdiğini anladığın zaman ona karşı sevgin iki kat daha fazla artar. Dostluğun gereğinden biride dostunun yüzüne karşı veya arkasından onun hoşlandığı isimle onu çağırmak veya anmaktır. Hz Ömer(r.a) buyuruyor ki 3 şey dostluğu pekiştirir.


1-selam vermek


2-mecliste yer vermek


3-sevdiği hoşlandığı bir isimle çağırmaktır.''


Kişi dostunun methedilmesini arzuladığı mecliste dostunu övmeli iyiliklerinden bahsetmelidir. Sevgiyi çoğaltmanın bir yolu budur. Bunun gibi aile efradını ,sanatını, işini, aklını, ahlakını, kıyafetini, şeklini, eserini bütün hoşuna gidecek şeylerini yalan katmadan ve abartmadan söylemendir. Bundan da önemlisi arkasından onun iyiliğine konuşulanları ona söylemendir. Konuşulması gereken şeylerden birisi de senin için yaptıklarına ve hatta yapmak istediklerine karşı ona teşekkür etmendir. Hz. Ali(ra) buyuruyor ki. ''Dostunun kendi hakkındaki samimi düşünce ve niyetlerine teşekkür etmeyen yaptığı iyiliklere de şükretmemiş olur.'' demiştir.


Sevgiyi ve dostluğu arttırmanın bir yolu da gıyabında ona karşı hazırlanan suikast karşılığında veya hakkında söylenen kötü sözlerde onu müdafaa etmektir. Dostluğun hakkı budur. Dostunu korumak ve ona yardımcı olmak için dostunun aleyhindeki sözlere karşı çıkacaksın. Karşı çıkmazsan veya sende onlarla birlik olup dostunun gıybetini yaparsanız. Bil ki dostunun ölüsünün etini yemiş olursun. Nitekim Allah(cc) (Huccurat.12)''Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeği sever mi bunu çok çirkin, çok iğrenç buldunuz öyle değil mi? O halde mümin kardeşinizin arkasından hoşlanmayacağı şeyleri konuşma, arkasından dostunun aleyhinde asla konuşma, gıybetini yapma, yapanlara da asla müsaade etme. Onu savun, gıyabında dostunun seni nasıl anmasını istersen sende dostunu gıyabında öyle an. Senin hakkında konuşulduğu zaman dostunun nasıl seni savunmasından hoşnut oluyorsan. Sende onun gıyabında onun hoşlanacağı şeyleri söyle. Aleyhinde konuşulan dostunun perde arkasında dinlemekte olduğunu fakat senin onun orada olduğunu bilmediğini farz etsen o zaman nasıl konuşmak isterdin ve hangi sözlerini ona duyurmak isterdin. İşte dostunun gıyabında (arkasında)böyle konuşmalısın. Dostunun arkasından konuşurken seni duyduğunu farz et onun huzurunda nasıl konuşuyorsan arkasından aynı şekilde konuş hatta daha fazla onu överek konuş. Onun yerine kendini koy. Onun senin hakkında hangi konuşmasından hoşlanırsan sende onun hakkında öyle konuş. İşte bu kendisi için iyi gördüğünü başkaları içinde iyi görmektir. Kendisi için sevdiğini başkaları içinde sevmektir.


5- HATALARI AFFETMEK: Dostluk haklarından 5.cisi dostun hatalarını affetmektir. Dostun işlemiş olduğu bir takım hata ve kusurları affetmek gerekir. Dostun hatası ya dininde olur, ya dünyasında olur. Dostunun dinde olan hatalarını ona nasihat ederek gidermeye çalışırsın. Eğer isyan etmeye devam ederse onu yola getirebileceğine ve kendinde o hataya düşmeyeceğine eminsen onu hatalarından vazgeçirinceye kadar ondan ayrılma, ama yola gelmeyeceğine inanıyorsan sende onun yaptığı hataya düşmekten korkuyorsan derhal ondan vazgeç. Ondan uzaklaş. Dostunun sana karşı yaptığı hataları affetmeye gelince gerçek dost isen dostunun sana karşı yaptığı hataları affedersin sana kötü bir söz söylediği zaman söyleyen iyi adamsa bağışla kötü adamsa karşına alma. Dostunun hoşuna giden taraflarını al hoşuna gitmeyen taraflarını at. Sevdiğin kimseyi aşırı sevme gün gelir sana düşman olur. Kin ve nefret ettiğin kimseye de aşırı nefret duyma gün gelir dostun oluverir. Utanırsın


6-DUA: Dostluğun altıncı hakkı dostun için dua etmektir. Peygamberimiz(sav) buyurdu ki


HADİS: ''Bir kimse dostuna gıyabında dua ettiği zaman bir melek Allah(cc) sana da dua ettiğin gibi versin diye dua eder.''


HADİS:'' Kişinin kardeşi hakkında yapmış olduğu dua asla reddolunmaz.'' Sayın okurlarım gerçek dost dostu için daima dua eder. Dua ettiği zaman aynı zamanda kendisine dua etmiş olduğunu yukarıdaki hadisi şeriften anlıyoruz. O halde hem kendimiz hem de dostumuz için dua etmeliyiz.


7-VEFALI OLMAK: Dostluğun haklarından yedincisi dostunu unutmamaktır. Öldükten sonra dahi onu hatırlamak yad etmek peşinden dua etmek , rahmet göndermek, ruhu için kuran okumak ve hayır yapmak gerekir. Muhtaç olduğun zaman sana yaklaşan, genişlik zamanında malına göz dikmeyen, yükseldiği zaman üstünlük taslamayan, senden ayrıldığında seni unutmayan, öldüğünde seni anan, dosttur gerçek dost.


8- DOSTUNA YÜK OLMAMAK: Dostluk haklarından biride ona yük olmamaktır. Dosta lüzumsuz tekliflerde bulunulmamalı, mümkün oldukça ihtiyacımızı ondan gizlemeli, ve elden geldikçe ondan bir menfaat mal, para, makam, mevki, v.b şeyler isteyerek dostu zor durumda bırakmamalıdır. Dostluk sade olmalıdır. İnsanların aralarının açılması lüzumsuz külfet ve zahmetten kaynaklanmalıdır. Dostu bunaltmamalı onu zor duruma düşürmemeli, ona yük olmamalıdır. Sayın okurlarım. Günah işlediğinizde, sizin affınızı dileyen, hata yaptığınızda sizin namınıza özür dileyen, sıkıntılı anınızda size yardım eden, ve size yük olmamaya çalışan kişilerdir sizin gerçek dostunuz. Dostluk ve sevgi külfeti terk etmektir. Külfeti olmayanın sevgisi ve dostluğu, ağırlık vermeyenin, bunaltmayanın, bıktırmayanında muhabbeti daim olur. İnsanlarla güzel geçinmek istersen ister dostun olsun ister düşmanın olsun. Hepsine güler yüzle karşıla herkese karşı zillete düşmeyen bir tevazu ve kibre varmayan bir vakar içinde ol . Her işte daima orta yolu tut. Omuz başlarına bakma yüze göze bak, iltifata layık olmayana iltifat etme kendini senden üstün görür ve seni küçümser. Halk arasında bulun, mecliste tevazu ile otur, parmak çıtlatma, yüzüğünle oynama, sakalını, bıyığını, dişlerini ve en önemlisi burnunu karıştırma, sineklerle oynama, zorunlu olmadıkça öksürme, hele balgam atmak çok büyük terbiyesizliktir. Sümkürme, gerinme, esneme, sözlerin düzgün, sohbetin faydalı olsun. Güzel sözleri can kulağı ile dinle, sürekli kendinden bahsedip durma, süslenmekte aşırıya kaçma, isteklerinde ısrarcı olma, sırrını değil başkalarına ailene bile söyleme, varlığını başta ailen olmak üzere kimse bilmesin. Çünkü varlığın yani paran malın az ise küçük görürler hakaret ederler. Sana yardım etmezler.(sana işlerinin düşmeyeceğini anladıkları için) eğer varlığın fazlaysa o zaman da ihtiyaçları hiç bitmez senin elindekini almak için her yolu denerler. Ellerinle işaret edip durma, hiddetlendiğin zaman konuşma sakinleşince konuş, Bir meclise girince mutlaka selam ver ve önündeki insanları çiğneyip geçme, boş bulduğun yerde otur. Hususi mevki arama, yollar üzerinde oturma, ama oturmak zorunda kalırsan gelen geçeni süzüp durma, düşkünlerin, mazlumların elinden tut, ayak takımları ile düşüp kalkma, zaruret olmadıkça onlarla oturma, insanlarla şakalaşma


Sayın okuyucum ölü olsun diri olsun, küçük olsun, büyük olsun, Alim olsun, cahil olsun, kadın olsun, erkek olsun, fasık olsun zahit olsun, köle olsun hizmetçi olsun, zenci olsun sarışın olsun, ne olursa olsun asla hiç kimseyi küçük görme. Küçük gördüğün anda helak olursun. Şayet bir insanı kötü biri olarak görüyorsan. Ne malum sen sonunda kötü ölürsün de o kişi düzelir iyi olarak ölür. Ne biliyorsun onun imansız senin imanlı olarak öleceğini sana bildiren mi var. Yoksa Allah’ın haşa sana böyle bir garantisi mi var. Dünyalık bakımından da kimseye heves etme. Çünkü Allah katında dünyalıkların hiçbir değeri yoktur. Dünya ehline heves ettiğin an dünyayı gözünde büyütmüş Allah’ın nazarında ise küçülmüş olursun. Dünyalık elde etmek için dininden taviz verme. Böyle yapmakla dünyalık olanlarında gözünde küçülmüş hem dünya hem de dininden olmuş olursun. Şayet dünyalıklarına nail olursan iyiyi verip kötüyü almış olursun ki bu alışverişte de aldanmış olursun. Onlara açıkça husumet besleme sonra müşkül vaziyete düşersin. Onların dini kaybolur. Ancak bu gibilerin gayri meşru ve kötü işlerini gördüğün zaman onların bu kötü işlerine buğz et ve isyanları sebebiyle uğrayacakları ilahi azaptan dolayı onlara acı varacakları cehennem onlara yeter. Senin daha fazla kin tutmana lüzum yok. Onların samimi olmayan sevgi, ilgi ve alakalarına bel bağlama. Halinden onlara şikayet etme. Allah seni onlara havale eder. Sonra daha çok perişan olursun. Gıyabında da göründükleri gibi olmalarını bekleme çünkü bu boş bir ümittir.. Onlardan bir şey bekleme onlardan bir şey ummak insanı zillete düşürür. İhtiyacın yok diye kimseye kibirlenme. Zira Allah(cc) bir gün seni onlara muhtaç eder ve kibrinin cezasını sana çektirir. Birisi bir ihtiyacını yerine getirdiği zaman o kendisinden istifade ettiğin kardeşin sayılır. Fakat ihtiyacını görmedi diye kimseye de kafa tutma. Sonra sana daha büyük kin besler. Kendisinde kabul emareleri görülmeyen kimseye vaaz etmekle meşgul olma. Çünkü o seni dinlemez. Sözlerinden kızar ve sana husumet besler. Öğüt ve nasihatin umumi bir maruzattan olsun. Hiçbir şahsı hedef alma. Onlardan bir ikram bir iyilik gördüğün zaman Allaha şükret. Çünkü onu yaptıran odur. Seni onlara havale etmesinden Allaha sığın. Onlardan bir zarar bir kötülük gördüğün zaman Onları havale et ve kötülüklerinden Allaha sığın. Sakın intikam almaya kalkma daha büyük zararla karşılaşır. Ömrünü boşa geçirmiş olursun. Onlara siz benim kadar bilemezsin deme, iyi bil ki hakkın olsaydı Allah onların gönlünde sana bir mevki bahşederdi. Gönüllere sevgi ve husumeti koyan Allah’tır. Aralarında bulunduğun müddetçe doğru sözlerini dinle yanlış sözlerine karşıda sağır ol. Haklarını muhafazada konuş yanlış işlerinde dilsiz ol, herkes ile sohbet etme, çünkü insanların çoğu en küçük hatayı bağışlamaz, kusurları affetmez, inceden inceye her şeyin muhasebesini yapar. Sendeki pireyi deve yapar. Açığını arar bulur ve bulduğu bu açıkla sana acımasızca vurur. Hiç insaf etmez hiç acımaz. Hiç merhamet etmez. Tek gayesi vardır. Seni rezil etmek, küçük düşürmek, kınamak, senin zayıf tarafını kollar, seni acımasızca kullanır, senin çektiğin acılardan başına gelen dertlerden, sıkıntılardan sonsuz bir haz ve keyif alır. Senin başarılı olmanı senin sevilmeni, asla istemez. Bundan müthiş bir rahatsızlık duyar. Kıskancından kudurur. Deliye döner. Böylelerini dost zannedip te onu kıskandıracak başarılarını, kazanımlarını ona anlatma kıskançlığından hepten kudurmasına sebep olursun.


Yanlışlık ve yanılma sebebiyle yaptığın hataları arar ve asla bağışlamaz. Söz taşıyarak ve iftira ederek ahbaplarını sana düşman eder. İşte böyle kişiler ile düşüp kalkmak sana zarar vermekten başka işe yaramaz. Hemen onlardan uzaklaş bunlar koyun postuna bürünmüş kurtlardır. Seni tuzağa düşürmek için ellerinden gelen her hileye başvururlar. Senin bulunduğun toplumda başkalarını kötüler sonrada sanki o sözü sen söylemişsin gibi suçu senin üzerine atar o söyledi der. Sayın okurlarım nefsi emmarenin ,şeytanın ve insan şeytanlarının hileleri desiseleri, tuzakları, planları saymakla bitmez. Sayın gençler dostluk bölümünü sizin için yazdım yoksa biz yaşlılar, dostlarımız zannettiklerimizden yediğimiz kazıklardan dolayı zaten herkesten soğuduk bizim olsa olsa bir iki dostumuz vardır. Siz gençler gibi yüzlerce arkadaşımız yoktur. Çünkü biz gerçek dost ararız siz ise vakit geçirecek, eğlenecek arkadaşlar ararsınız. Daha önce yazmıştım ama o hikayeyi okumayan arkadaşlarım için tekrar yazıyorum. Bir zamanlar zengin bir adam ve bir tek oğlu vardı. Adamın bir tek dostu oğlunun ise yüzlerce arkadaşı vardı. Baba oğluna oğlum bunlar senin dostun değil bunlar kendi çıkarları için, kendi menfaatleri için seninle arkadaş oluyorlar. Seninle hoş vakit geçirdikleri için, senin paranı harcadıkları için seninle birlik oluyorlar. Bunlar iyi gün dostu düşsen hiçbiri yanında olmaz. Bunlarla olan arkadaşlığına son ver dedikçe oğlu. Baba sen beni kıskanıyorsun senin tek bir arkadaşın var oda sana uzak ayda yılda bir görüşüyorsunuz. Sen arkadaş edinemediğin için beni kıskanıyorsun diyor babasını dinlemiyordu. Babası bir gün bir koyun keser ve bir çuvala koyar der ki oğlum bu çuvalı sırtına al arkadaşlarını dolaş onlara deki ben bir adam öldürdüm cesedi ve kendimi saklamam lazım bana yardım edin de. Hangisi seni kabul ederse gerçek dostun o, onunla arkadaş ol ötekilerden vazgeç tamamımı deyince, oğlu olur mu baba arkadaşlarım benim için canlarını verir. Göreceksin hepsi beni ağırlamak için sıraya girecek der ve gider. Günlerce eve uğramaz. En sonunda bir gün sırtında çuvalla geri gelir. Babasına sen haklıymışsın baba bunların hepsi iyi gün dostuymuş der. Babası birde benim arkadaşı deneyelim bakalım der. Ve oğlunu arkadaşına gönderir. Oğlu durumu babasının arkadaşına anlatır. Adam derhal çuvalı birine verir ona derki bu çuvalı tarlaya göm ve üzerinde sarımsak ek. Arkadaşının oğluna merak etme oğlum babana selam söyle der. Oğlan sevinçle gider babasına olayı anlatır. Adam oğluna der ki: git o arkadaşıma bir yumruk at. Ama nasıl olur baba dediyse de babası ısrar eder. Çocuk tekrar babasının arkadaşının yanına gider. Ona bir yumruk atar. Adam çocuğa derki. Git babana selam söyle biz bir yumruğa sarımsak tarlasının sırrını satacak adam değiliz. Çocuk babasına olayı anlatır. Babası oğluyla beraber arkadaşının yanına gelir olan biteni anlatırlar. Ve zengin adam oğluna derki bak gördün işte oğlum gerçek dost dostu ona kötülük yapsa da dostluğunu korur. Aşık Veysel’in şiiri ile son verelim.


DOST DOST DİYE NİCESİNE SARILDIM BENİM SADIK YARİM KARA TOPRAKTIR